Cyprus Today sol
  • 08 Haziran 2018, Cuma 8:16
AliBATURAY

Ali BATURAY

Ne istediğimizi biliyor muyuz?

Bir türlü ne istediğimize karar veremiyoruz.

Dün eleştirdiğimiz bir şeyi bugün normal buluyoruz.

“Bunu yapın, düzeltin” diyoruz, birileri onu düzeltmeye çalışınca da, “Olmadı yüzünüze gözünüze sıvadınız” deyip eleştiriyoruz.

“Düzeltin, yapın” dediğimiz şeyi yaparlarken, acele ediyoruz, kademe kademe olacak işleri “Hadi bitirin” diye tutturuyoruz.

O sorunla yıllarca hiç kimse ilgilenmemiş, gelmiş birileri ilgileniyor, daha iş bitmeden “yapamayacaklar” diye önyargılı davranıyoruz.

Birileri bir iş yaparken karşılarına çıkan yasal engelleri aşmaları için onlara süre bile vermiyoruz.

Sürekli, olumsuzluk üzerinden hareket ediyoruz.

Hiçbir zaman hiç kimsenin başarılı olacağına inanmıyoruz.

Başarılı olanları takdir etmeyi de bilmiyoruz…

Hep bir güvensizlik…

Ülkede az sayıda iyi şey var doğrudur ama iyi olanları da göremiyor ya da görmek istemiyoruz.

Sevdiğimiz kişiler “kötü” de yapsa kusurlarını göremiyoruz.

Sevmediğimiz, “rakip” gördüğümüz kesimler iyi de yapsa, o “iyi” olan şeye gözümüzü kapıyoruz.

“İyi” iyidir, “kötü” de kötü, bunun başka izahı yok ama biz onları kişilere, partilere göre ayırıyoruz.

Bu kararsızlığımız, bu tahammülsüzlüğümüz, bu garezli bakışlarımız, objektif olmayı başaramamamız nedeniyle mutlu da olamıyoruz.

Sanki de ne istediğimizi bilmiyoruz, maalesef öyle bir tutumumuz var.

Yolsuzluklardan şikayet ediyoruz, “mutlaka cezalandırılmalılar” diyoruz ama yargılanmaya aday kişilerin ismi anıldığında “Boş ver kapatalım bu işi” diyebiliyoruz.

Bir kişinin ismi anılınca “Ne yani tek o mu yaptı? Günah keçisi mi arıyoruz?” diye söylenmeye başlıyoruz.

“Zaten ne olacak ki?” demeye başlıyoruz.

“Dokunulmazlıkların kaldırılması” gündeme geliyor, yine aynı hikaye.

“Yani o kadar insan yaptı, kabak bu adamın başına mı patlasın?” diye söylenmeye başlıyoruz.

Dokunulmazlığının kaldırılması istenen adam bile rahatken, başkaları ondan daha fazla endişeli oluyor.

Daha bunlar birkaç konu, daha birçok konuda çelişkili tutumlar var.

Erken parlıyoruz, sinirimiz de erken geçiyor, bir anda tüm taleplerimizi istemez ya da erteler hale dönüşüyoruz.

Siyasette, medyada, sivil toplum örgütlerinde, akademide; neredeyse her yerde bu kafa karışıklığımız var.

Ne istediğimizi bilmiyoruz…

Ne istediğini bilmemek, çelişkiler içinde yüzmek de kötü bir huy…

Farklı bir ülkede, dışa kapalı, belirsizlik içinde yaşamak bizi böyle yapmış olabilir.

Ülkemizdeki tüm olumsuzluklara, insanı çıldırtan belirsizliğe rağmen. tutarlı olmayı becerebilmeliyiz.

Her birimiz bir taraftan nemalanır, göstererek ya da gizli gizli oralardan çıkar elde eder, oraların borusunu öttürür, sonra da ahlakçı kesilirken bu karmaşa sürer gider…

Bir bakıyorsunuz, kim ahlaktan, etikten söz ederse, kendisi bunları ihlal etmiş.

