Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Ali BATURAY

Ali BATURAY

13.03.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Selim’in bisikleti ve haberin şanssızı

“Haberin de şanssızı mı olur?” demeyin, vardır, size bugün bunu anlatmaya çalışacağım...

Haber Müdürümüz Serhat İncirli, Değirmenlik’te çıkan yangında bisikleti yanan küçük Selim’in hikayesini yazınca, okurlarımızın sorularına muhatap oldum.

Serhat, bisikleti yanan Selim’in ilk gün o üzgün fotoğrafını bana gösterdiğini ve ön sayfaya önerdiğini ama günün sonunda fotoğrafın ön sayfada yer almayıp, hatta iç sayfada da hak etmediği büyüklükte çıkmadığını yazınca olay merak konusu oldu. Biraz da espri konusu tabii ki...

Serhat’ın yazısının aslında bir sitem olduğunu söylüyordu bazı okuyucular…

Serhat, yüzüme söyleyemediği hiçbir şeyi arkamdan söylemez, ima etme gereği de hissetmez…

O konuda bir sıkıntım yok, zaten sitemini de yüzüme karşı yaptı ama gerekçemi açıklamadan da cevabını yine kendisi verdi. Aynı işi yapan insanlar halden anlarlar...

Astığı astık, kestiği kestik birisi değilim, yalnızca yardımcım olan müdürlerin değil, muhabirlerin de fikirlerine saygı gösterir, çoğu kez de uygularım.

Ancak gazetecilikte bazen beğendiğiniz haberi manşet yapamaz ya da ön sayfada yayınlayamazsınız.

Bunun çok çeşitli nedenleri vardır.

Bu nedenleri açıklamak zorunda değildir bir yönetici.

Çoğu kez açıklamamasında da fayda vardır.

Geçmişte çok saçma gibi gelen haberlere bile beni gönderdiklerinde hiç itiraz etmez ondan bile ön sayfalık haber yapmaya çalışırdım.

Bir gün bir müdürüme dayanamayarak, “Beni yanlış anlamayın ama bu konu çok saçma gibi geldi bana, haber yapacağım ama hiç içime sinmedi” demiştim.

O müdür bana, “Bir gün müdür olunca anlarsın, o haber bana göre de saçma ama bir nedenim var, bunu sorma” demişti. Yıllar sonra müdür olunca onu çok iyi anladım.

Muhabirken anlam veremediğim daha birçok şeyi de müdür olunca anladım.

Selim’in bisikletine gelince; ben de çocuğun o üzgün fotoğrafını çok beğendim.

“Bir üzüntünün görüntüsünü nasıl beğenirsin?” demeyin.

Biz gazeteciler böyle bakmak zorundayız, tabii ki o beğenmenin içinde üzüntü de vardır ama birçok insanın dikkatini çekecek şeyi önceden keşfedip, tahmin edip sayfalarımıza almak zaten bizim işimiz.

Bunu fark edemiyorsanız, insanların nelere ilgi gösterdiğini, neleri önemsendiğini kavrayamıyorsanız bu mesleği yapmamanız gerekiyor.

İnsanların yalnızca sevinçlerini yansıtarak bu mesleği yapamayız, öfkelerini, üzüntülerini, iğrenmelerini, sorunlarını, kıskançlıklarını hatta hazlarını da tahmin etmek gerekir.

Sorunsuz, sıkıntısız günler için çaba harcıyoruz ama hep sorunların peşinde koşuyoruz.

Bu işi yaparken ortaya çıkan çirkinlikleri, çirkindir diye görmezden gelemeyiz.

Güzeli, iyiyi, adaleti bulmak için kötülükleri, çirkinlikleri, hataları, yolsuzlukları, beceriksizlikleri kovalamak zorundayız...

Şimdi konumuza dönelim; peki insanın şanslısı, şanssızı olur da haberin şanslısı şansızı olmaz mı?

Bazen öyle yoğun bir gündem olur o kadar çok önemli haber ortaya çıkar ki hepsini ön sayfaya koysanız hepsi girer ama bu mümkün değildir, bir seçki yapmak zorundasınız. İşte bu seçki içinde de bazılarını üzülerek elersiniz. Bunların çoğu başka bir güne bırakılmayacak kadar önemli ve acildir.

Bazı günler ise gündem yoğun olmaz, olsa da önemli haber çıkmaz ve o gün yapılan ya da dosyada bekleyen şanslı haber ön plana çıkar.

Tabii bu şans ve şanssızlık muhabire de yansır, aslında belki de şanslı ya da şanssız olan haber değil muhabirdir.

İşte küçük Selim’in olayının meydana geldiği gün çok daha önemli haberler vardı, üzülerek onu ön sayfaya alamadık.

Genelde gün içerisinde çok konuşulan, internet gazetelerinde veya sosyal paylaşım sitelerinde çok dolaşan, televizyonda çok yer alan, insanların aşina olduğu haberlere ön sayfada yer vermemeye özen gösteririz.

İnsanların elindeki telefonda, tablette gün boyu aşina olup da gazetede görünce, “Bunları biliyorum, neden gazete satın alayım ki?” dememesi için, onların yerine duyulmamış, özel haberlerimizi yayınlamaya özen gösteririz ama bazen öyle haberler olur ki ne kadar çok duyulmuş, bilenen haber olsa da onu ön sayfada kullanmaya mecbur kalırsınız. Gazetecilik onu gerektirir, ondan kaçamazsınız.

İşte küçük Selim’in her iki haberi de böyle günlere denk geldiği için ön sayfada yer almadı ama bu durum onu önemsemediğimi göstermez, nitekim Serhat’ın böyle bir yazı yazdığından habersiz aynı saatlerde ben de Selim’den etkilenerek, “Yapılan iyiliğin reklam edilmeyeni anlamlıdır” diye bir yazı yazdım.

Haber şanssız olabilir ama Selim şanslı, üzülen bir çocuğu sevindirecek ve bunun reklamını yapmayacak insanların olması ne kadar güzel...

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.