Cyprus Today sol
  • 08 Nisan 2018, Pazar 9:12
AliBATURAY

Ali BATURAY

“Yol ayrımı” neden antipatik ve korkutucu bir sözdür?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin toplam 4 cumhurbaşkanı oldu, ikisi sağcı ikisi solcu… Bildiğiniz gibi sağcılar Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Üçüncü Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’dur… Solcular da İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile şu andaki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı… Yine bildiğiniz gibi ülkemizde parlamenter sistem var ve cumhurbaşkanı sembolik bir makamdır, devletin işleyişinde, küçük bazı dokunuşlar (yasalarla ve atamalarla ilgili bazı kararlar) dışında pek etkisi, yetkisi ve katkısı yoktur.

Cumhurbaşkanı protokol gereği en üst makamdır, ülkemizde saygı duyulan bir yerdir. Cumhurbaşkanı karizmasını, kararlılığını, ikna yeteneğini ortaya koyarsa, koymak isterse bazı konularda etkili de olabilir. Zaman zaman bu gibi etkilerine tanık da oluyoruz... Birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, bazı sorunlarla ilgili kağıtçıklara bazı direktifler veya istekler yazarak bakanlara gönderdiği bilinen bir gerçektir. Hatta bu talepleri, istekleri yerine gelmeyince çıkıp basın aracılığıyla hükümeti, bakanları eleştirdiğini, onları gündeme taşıdığını da hatırlıyoruz.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da Afrika Gazetesi’ni protesto etmek isteyen ama ölçüyü kaçırarak, bunu bir şiddet eylemine dönüştüren kalabalıkla ilgili tutumu anlamlıydı. Akıncı’nın Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı ve Polis Genel Müdürü ile konuşması, rapor istemesi, suçluların tutuklanmasını talep etmesi, bu konuda sert demeçler vermesi, aslında cumhurbaşkanının yapabilecekleri olduğunu gösterdi. Cumhurbaşkanlığı makamı sembolik de olsa, ağırlığı olan bir makamdır ve ülkede iç konularda icraat için yetkisi olmasa da yanlışları tespiti ve basında bunu dile getirmesi etkili olur. Ancak inanın ki ülkemizde cumhurbaşkanından öncelikle istenen bunlar değildir. Elbette cumhurbaşkanının da suya sabuna dokunması istenir ama öncelik görevi bunlar görünmez. Bizde cumhurbaşkanının Kıbrıs sorununda etkili olması, fark yaratması, bir mucize gerçekleştirmesi beklenir. Tabii daha çok solcu cumhurbaşkanlarından beklenir bu...

Başta sağcı ve solcu başkanlar diye ayırmamın sebebi buydu. Sağcı cumhurbaşkanlarının işi solculara göre daha kolaydır. Sağcılar; yanı Rauf Denktaş ile Derviş Eroğlu’nun zaten Kıbrıs sorununa çözüm bulma gibi bir derdi yoktu. Bunun için çaba da sarf etmeleri gerekmiyordu. Kimse de onları “Neden çözüm için çalışmıyorsunuz?” diye suçlamıyordu. Suçlayanlar da boşuna konuştuklarının farkındaydı.

2004 Annan Planı Referandumu’nun en şiddetli hayırcıları Rauf Denktaş ve Derviş Eroğlu değil miydi? Denktaş ve Eroğlu, her fırsatta KKTC’yi kurmakla övünmüyor muydu? KKTC’yi kuranların, onu yok edecek, ortadan kaldıracak bir çözüme evet demesini, çözüm için uğraşmasını beklemek saflık olur zaten… Hem saflık hem de durumumu okuyamamaktır onlardan çözüm yapmalarını, çözüm için çalışmalarını istemek. Denktaş ile Eroğlu’nun geçmişine, siyasi yaşamına, görüşlerine baktığınız zaman zaten çözüm istememeleri de kendi içinde tutarlıdır…

Ancak solcu cumhurbaşkanları için durum o kadar kolay değildir. Nasıl ki solcu hükümetlerden beklenti yüksektir, solcu cumhurbaşkanları için de durum aynıdır. Yaşamı boyunca çözüme inanmamış, bunun için uğraşmamış, KKTC’nin yaşamasını savunmuş olan sağcılar için durum ne kadar kolaysa, çözüme inanmış, politik yaşamını neredeyse çözüm üzerinden inşa etmiş, bu yönde sağcılara sert eleştiriler yapmış, öneriler sunmuş, barış güvercini solcular için durum o derece zordur. Hatta buna “çok hem de çok zor” diyebiliriz.