Hem de hiçbir şey olmamışçasına davranarak…

Bu toplumsal kafa karışıklığından bir an önce sıyrılmalıyız, şu andaki durumumuz normal değil.

Bir türlü ne istediğimize karar veremiyoruz.

Dün eleştirdiğimiz bir şeyi bugün normal buluyoruz.

“Bunu yapın, düzeltin” diyoruz, birileri onu düzeltmeye çalışınca da, “Olmadı yüzünüze gözünüze sıvadınız” deyip eleştiriyoruz.

“Düzeltin, yapın” dediğimiz şeyi yaparlarken, acele ediyoruz, kademe kademe olacak işleri “Hadi bitirin” diye tutturuyoruz.

O sorunla yıllarca hiç kimse ilgilenmemiş, gelmiş birileri ilgileniyor, daha iş bitmeden “yapamayacaklar” diye önyargılı davranıyoruz.

Birileri bir iş yaparken karşılarına çıkan yasal engelleri aşmaları için onlara süre bile vermiyoruz.

Sürekli, olumsuzluk üzerinden hareket ediyoruz.

Hiçbir zaman hiç kimsenin başarılı olacağına inanmıyoruz.

Başarılı olanları takdir etmeyi de bilmiyoruz…

Hep bir güvensizlik…

Ülkede az sayıda iyi şey var doğrudur ama iyi olanları da göremiyor ya da görmek istemiyoruz.

Sevdiğimiz kişiler “kötü” de yapsa kusurlarını göremiyoruz.

Sevmediğimiz, “rakip” gördüğümüz kesimler iyi de yapsa, o “iyi” olan şeye gözümüzü kapıyoruz.

“İyi” iyidir, “kötü” de kötü, bunun başka izahı yok ama biz onları kişilere, partilere göre ayırıyoruz.

Bu kararsızlığımız, bu tahammülsüzlüğümüz, bu garezli bakışlarımız, objektif olmayı başaramamamız nedeniyle mutlu da olamıyoruz.

Sanki de ne istediğimizi bilmiyoruz, maalesef öyle bir tutumumuz var.

Yolsuzluklardan şikayet ediyoruz, “mutlaka cezalandırılmalılar” diyoruz ama yargılanmaya aday kişilerin ismi anıldığında “Boş ver kapatalım bu işi” diyebiliyoruz.

Bir kişinin ismi anılınca “Ne yani tek o mu yaptı? Günah keçisi mi arıyoruz?” diye söylenmeye başlıyoruz.

“Zaten ne olacak ki?” demeye başlıyoruz.

“Dokunulmazlıkların kaldırılması” gündeme geliyor, yine aynı hikaye.

“Yani o kadar insan yaptı, kabak bu adamın başına mı patlasın?” diye söylenmeye başlıyoruz.

Dokunulmazlığının kaldırılması istenen adam bile rahatken, başkaları ondan daha fazla endişeli oluyor.

Daha bunlar birkaç konu, daha birçok konuda çelişkili tutumlar var.

Erken parlıyoruz, sinirimiz de erken geçiyor, bir anda tüm taleplerimizi istemez ya da erteler hale dönüşüyoruz.

Siyasette, medyada, sivil toplum örgütlerinde, akademide; neredeyse her yerde bu kafa karışıklığımız var.

Ne istediğimizi bilmiyoruz…

Ne istediğini bilmemek, çelişkiler içinde yüzmek de kötü bir huy…

Farklı bir ülkede, dışa kapalı, belirsizlik içinde yaşamak bizi böyle yapmış olabilir.

Ülkemizdeki tüm olumsuzluklara, insanı çıldırtan belirsizliğe rağmen. tutarlı olmayı becerebilmeliyiz.

Her birimiz bir taraftan nemalanır, göstererek ya da gizli gizli oralardan çıkar elde eder, oraların borusunu öttürür, sonra da ahlakçı kesilirken bu karmaşa sürer gider…

Bir bakıyorsunuz, kim ahlaktan, etikten söz ederse, kendisi bunları ihlal etmiş.

Hem de hiçbir şey olmamışçasına davranarak…

Bu toplumsal kafa karışıklığından bir an önce sıyrılmalıyız, şu andaki durumumuz normal değil.

