HUNKAR SAG GIYDIRME
Av. Hasan SÖZMENER

Av. Hasan SÖZMENER

17.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Hayatıma ve aileme doyamadım

“Hayatıma ve aileme doyamadım”; bu ibare, bu söz dizisi, bu kelimeler, Londra'daki bir mezarlıkta bulunan bir mezarın başı ucundaki mezar taşında yazmaktadır. Bu mezar ki, geçen haftaya kadar mezarda yatan Mehmet Aziz’in Kıbrıs’ta yaşamakta olan eşi ve çocukları tarafından bilinmemekte idi. Mehmet Aziz’in eşi ve çocukları, onun Londra'da bir tren kazasında öldüğünü duymuşlardı ancak ona ait bir mezar olduğunu bilmiyorlardı. Çünkü bu konuda birçok söylentiler vardı. Londra'dan gelen tanıdıklar, ona bir mezar bile yaptırılmadığını söylüyorlardı.

Mehmet Aziz, 23 Kasım 1928 tarihinde Yeniceköy’de dünyaya geldi ve otuz ikinci doğum gününden bir gün sonra 24 Kasım 1960 tarihinde, geride 27 yaşında bir dul kadın ve iki çocuk bırakarak vefat etti. Mehmet Aziz, 1960 yılının Kasım ayı başlarında, kendisine ve ailesine, daha iyi bir geçim sağlayabilmek için, Londra’ya çalışmaya gitmişti. Eşinden ve çocuklarından ilk kez ayrılıyordu ve Londra’ya gidiş yolculuğu sırasında eşine göndermiş olduğu mektubunda, şimdiden onu ve çocuklarını özlediğini, işe girer girmez onu ve çocuklarını Londra'ya aratacağını yazıyor, ondan çocuklarına iyi bakmasını, geceleri üzerlerini açıp açmadıklarını kontrol etmesini istiyordu. Mehmet Aziz’in eşine göndermiş olduğu bu mektup, onun ölüm haberinden sonra gelmişti.

İki çocuğu ile dul kalmış olan genç kadının hayatı bir anda yıkılmıştı. Ama hayat devam ediyordu. Sosyal Hizmetler Dairesi, genç kadına, çok cüzi bir aylık bağlamıştı. Bunu bağlamak için de, genç kadından, çalışamayacak durumda olduğuna dair doktor raporu talep etmişti. Doktor raporu temin edilmişti ancak, zaman zaman daireden gelen memurlar, genç kadının çalışıp çalışmadığını kontrol ediyorlardı. Genç kadının, almakta olduğu birkaç kuruşluk maaşla çocuklarını geçindirebilmesi mümkün değildi ve çalışması gerekiyordu. Dairedeki memurlar da bunun farkında idiler ama farkında olmalarına rağmen, genç kadının çalışmasına göz yummuyorlardı. Genç kadın, çocuklarını geçindirebilmek için mümkün mertebe daireden gizli olarak başkalarının tarlalarında, orak zamanı orak biçerek, zeytin zamanı zeytin toplayarak, portakal zamanı portakalda, patates zamanı patateste çalışarak, ne kendisini ne de çocuklarını başkalarına muhtaç etti.

Londra'dan gelmekte olan haberlerle, ölmüş olan eşinin, bir mezarı bile olmadığına inanmakta olan genç kadın, esirler gibi çalışırken, çocuklarını ele güne muhtaç etmeden büyütürken eşini asla unutmadı. Her ölüm yıldönümünde ona mevlit okuttu, her perşembeyi, cumaya bağlayan gece, tütsüler yaktı ve dualarını ondan esirgemedi.

Genç kadın çocuklarını büyüttü ve zamanı gelince her ikisini birden aynı dönemde, Türkiye'de üniversitede okuttu. Çoğu erkekten daha güçlü idi. Hem başkalarının hem de kendi işlerini, kimseye muhtaç olmadan yapıyordu. Bana mısın demeden, 50 okkalık dolu torbaları sırtlayarak taşıyor, minare gibi merdivenleri zeytin ağaçları arasında omzunda taşıyor, saman dolu çuvalları, sırtında dama çıkarıyordu.

Yıllar geçti genç kadın yaşlandı, her gün ona uğramaya çalışıyorum, yem torbalarını sırtında, dolu gaz tüplerini omzunda taşıyan bu kadın artık kendi kendine yürüyemiyor, demirden yapılmış bir alet yardımı ile yürüyebiliyor. Buna rağmen hala her işini kendisi yapıyor ve misafirlerini o halde ağırlamaktan geri kalmıyor. Geçen gün ona uğradığımda bana “Sana bir şey söyleyeceğim ama sakın üzülme” dedi. Böyle dedi ama sesinde bir sevinç bir mutluluk sezmiştim. “Söyle” dedim ve anlatmaya başladı;  “Fırat Londra'dadır ve babasının mezarını bulmuş, fotoğrafını çekmiş ve göndermiş, bana gösterdiler.” Annemin Fırat dediği, abimin oğlu, yani annemin torunudur. Babamın mezar taşında, “Hayatıma ve aileme doyamadım” yazıyormuş, bana da okudular. Babam tren kazasından sonra iki gün hastanede yaşadıktan sonra ölmüş ve ölmezden önce, mezar taşına, bunların yazılmasını istemiş.

Evet baba, sen hayatına ve ailene doyamadın, ben ve abim de sana doyamadık. Annem ise hiç doyamadı. Ama annemin hiç dinmemiş olan gözyaşlarının ilk defa sevinçle aktığını hissettim. Üniversiteyi bitirdiğim yıllarda denemiştim Londra'ya gitmeyi ve bulursam seni mezarında ziyaret etmeyi, ancak gençmişim, orada kalabilirmişim diye, insan hakları şampiyonu İngiliz beni havaalanından içeri sokmamıştı. Şimdi ise gidemem gitsem bile göremem. Yaşamaksa bu "Ben Yaşıyorum" ama “Ben de hayatıma doyamadım be baba”

Son bir söz, yeğenim Fırat’a sonsuz teşekkürler...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.