Solcu cumhurbaşkanları hem sağcıların önyargılarını kırmalı, tüm halkı kendisine inandırmalı hem de solcuları memnun etmelidir. Solcular da öyle bir çeşit değildir, türlü türlüdür… Üstelik solcuların bir kısmı, sert eleştiriler yapan, cumhurbaşkanının geçmişte söylediklerini anımsatan ve onun tüm toplumu kucaklama açısından ufacık dahi olsa farklı bir söylemde bulunmasına tahammül göstermeyen katı bir tutum içindedir.

Solcular, çözüm için çabayı yetersiz görürse, hatta çaba yetersiz bile değilse de onlar öyle hissederse, bir demeç, bir hareket bile onları çıldırtır, iki gözünün bir tanesi bile olsa cumhurbaşkanını topa tutarlar. Solcu yöneticiler, yine solculardan çektiği kadar kimseden çekmemiştir. Solcu olmasa da çözümcü olan ve tahammül gösteremeyen başka çevreler de mevcuttur... Çözüme çok bağlı kitleler vardır, ne isterse olsun, Rum tarafı ne kadar olumsuzluk tavrı içinde olursa olsun Türk tarafının “barış dili” dışında dil kullanmasını istemezler. Rumlar ne kadar uzlaşmaz olursa olsun, zorlayan tarafın Türk tarafı olmasını isterler ve “suçlama oyununa” tahammül edemezler.

Müzakereler yıpratıcıdır, sinir bozucudur, cumhurbaşkanının, hem tüm halka, hem kendi camiasına, hem çözüm isteyenlere, hem Türkiye’ye yönelik ortak bir dil bulması oldukça zordur. Kullanacağı dil bu kesimlerden birini rahatsız ederse başının ağrıyacağı kesindir. Şimdi herkese göre ortak bir dil var mıdır? Bu, mümkün değildir. Cumhurbaşkanı ne kadar yorulsa, ne kadar yıpransa, ne kadar morali bozulsa, Rum tarafı ne kadar isteksiz olsa da toplum liderinden beklenen, çözüm isteğini taze tutmasıdır, karşı tarafı çözüme zorlamasıdır.

Cumhurbaşkanının “yol ayrımındayız” açıklamasına tepki gösterilmesi normaldir. “Yol ayrımı”, çözüm çabalarının sonu anlamını taşır. Belki bu söz direkt bu manada kullanılmasa bile “yol ayrımı” her şeyin sonu çağrışımı yapar. Büyük iddialarla bu göreve talip olmuş ve bu toplumun ezici bir üstünlükle oy verip çok şey beklediği Sayın Akıncı’dan bir sonun “jeneriği” görür gibi olmak elbette de ona inananları ve çözümü arzu edenleri hayal kırıklığına uğratır.

Ortada bir takım gerçekler de olsa, söylenen söz Rum yönetimine yönelik stratejik bir mesaj da içerse, sonun ilanını Akıncı’dan duyar gibi olmak, çözüme inananları hayal kırıklığına uğratır. Ben kendi adıma Akıncı’nın “çözüm perspektifini dışlayan bir tutum içinde olduğuna” hiçbir zaman inanmadım ama bir hayli insan onun ağzından çıkacaklara bakıyor ve ben de “yol ayrımı” sözünü ilk duyduğumda “aman” dedim… Bu tepkilerin olacağını da hissettim…

Hava bulutlu, hatta karanlık olsa da, durum kötü görünse, müzakereler için bir umut yokmuş gibi bir hava belirse de önce çetin bir mücadele beklenir. “Yol ayrımı” umutsuzluk, bitmişlik anlamları barındırdığı için tepki çekti. Sonra yol ayrılacak da bizim yolumuz ne olacak? Esas soru budur? Ortada başka bir yol görünmüyor ki. “Bir yol var” diyenler buna inanıyor mu? Gideceğimiz yol, istediğimiz yol olmayabilir, hatta o yolu hiç bulamayabiliriz. Yolunu bulamayanların ne olduğunu da varın siz düşünün, ben söylemeyeyim…

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
Pop Up ek