Bir türlü ne istediğimize karar veremiyoruz.

Dün eleştirdiğimiz bir şeyi bugün normal buluyoruz.

“Bunu yapın, düzeltin” diyoruz, birileri onu düzeltmeye çalışınca da, “Olmadı yüzünüze gözünüze sıvadınız” deyip eleştiriyoruz.

“Düzeltin, yapın” dediğimiz şeyi yaparlarken, acele ediyoruz, kademe kademe olacak işleri “Hadi bitirin” diye tutturuyoruz.

O sorunla yıllarca hiç kimse ilgilenmemiş, gelmiş birileri ilgileniyor, daha iş bitmeden “yapamayacaklar” diye önyargılı davranıyoruz.

Birileri bir iş yaparken karşılarına çıkan yasal engelleri aşmaları için onlara süre bile vermiyoruz.

Sürekli, olumsuzluk üzerinden hareket ediyoruz.

Hiçbir zaman hiç kimsenin başarılı olacağına inanmıyoruz.

Başarılı olanları takdir etmeyi de bilmiyoruz…

Hep bir güvensizlik…

Ülkede az sayıda iyi şey var doğrudur ama iyi olanları da göremiyor ya da görmek istemiyoruz.

Sevdiğimiz kişiler “kötü” de yapsa kusurlarını göremiyoruz.

Sevmediğimiz, “rakip” gördüğümüz kesimler iyi de yapsa, o “iyi” olan şeye gözümüzü kapıyoruz.

“İyi” iyidir, “kötü” de kötü, bunun başka izahı yok ama biz onları kişilere, partilere göre ayırıyoruz.

Bu kararsızlığımız, bu tahammülsüzlüğümüz, bu garezli bakışlarımız, objektif olmayı başaramamamız nedeniyle mutlu da olamıyoruz.

Sanki de ne istediğimizi bilmiyoruz, maalesef öyle bir tutumumuz var.

Yolsuzluklardan şikayet ediyoruz, “mutlaka cezalandırılmalılar” diyoruz ama yargılanmaya aday kişilerin ismi anıldığında “Boş ver kapatalım bu işi” diyebiliyoruz.

Bir kişinin ismi anılınca “Ne yani tek o mu yaptı? Günah keçisi mi arıyoruz?” diye söylenmeye başlıyoruz.

“Zaten ne olacak ki?” demeye başlıyoruz.

“Dokunulmazlıkların kaldırılması” gündeme geliyor, yine aynı hikaye.

“Yani o kadar insan yaptı, kabak bu adamın başına mı patlasın?” diye söylenmeye başlıyoruz.

Dokunulmazlığının kaldırılması istenen adam bile rahatken, başkaları ondan daha fazla endişeli oluyor.

Daha bunlar birkaç konu, daha birçok konuda çelişkili tutumlar var.

Erken parlıyoruz, sinirimiz de erken geçiyor, bir anda tüm taleplerimizi istemez ya da erteler hale dönüşüyoruz.

Siyasette, medyada, sivil toplum örgütlerinde, akademide; neredeyse her yerde bu kafa karışıklığımız var.

Ne istediğimizi bilmiyoruz…

Ne istediğini bilmemek, çelişkiler içinde yüzmek de kötü bir huy…

Farklı bir ülkede, dışa kapalı, belirsizlik içinde yaşamak bizi böyle yapmış olabilir.

Ülkemizdeki tüm olumsuzluklara, insanı çıldırtan belirsizliğe rağmen. tutarlı olmayı becerebilmeliyiz.

Her birimiz bir taraftan nemalanır, göstererek ya da gizli gizli oralardan çıkar elde eder, oraların borusunu öttürür, sonra da ahlakçı kesilirken bu karmaşa sürer gider…

Bir bakıyorsunuz, kim ahlaktan, etikten söz ederse, kendisi bunları ihlal etmiş.

Hem de hiçbir şey olmamışçasına davranarak…

Bu toplumsal kafa karışıklığından bir an önce sıyrılmalıyız, şu andaki durumumuz normal değil.

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık