Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Av. Hasan SÖZMENER

Av. Hasan SÖZMENER

19.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Adli Yıl başlarken

Geçen haftaki yazımda, 2016-2017 Adli Yılı’nın, bugün yapılacak bir törenle açılacağını ve açılışa davet edilmediğimi belirtmiştim. Sağ olsun Neşe Başkan hanımefendi bu konu ile gayet yakından ilgilendi ve yaptığı araştırmanın neticesi olarak, davetiyenin bana gönderildiğini, evde bulunamadığım nedeniyle davetiyenin kapının altından atıldığını ayrıca, davetli olduğumu ve katılmak istemem halinde yeni davetiye çıkarabileceklerini söyledi. Ben Neşe hanımın samimiyetine inandım. Ancak, davetiye kapının altından atılmadığı gibi, kapının altından davetiye atılma yönteminin, devlet ciddiyeti ile bağdaşan bir davranış olmadığı iddiasındayım. Neyse herhalde bendenizin bugüne kadar yargıya pek bir katkısı olmadı ki, bu tür davranışlara maruz tutulmaktayım.

Zaten bu ve benzeri davranışlarımızın neticesinde çok acı bir şekilde gözlemlemekteyim ki, yargıya karşı ve özellikle avukatlara karşı olan güven ve saygıda hatırı sayılır azalmalar olmuştur.

Son aylarda devlet dairelerine birkaç işim düştü ve avukatların düşürüldüğü halleri gözlemledim ve gözlemlerim karşısında inanınız ki, yüreğim acıdı. Örneğin; vatandaşın birisi beni aradı ve bir yakınına Tapu Dairesi’nde bazı malları için işlem yapmak üzere, vermiş olduğu vekaletnamesini feshetmek istediğini söyledi. Ben ona bir avukata gitmesini tavsiye ettim. Gittiği avukat, gerekli bilgileri aldıktan sonra, fesih ihbarını yazıp tapuya vereceğini söyleyerek, vatandaşı uğurlamış. Ertesi gün, avukat, vatandaşı arayarak bir avukat tutma belgesi imzalaması için yazıhanesine gitmesini isteyince, vatandaş beni aradı ve avukatın kendisini imza için aradığını ve bu aramadan dolayı son derece tedirgin olduğunu söyledi. Bunun üzerine ilgili avukatla temas kurdum ve öğrendim ki, ilgili avukat, fesih ihbarını yazmış, imzalamış ve Tapu Dairesi’ne götürmüş ancak, ilgili Tapu Dairesi fesih ihbarını almamış ve fesih ihbarını, bir avukat tutma belgesi sunması halinde alabileceğini söylemiş. Bu ne demektir? Bu avukata güvenmemek demektir. Kaldı ki, tapu ile ilgili mevzuatın hiçbir yerinde, bir avukattan, avukat tutma belgesi isteneceğine dair bir düzenleme yoktur. İş bununla da bitmiyormuş, avukatlar, tapu dairelerinden araştırma belgesi istediklerinde aynı şekilde onlardan avukat tutma belgesi isteniyormuş. Halbuki avukat tutma belgelerini düzenleyen mevzuat bir mahkeme tüzüğüdür ve avukat tutma belgeleri, bir avukat vasıtası ile açılacak olan davalar açısından istenmektedir. Kaldı ki, yurt dışında oturanlar için böyle bir belge istenmemektedir. Halbuki tapu daireleri, yurt dışında oturanlar için de avukat tutma belgesi talep etmekteymişler.

Bir başka örnek; ölmüş olan bir kişinin terekesi, ölenin ikamet etmekte olduğu mahkemede kurulur. Kurulurken de, bazı belgeler istenir. İstenilen belgelerden birisi de, ölenin, ölüm tarihini ve mirasçılarını gösteren bir muhtar şahadetnamesidir. İşin enteresan yanı, mahkemelerin kabul etmekte olduğu muhtar şahadetnamelerinin birçoğunu, tapu daireleri kabul etmemektedirler ve bu konuda avukatlara binbir zorluk çıkarmaktadırlar. İlgili memura diyorsun ki, “bu şahadetnamenin aynısı mahkemeye verilmiştir ve mahkeme kabul etmiştir”. Memur da diyor ki “mahkeme kabul eder, biz kabul etmiyoruz.” Tapu memurlarına beğendirilmek üzere, avukatlar, defalarca değişik versiyonlarda şahadetnameler yazıyorlarmış ve her versiyon için tekrardan muhtarlara ve azalara gidilip geliniyormuş. Hemen belirteyim ki, bu konuda ilgili tapu memurlarının herhangi bir kabahati yoktur. Onlara o şekilde talimatlar verilmiştir, onlar da o şekilde hareket etmektedirler.

Bir diğer örnekte; hükümlü borçlunun, malları üzerine konmakta olan memorandumlar konusunda bir gözlemim olmuştur. Taşınmaz malı üzerine memorandum konan borçlu, iki yıl müddetle malını başkalarına devredemez ve yükümlülük altına sokamaz. Bu süre, mahkeme kararı ile uzatılabilir. Bir gözden kaçma neticesi ilgili avukat, sürenin uzatılması için, müracaatta bulunmaz ise, tapu memurları, tekrardan mal üzerine memorandum koymayı reddetmektedirler.

Daha birçok örnek vardır ama en önemli üç tanesini yazabildim. Avukatlık yaptığım yıllarda böyle uygulamalar yoktu. Bu uygulamaların, avukatlara güvenilmemesinin bir sonucu olarak devreye sokulduğunu ve bana göstermediler ama bu uygulamaların, Başsavcılığın görüşlerine dayanmakta olduğunu, üzülerek öğrendim. İdari organlarla, kişiler arasındaki fark şudur. Kişiler, yasaların yasaklamadığı davranışları yapmakta serbesttirler. Halbuki idare, yasaların kendilerine yetki vermekte olduğu davranışlarda bulunabilirler. Bu nedenledir ki, hakikatten bu konularda Başsavcılık görüşleri varsa, bu görüşler tamamı ile hukuk dışıdır. Bir veya birkaç avukat güveni suiistimal etmişse, Başsavcılığın görevi, bu avukatlar hakkında soruşturma açtırmasıdır, yoksa Başsavcılığın görevi tüm avukatları cezalandırmak değildir. Gözlemliyorum ki, günden güne avukatlık mesleği, zorlaştırılmakta ve yerlerde süründürülmektedir. Enteresan olan da, avukatların genelinin, bu tür uygulamalara, ses çıkarmadan uymalarıdır. Gerçi bu konudaki esas görev barolara düşmektedir. Son olarak şunu belirteyim, davetiyemle ilgilenildi ancak,14 aydır yargılanmadan cezaevinde tutulmakta olan sanıkla ilgilenilmedi. Bu konuda bir de düzeltme yapmam gerekiyor. Geçen haftaki yazımda, yargılanmadan cezaevinde üçüncü bayram demiştim ya, doğrusu dördüncü bayram olacaktı. Yanlış hesaplamışım.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.