HUNKAR SAG GIYDIRME
Ali BATURAY

Ali BATURAY

18.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Orijinal yalanlar mı daha iyidir, yoksa orijinal gerçekler mi?

Markette yanıma yaklaşan bir vatandaş, “Siyasiler yalan söylemeyi de beceremiyor artık. Yalanlarının bile tadı yok...” dedi.

“Nasıl yani, yalan söylemeleri normaldir de iyi yalan söylesinler mi demek istiyorsunuz?” diye sordum.

Adam, “Gerçeğin de yalanın da bir itibarı vardır. Bunlar onu bile tüketti” dedi.

O an Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” romanı aklıma geldi.

“Suç ve Ceza”yı iki kez okudum.

İlk okuduğumda liseye gidiyordum…

Geçen yıl bir kez daha, başka bir gözle okudum.

Her iki okuyuşumda da ilginçtir aynı bölüm ilgimi çekti.

Film DVD’sini de satın aldım ama izleyecek zaman bulamadım.

Aslında biraz da tereddütlüyüm filmi izleyip izlememekte, çünkü iki kez okuyup, kafamda kahramanları ve mekanları kendime göre canlandırdım, filmin onları bozmasından korkuyorum.

Romanı okuyanlar bilir, başkahramanı Raskolnikov’dur.

Bana göre dünyanın en önemli roman kahramanıdır, zor bir kahramandır.

İşte bu Raskolnikov’un bir de fakülte arkadaşı Razumihin var...

Bu Razumihin’in “yalana övgü yaptığı” bir bölüm var romanda, geriye dönüp defa defa o bölümü okudum.

Çevirisini Ergin Altay’ın, editörlüğünü Orhan Pamuk’un yaptığı İletişim Yayınları’nın 2001 baskısında, sayfa 236- 237’de yer alan diyalog gerçekten de harika…

İşte o vatandaşın söylediği söz, bana o diyaloğu hatırlattı.

Dün akşam canımı yedim romandaki o bölümü bulmak için…

Bakın Razumihin ne diyor o bölümde:

“Birileri yalan söyledi mi hoşuma gider benim! Bütün öteki canlılara karşı insanın tek üstünlüğüdür yalan söylemek.

Yalan söyleyerek gerçeğe ulaşırsın. Yalan söylüyorum, öyleyse insanım! Öncesinde on dört kez, belki yüz on dört kez yalan söylemeden hiçbir gerçeğe ulaşılmamıştır.

Gurur duyulacak bir şeydir bu! Oysa kendi aklımızla yalan bile söyleyemiyoruz biz! Yalan söyle bana ama kendi yalanın olsun, alnından öpeyim seni.

Kendi yalanını söylemek, başkasının gerçeğini söylemekten çok daha iyidir. Kendi yalanını söylediğinde bir insansın sen, ama başkasının gerçeğini yinelediğinde yalnızca bir papağan…

Gerçek bir yere kaçmaz ama yaşamı darmadağın edebilir… Bunun çok örnekleri görülmüştür.

Şimdi birer neyiz bizler? Baştan sona hepimiz bilimde de, gelişmişlikte de, düşüncede de, buluşlarda da, ideallerde de, isteklerde de, liberalizmde de, mantıkta da, deneyimde de, her şeyde, her şeyde hazırlık sınıfı öğrencileriyiz henüz…

Başkalarının aklıyla yetinmek hoşumuza gidiyor. Alışmışız buna…”

Ne kadar güzel söyledi değil mi?

Ben yalanı hem sevmeyen hem de söylemesini beceremeyen birisiyim.

Annem ve eşim ne zaman yalan söylesem hemen anladılar...

Hareketlerim değişiyor, yüzüm kızarıyor, gözümü konuştuğum kişiden kaçırmaya çalışıyorum, ya gereksiz gülme geliyor bana ya telaşlı ve sinirli bir hale dönüşüyorum yalan söylerken.

Daha yalanı söyleyip bitirmeden onu gizleme telaşı beni ele veriyor.

Uzun yıllar arkadaşlık ettiğim bazı kişiler, okul arkadaşlarım ve bazı çalışma arkadaşlarım da ender başvurduğum yalanlarımı yutmuyorlar…

Buna rağmen ben Suç ve Ceza’daki Razumihin’in sözlerine bayılıyorum.

Gerçekten de çoğu kez yalanlar söyleyerek gerçeğe varılıyor, örneğin polisler, avukatlar suçluyu konuşturmak için birçok kez yalana başvurmuyor mu?

Günlük ilişkilerde de bazen gerçeğe ulaşmak için yalanı araç olarak kullanmıyor mu insanlar?

Doktorlar da hastasını şoka sokmamak, moralini bozmamak için bazen yalana başvurmuyor mu?

Romanda denildiği gibi evet gerçek bir yere kaçmaz ama yaşamınızı darmadağın edebilir, ediyor da...

Yalanın orijinalinin, yani kişinin kendisine ait olan yalanın makbul olduğunu söylüyor Razumihin ve kendi yalanını söylemenin başkasının gerçeğini söylemekten çok daha iyi olduğunu iddia ediyor.

Kendi yalanını söylediğinde bir insanın kendisi olduğunu ama başkasının gerçeğini yinelediğinde papağandan farkı olmadığını öne sürüyor.

Markette bana konuşan adamı doğruluyor bu satırlar, etrafta yığınla papağan var, üstelik anlattıkları hem yalanlar hem de gerçekler kendilerine ait değil…

Kötü olan da bu zaten, bize inanılmaz bir tekrar duygusu yaratan bu, konuşulanlara zerre değer vermememize neden olan bu; yani birbirinin taklidi yalanlar, gerçekleşmeyen vaatlerdir…

Dostoyevski’nin romanında çok etkileyici aktarıldı bunlar ama biz yine de bize orijinal yalanlar söylenmesini istemediğimizi, orijinal gerçekler beklediğimizi belirtelim...

Gerçek, yaşamımızı darmadağın eder de yalan etmez mi?

Gerçeğin yaşattıkları bizi darmadağın eder de yalanınkiler etmez mi?

Üstelik yalanın yaşattıkları hiç kabul edilir değildir çoğu kez...

Gerçek, yaşamımızı darmadağın etse de gerçekten asla vazgeçmeyelim…

Evet üretken olmalıyız, kendimiz yaratmalıyız ama bilimde, gelişmişlikte, düşüncede, buluşlarda, liberalizmde, mantıkta, deneyimde başkalarının gerçeklerinin üzerinden gitmek, onlardan edindiğimiz bilgiyle yeni gerçekler yaratmanın da zararı olamaz.

Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza”sı birçok yönüyle ders çıkarılacak bir eserdir, alıntı yaptığım diyalog çok güzel de olsa orada katıldığım ve katılmadığım yanlar var ama sonuçta bize çeşit türlü mesajlar, dersler veriyor.

Ağzı iyi lâf yapan, çok güzel yalan söyleyen, yalanını bile iyi dinleten insanlarımız, politikacılarımız, gazetecilerimiz vardır ama sonuçta onlar için, “İyi hoş da hep yalandır onun işi” demiyor muyuz?

Politikada ya da iş yaşamında, ya da her ne alanda olursa olsun, acı da olsa, canımızı da acıtsa “gerçeklerden” kaçmamalıyız, gerçeklerden kaçmak, dünyadan kopmakla eşdeğerdir...

“Gerçekleri” insanımızın iyiliği, faydası için kullanmalıyız, halkı uyutmak, aldatmak, oyalamak için “yalanlara” başvurmamalıyız…

Vatandaşlar, bazı politikacıların “yalanları bile tükettiğine” kanaat getiriyorsa, mutlaka ortada bir sorun var demektir.

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • oya
    19.09.2016

    Süper bir yazı. Tebrikler

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.