Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ali BATURAY

Ali BATURAY

13.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

“Keçi can, kasap et derdinde” gibi ama YÖDAK’ın da canı çıktı

Başında çok büyük dertler, uğraştığı büyük işler olduğunda ve ona nispeten küçük bir konu açmak istediğinizde durup düşünürsünüz ve dersiniz ki kendi kendinize, “Keçi can, kasap et derdinde. Sonra açayım bu konuyu, şimdi zamanı değil...”

Bunu çok kez yapmışızdır, ben yaptım, yaparım...

Eğitim yaşamımda, askerdeyken, iş yaşamımda, hatta arkadaşlık ilişkilerinde bile böyle dönemlerim oldu...

Susmak gerektiğinde susarsınız, çünkü söyleyeceğiniz, isteyeceğiniz şey, o kişinin büyük dertleri yanında çok önemsiz kalır ve onu istemek de nezaketsizlik olarak algılanabilir.

Dört ayrı şirkette çalıştım bugüne kadar ve iş yaşamımda da bazı istekler, bazı sorunlar karşısında müdürümün, ya da patronumun yanına gitmeye, o zor ya da yoğun günlerinde ondan bir şey istemeye çekindiğim ya da zamansız bulduğum dönemler oldu.

Ancak söylemeliyim ki; iş yaşamında bu biraz tehlikelidir.

Evet müdürler, patronlar çok yoğun olabilir, büyük işlerle uğraşabilir, sıkıntıları olabilir ama böyledir diye küçük işleri biriktirirseniz, işte küçüklerin toplamı büyük bir derde dönüşür, büyük sorunlar yaratır.

O nedenle profesyonel hayatta, sorunlar önünde daha büyük iş ya da büyük bir sıkıntı olsa da küçük sorunlar, küçük işler de temizlenmelidir.

Fazla hikaye yaptım farkındayım ama konuyu Yükseköğretim Denetleme ve Akreditasyon Kurulu’na (YÖDAK) getireceğim.

Cumhurbaşkanlığı’na bağlı olan bu kurumla ilgili Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın bir karar vermesinin zamanının geldiğini, hatta geçtiğini söylemek istiyorum.

Evet Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın başında bir ülkenin kaderi vardır.

Kıbrıs sorunu çok kritik bir aşamaya gelmiştir, omuzlarında çok büyük bir sorumluluk taşıyor.

Belki de “Şu sıralar ülkenin kaderiyle ilgili en fazla kimin sorumluluğu var?” diye sorsak, ilk sayılacak kişi Sayın Akıncı’dır.

O nedenledir ki uzunca bir zamandan beridir YÖDAK konusunda yazmak istiyorum ama Cumhurbaşkanı Akıncı’ya haksızlık yapmamak için yazmayı erteledim.

Ancak Sayın Akıncı, yaptığı bir açıklama ile aslında kendi kendini bağlamıştır.

İkinci Mont Pelerin zirvesine giderken, dönüşte bu YÖDAK işine bakacağını, açıklama yapacağını söylemişti.

Dönüşünün üzerinden uzunca bir zaman geçti ama beklenen açıklamayı yapmadı.

Evet başında büyük bir dert, büyük bir sorumluluk, ocakta yapacağı çok hayati müzakereler var.

Bunu görüyoruz ve “Keçi can, kasap et derdinde” gibi davranmak istemiyoruz ama cumhurbaşkanının bu YÖDAK işine bakması lazım.

Hem kamuoyuna yaptığı “İsviçre dönüşü kararımı vereceğim” açıklaması, bir nevi söz vermesi nedeniyle bu kararı vermeli hem de YÖDAK’ın daha fazla kamuoyunda tartışılıp yıpranmasının önüne geçmelidir.

Uzunca bir süreden beridir YÖDAK tartışılıyor.

Uzunca bir süreden beridir medyada yer alıyor hem de hiç de iyi bir şekilde değil.

Uzaktan bakanlar, YÖDAK başkanı ile üyeleri arasında bir sıkıntı olduğu, hatta bir birlerini boğazlayacak kadar düşman oldukları gibi bir izlenime sahip.

Bir araya gelemeyen, toplantı bile yapamayan YÖDAK başkanı ve üyelerinin, aslında sorununun ne olduğunu da pek anlayamıyor uzaktan bakanlar, YÖDAK’ın neden var olduğunu ve ne işe yaradığını anlayamadıkları gibi.

Ancak orada bir şeylerin iyi gitmediği, hatta hiç iyi gitmediği de apaçık ortada.

Evet YÖDAK, Yüksek öğretim Kurulu’nun (YÖK) gölgesi altında kalmış, fazla bir etkinliği olmayan istasyon kurum gibi görülmektedir.

Hani bana sorarsanız hayati kararları YÖK alırken ve şu sıralar YÖDAK didişmekten kendiişlerini yapamaz olduğu için yapabileceği işlerle ilgili kararlar da direkt YÖK tarafından alınırken tabii ki YÖDAK’ın esamesi okunmaz.

Üniversiteler tabii ki YÖDAK’ı fazla ciddiye almaz, hele böyle dillere düşmüş, her gün başkanı görevden alındıydı, alınıyordu gibi tartışmalar yaşayan, başkanın üyeleri, üyelerin başkanı çekiştirip durduğu bir ortamda YÖDAK’ı kimin ciddiye almasını beklersiniz ki?

Üyelerin başkandan şikayet edip durduğu, başkanın TV’lerde canlı yayınlara katılıp konuştuğu, üyeleri suçladığı, sosyal medya aracılığıyla üyeleri suçlayıcı paylaşımlarda bulunduğu, hani neredeyse dedikodu mekanizmasıyla suçladığı bir ortamda artık bir şeyler yapılmalıdır.

“Yüzlerini görmeye tahammülüm yok” diyorsa YÖDAK başkanı ve toplantı bile düzenlemiyorsa Sayın Akıncı, daha neyi bekliyor acaba?

Söyleyeceklerim akıl verme değildir, en sevmediğim şeydir akıl verme ama şunu söylemek istiyorum.

Sayın Akıncı, eğer bu YÖDAK Başkanı ile devam edecekseniz çıkın açıklayın; “YÖDAK başkanı görevine devam edecek, çalışmalarını beğeniyorum” ya da “Görevden alacak bir gerekçe görmüyorum, devam edecek ve onunla çalışmak istemeyen YÖDAK üyesi varsa istifa etsin, gitsin bir üniversitede öğretim görevliliği yapsın” deyin.

Yaptırdığınız araştırmalarda bir kusur gömüşseniz ve görevden alacaksanız YÖDAK başkanı’nı alın; “Şu şu şu nedenden dolayı görevden alıyorum”, ya da “Bir kusuru yok ama yıprandı diye görevden alıyorum” deyin ve görevden alın...

Ancak bir karar verin, söyleyin bize; “Şu nedenden dolayı alıyorum” veya “Şu neden dolayı almıyorum” deyin, yani bir şey deyin, bir şey yapın...

Bakın siz bir şey yapmayınca ortaya iddialar atılıyor; “Görevden aldı ama son anda yazıyı çöpe attı, vazgeçti. Araya hatırlı biri girdi” gibi şeyler söyleniyor.

Bu iddialar bile cevap bekleyen sorular olarak kamuoyunda sorulup duruyor.

Herkesi susturmak için öyle ya da böyle neyse kararınız açıklamalısınız, “Keçi can, kasap et derdinde” gibi oldu ama YÖDAK’ın da canı çıktı.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.