Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Av. Hasan SÖZMENER

Av. Hasan SÖZMENER

23.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Söz hakkı böyle verilemez

Epey oldu. Ofisimde oturuyorum, içeriye birisi girdi. Merhabalaştık, gelen kişi kendisini bana tanıttı. Tebliğ ve İcra memuru idi gelen. “Buyurunuz” dedim. “Hasan Bey senlik bir şey yok” dedi. Bir müddet sessizlik oldu ve tebliğ ve icra memuru “bay bay” dedi ve gitti.

Bir müddet sonra bir genç avukat geldi. “Hasan abi, kim seni dava etti?”diye sordu. “Ne davası” dedim. Meğer tebliğ ve icra memuru, masamın kenarına bir dava celpnamesi bırakmış, davalı ben değilim ama, davalının adresi, ofisimin adresi ile ayni. Tebliğ ve icra memuru, dava celpnamesini bıraktığını bana söylemediği gibi, bıraktığına dair benden imza da almadı.

Bu tebliğ yöntemi karşısında hayretler içerisinde kalmıştım. Oturdum ve mahkeme mukayyitliğine bir yazı yazdım. Yazımda, davalı olarak görülmekte olan şahsı tanımadığımı ve bu şahsın ofisimle bir ilgisi olmadığını belirttim ve masamın kenarına bırakılmış olan dava celpnamesini, yazıma iliştirerek, mukayyitliğe gönderdim. Gönderdim ama, bu konuda hiçbir cevap alamadım. Herhalde bir yanlışlık olmuştur ve dava celpnamesini doğru kişiye tebliğ etmişlerdir diye düşündüm.

Geçen haftanın içinde bana bir tanıdık uğradı. Dediğine göre bir gün önce kapısı çalınmış, kocası kapıyı açmış, gelen kişi, kocasına, kendisini sormuş, kocası kendisine seslenmiş ancak, gelen kişi, önemi yok demiş ve kocasına bazı kağıtlar bırakarak gitmiş. Elindeki kağıtların ne olduğunu anlamamış ve bana sormaya gelmiş.

Tanıdığa, elindeki kağıtları okuttum. Okununca anladım ki, kağıtlar mahkemeden geliyordu ve tanıdık aleyhine yapılmış bir dilekçe idi. Bu kağıtları bırakan kişi, tanıdığın kocasından imza da almamış

İşin enteresan yanı, tebliğ 2017 yılının Ocak ayı içerisinde yapılmış ancak, dilekçe üzerinde, duruşma tarihi olarak hatırladığım kadarı ile 28 Kasım 2016 yazıyor. Ekim de olabilir: Yani tanıdık, bu kağıtlarla, geçmişte kalmış olan bir duruşmada hazır bulunmağa davet ediliyor. Davet ediliyor ama, tebliğe ilişkin olarak da kocasından bir imza bir şey alınmıyor.

Tanıdığın başına gelenler bana, yazımın başında anlattığım olayı hatırlattı. Bu ne biçim bir iştir diye ulaşabildiğim birkaç kişiye sordum. Meğerlim, tebliğ ve icra memurları, artık tebliğ işlerini böyle bırakarak yapıyorlarmış.

Bu durum, ilgili tüzükte yapılmış olan bir tadilattan sonra başlamış. Açtım ve tadilatı okudum. İmza karşılığı olmadan atıp gitmekle veya önüne gelene vermekle tebliğe olanak tanındığını göremedim. Ben göremedim ama, tüzük bu şekilde tebliğe olanak tanıyorsa, bu durum son derece yanlış.

Alem gider Mersine, biz gideriz tersine, diye bir söz vardır. Bir başka söz daha aklıma geldi. “Alem aya gider biz yaya bile gidemeyiz.” Galiba bu son söylediğim böyle değildi. Ne yapayım aklıma gelen bu. İdare edin işte. İdare edin deyince bu defa aklıma, İyi İdare Yasası geldi. İyi İdare Yasası, Sayın Tufan Erhürman’ın büyük çabaları sonucu çıkarılmıştı. Çıkarılması da çok güzel olmuştu. Bu yasanın bir yerinde ne yazıyor. Yazıyor ki, vatandaş idareye bir dilekçe sunduğunda, idare, vatandaşa, dilekçesinin alındığına dair makbuza benzer bir, mühürlü ve imzalı belge verecektir. Bir belge verildiğinde, belgenin alındığına dair imza alınması ne işe yarar? Çok işe yarar, alınan imza ile, belgenin verildiği ve alındığı ispatlanmış olur.

Eğer mahkeme tüzüğü bu anlamda değiştirilmişse, hangi akla hizmet için değiştirilmiştir. Davalıdan veya adli belgenin verildiği kişiden bir imza alınırken bundan vazgeçmenin mantıklı bir açıklamasını ben bir türlü anlayamadım da bulamadım da.

Hakkında yargı tarafından karar verilecek olan kişiye söz hakkı verilmesi, en temel insan haklarından bir tanesidir. Söz hakkı tanımak böyle mi olur? Söz hakkı veren adli belgeyi götürüp bir yerlere atmakla veya bırakmakla, söz hakkı verilmiş mi olur?

Allah aşkına, tüzük böyle değilse ve uygulama böyleyse bu uygulamadan vazgeçilsin. Yok eğer bu uygulamaya tüzük yetki veriyorsa, bu tüzük değiştirilsin lütfen. Anladığım kadarı ile “bırakmak” kelimesinin yanlış anlaşılması neticesinde, bu vahim durum ortaya çıkmıştır. Bırakmak, götürüp atmayı, savurtmayı içermekle birlikte, hukukta, bırakmak, bu anlamı, içermemektedir, içermemelidir.

Bir kişinin dava edilmesi, çok önemli bir hadisedir. Dava edilenin savunma hakkı da çok önemli bir hadisedir. Dava ile bir insanın, iflası istenebilir, bir şirketin tasfiyesi istenebilir, tüm malları istenebilir, boşanma istenebilir, da ne istenmeyebilir ki? Lütfen bir kişinin dava edilmesi bu kadar hafife alınmamalıdır. Aslında bu durum, tebliğ ve icra memurlarını da töhmet altına sokmaktadır. Hakikatte adli belgeyi alan davalı, böyle bir belge almadığını iddia ederse, aksi nasıl ispatlanacaktır?

İnşallah uygulama da böyle değildir ve benim rastlamış olduğum bu durumlar bir istisnadır.

 

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.