Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ali BATURAY

Ali BATURAY

16.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Bir programa katıldık, duymadığımız lâf kalmadı

Çekimlerini BRT’nin Cumhurbaşkanlığı’nda yaptığı ve dört özel kanalın yayınladığı programda Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya, ben ve üç gazeteci arkadaşımız sorular yönelttik.

Programa KIBRIS Gazetesi’nden ben, Havadis’ten Başaran Düzgün, Yenidüzen’den Cenk Mutluyakalı, Kıbrıs Postası’ndan da Rasıh Reşat katıldı.

Aslında programla ilgili izlenimlerimi sizinle dün paylaşacaktım ama yorgunluktan ve başıma musallat olan bir diş ağrısından dolayı yazıyı yazacak gücü ve şevki bulamamıştım kendimde.

İzlenimlerimi bir gün beklettim ama işin rengi değişti, dün gün boyu program tartışıldı.

Programa katıldık diye duymadığımız laf kalmadı.

Sosyal medyadaki bombalamalar bir yana, sokakta bizi görenler soru yağmuruna tuttu, telefon edenler oldu.

Bin tane soru soruldu: “Programa neden benzer siyasi görüşü olan gazeteciler katıldı?”, “Neden sağ görüşlü bir gazeteci yoktu?”, “Neden Cumhurbaşkanı’na muhalif ama sol kesimden gazeteci yoktu?”,”Neden program 20 dakika geç başladı?”, “Neden gazeteci seçiminde gazete tirajları göz önünde tutulmadı?”, “Neden program süresi 1.5 saatle sınırlandırıldı?”, “Cumhurbaşkanı Akıncı neden daha kısa konuşmadı, neden daha ayrıntılı bilgi vermedi?” Sorular da sorular...

Sağ olsun, bazı meslektaşlarımız sosyal medyada tartışma başlattı, katılan kişiler de bize bolca geçirdi…

“Körler sağırlar, birbirini ağırlar” diyen mi istersiniz, katılan gazetecilere “figüran” diyenler mi, “Kuklalar aynı, ipleri oynatan aynı” diyen mi?

“Akıncı yazdı, gazeteciler oynadı” diyenler oldu, “Yandaş basın” diyenler oldu, “Senaryonun oyuncuları” diyen oldu… Ne öfke, ne kin, ne yakıştırmalar öyle...

Diğer arkadaşları bilmem ama kendi adıma söyleyeyim, programa katılmayı ben istemedim, BRT’den aradılar teklif ettiler ben de katıldım.

Üstelik o gün sınırlı personelle çalışıp çok yoğun olacağımı önceden bildiğim halde, üstelik birkaç gündür başıma musallat olan diş ağrısı ve boğaz ağrısına rağmen, üstelik o akşam başka planlarım da olduğu halde onları erteleyerek teklifi kabul ettim.

Sırf Cumhurbaşkanı Akıncı’ya ve BRT’deki arkadaşlarıma ayıp olmasın diye kabul ettim, öyle televizyona çıkmaya, hava atmaya, kendimi göstermeye hiç ihtiyacım yok.

Bir senaryo oynanmış falan değil, Cumhurbaşkanı’yla önceden konuşmadık, ne soracağımızı da bilmiyordu.

Programa “şu isim katılsın, bu katılsın” pazarlığı da yapmadım…

Programın 20 dakika geç başlaması gazetecilerin geç gelmesinden ya da Cumhurbaşkanı’nın geç kalmasından değil, BRT’nin canlı yayın sırasında teknik bir sorun yaşamasından kaynaklandı.

Programın 1.5 saat olması bizim veya Cumhurbaşkanı’nın seçimi değil, BRT’nin yayın akışı ile ilgiliydi ve onların tercihiydi. Oraya çıkan gazetecilerin tümü de yeri geldiğinde Cumhurbaşkanı’nı eleştiren kişilerdir.

Kendi adıma konuşayım diyorum ama yine de oradaki insanların Cumhurbaşkanı Akıncı’ya yaranmak gibi bir derdi olamaz... Programa katılan gazetecilerin hiçbirisinin Akıncı ile politik akrabalığı da yoktur.

Akıncı, isteyecek de biz oraya katılacağız da onun istediği soruları soracağız, onu kırmamaya çalışacağız, ne saçma şeyler bunlar, vazgeçin bunlardan lütfen…

Ne o kuklalar, figüranlar, senaryo oyuncuları yakıştırmaları?

Tamam, programa katılanların tümü çözümü isteyen, çözüme inanan insanlar ama seçimi ben yapmadım ki bir de “çözüme inanmayan gazeteci” seçeyim.

Üstelik programda çözüm endişesi taşıyan insanlar için de soru yönelttim… Türk tarafının kalıcı derogasyonlardan vazgeçtiği iddiaları olduğunu, bunun da Avrupa Birliği’ndeki 4 özgürlükler nedeniyle Kıbrıs’ta “iki bölgeliliği” sulandıracağından endişe edildiğini, bunun doğru olup olmadığını sordum.

Cumhurbaşkanı iki bölgeliliğin sulandırılmayacağını, Kıbrıslı Türklerin tehlike yaşanabilir duygusuna önem verdiklerini, bu konuda yasal düzenleme üzerinde durduklarını söyledi. Yalnızca yüzde 20 oranında Kıbrıslı Rum’un Kuzey Kıbrıs’ta ikamet edebileceğini belirtti.

Başta Güzelyurt olmak üzere verilecek yerlerle ilgili soru sordum. Cumhurbaşkanı gerekli altyapı oluşmadan kimseyi yerinden etmeyeceklerini, tek bir yurttaşın bile mağdur olmayacağını garanti altına almadan kimsenin yerinden edilmeyeceğini ifade etti.

İnsanların korktuğunu, anlaşılan konuları daha net bilmek istediklerini söyledim… Akıncı’nın söyledikleri izleyenleri tatmin etmediyse benim suçum mu? Kalkıp adamın boğazına mı sarılacaktım?

Programın süresi yetse garantiler konusunu daha da açacaktık, Rum tarafının önerisi olduğu iddia edilen mülkiyette “Duygusal Bağ” meselesini soracaktım.

Bir programa katıldık, zaman yettiğince soru sorduk, Cumhurbaşkanı da bir şekilde cevaplar verdi.

Gazetecileri de Akıncı’ya da yetersiz bulabilirsiniz, beğenmeyebilirsiniz, tatmin olmayabilirsiniz, normaldir, doğaldır, hakkınızdır ama öyle gereğinden fazla anlam yüklemeye, çamur atmaya, karalamaya da hiç gerek yoktu…

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Taner Şah
    16.09.2016

    Buralarda herkes kimin ne olduğunu, ne düşündüğünü bilir Ali kardeşim. Merak etme sen...

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.