Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Av. Hasan SÖZMENER

Av. Hasan SÖZMENER

17.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Başlık bulamadım

Aşağıda okuyacağınız yazıma uygun bir başlık bulamadım. Varın okuduktan sonra uygun bir başlığı siz koyunuz.

Yatakta iken her sabah saat 7.00 gibi radyomu açarım ve aşağı yukarı saat 9.00 civarlarına kadar bir veya birkaç kanaldan günlük gazete özetlerini ve haberleri ve yapılmakta olan söyleşileri dinlerim.

Sabahın birisinde bir beyefendi Türkiye’den gelen su hakkında konuşuyor ve ben onu dinliyorum. Bu beyefendi, ülkemizin kurak bir ülke olduğunu, gerek içmek için gerekse tarım maksatları için suya çok ihtiyacımızın olduğunu, anavatanımızın büyük paralar harcayarak bu suyu ülkemize getirdiğini, ancak yetkililerin zamanında gerekenleri yapmamaları nedeniyle suyun denize akıtılmaya başlandığını halbuki bu suyun Kambilli ovasına ve Güzelyurt ovalarına akıtılmasının çok kolay olduğunu anlatıyor ve yetkililerin bu suyu Kambilli ve Güzelyurt ovalarına niçin akıtmadıkları sorusunu soruyor. Beyefendi bunları anlatırken ben üzülüyorum ve bir an için sanki da yetkili benmişim da suyu boşuna denize akıtırmışım diye kendimi sorumlu tutuyorum ve yorganın altında bir okka oluyorum. Bir taraftan da bu suyu Beyefendinin dediği gibi niçin Kambilli ve Güzelyurt ovalarına akıtmazlar diye, yetkililere kızıyorum. Beyefendi ne söylüyor? Suyun Kambilli ve Güzelyurt ovalarına akıtılmasının çok basit olduğunu ve yetkililerin derhal bunu yapabileceklerini ama yapmadıklarını söylüyor. Yani Beyefendi yetkililere kızıyor. Suya bu kadar ihtiyacı olan ülkemizde suyun denize akıtıldığını, yer altı sularımızın seviyelerinin çok aşağılara düştüğünü ve kuyuları derinleştirmek zorunda kaldığımızı ve artık yer altı sularına erişemez duruma geldiğimizi çok büyük bir çaresizlik içerisine düşmüş bir kişinin ses tonu ile anlatıyor. Beyefendi öyle bir anlatıyor ki, nerede ise ağladı, ağlayacak. Bir an için bir dere küreği alıp gidip, denize akan bu suyu, Kambilli ve Güzelyurt ovalarına çevirmek geçti içimden. Dedim ki, gideyim bu suyu Kambilli ve Güzelyurt ovalarına çevireyim de bu Beyefendinin üzüntüsü son bulsun.

Beyefendinin şivesi de bana hiç yabancı gelmiyor. Bu duyarlı Beyefendinin kim olduğunu merak etmeye başlıyorum. Sunucu kadın imdadıma yetişiyor ve o anda Beyefendiye ismi ile hitap ediyor. O anda da ben yataktan fırlıyorum ve doğru banyoya gidiyorum ve duşu açıyorum. İnanınız ki, sıcak suyun gelmesini dahi beklemeden kış kıyamet günü soğuk suyun altına giriyorum. Meğerlim bu Beyefendi, iktidar partilerinden birisinin milletvekili imiş.

Bir başka sabahta haberleri dinliyorum. Akdeniz köyünde ayrelli festivali yapılmış ve Cumhurbaşkanı bu festivalin açılışında konuşma yapıyor. Cumhurbaşkanı konuşuyor ancak, festivale katılmış olan halk o kadar şamata yapmaktadır ki, nerede ise, cumhurbaşkanının ne konuştuğu anlaşılamıyor. Herkes kendi arasında konuşmakta ve ortaya uğultu şeklinde bir şamata çıkmakta ve cumhurbaşkanı da bu uğultu içerisinde açıklamalar yapmakta. Güney Kıbrıs meclisinin aldığı bir karar nedeni ile görüşmelere ara verilmiş ve Rum Meclisi bu kararını değiştirmiş ve görüşmeler yeniden başlayacakmış ve ancak, cumhurbaşkanımız, tek taraflı adımlar atmayacakmış. Bu güne kadar elde edilen ilerlemeler hep, cumhurbaşkanımızın tek taraflı atmış olduğu adımlar sayesinde elde edilmiş.

Cumhurbaşkanı uğultular ve şamatalar arasında konuşuyor ve ben yatağımda bir sorunun cevabını arıyorum. Bu ne biçim bir iştir? Cumhurbaşkanımız, çok önemli şeyler açıklamaktadır ancak, onu dinleyen hemen hemen hiç kimse yok. O konuşup bir şeyler anlatıyor, festivale katılan halk da kendi aralarında konuşup, gülüşüyorlar.

Cumhurbaşkanının konusu başka, halkın konusu başka.

Aklımdan birçok soru geçiyor. Uzlaşabilmek için çok az bir zaman kaldığını söylemekte olan Cumhurbaşkanının, görüşmelere ileri sürdüğü bahane ile katılmaması doğru mu idi? Cumhurbaşkanının ileri sürdüğü bahane ortadan kalkmış mıydı? Görüşmelerin yeniden başlayacak olmasının açıklanacağı yer, ayrelli festivali mi olmalıydı? Köylerde yapılmakta olan panayırlarda veya festivallerde, bu kadar önemli konuların konuşulması doğru mu? Festivallerde veya panayırlarda konuşma yapmakta olan cumhurbaşkanının ve siyasilerin halk tarafından dinlenmemesi normal bir durum mu? Haydi diyelim ki, cumhurbaşkanı konuşma yaparken dinlenmediğinin farkında değildir, konuşması sırasında yapılan çekimleri sonradan hiç mi izleyip da bu durumu görmüyor? Acaba diyorum, Anastasiadis ile yürütülmekte olan görüşmeler de böyle bir ortamda yürütülüyor da cumhurbaşkanı dinlenmemeye alışıktır da o nedenle mi bu durumu umursamadı? Bu sorulara cevaplar ararken yatağımdan kalktım ancak bu defa fırlamadım, banyoya yürüdüm ve bu defa sıcak suyun gelmesini bekledikten sonra suyun altına girdim. Ve kararımı verdim, ayrelli festivaline katılmış olan halk haklı idi. Herkes çoluğunu çocuğunu almış ve festival olduğu için festivale gelmişti. Kimse oraya siyasetçi dinlemek için gelmemişti.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.