Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Av. Hasan SÖZMENER

Av. Hasan SÖZMENER

08.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Yargı, polis işbirliği izlenimi

Basında yayınlananlardan, bana gelip gidenlerden anladığım o ki, halk olarak yargı hakkındaki bilgilerimiz eksik. Halkın hatırı sayılır bir kısmı, polisin, savcıların, yargıçların ve avukatların görevlerini karıştırmaktadır.

Polislerin esas görevi, asayişi ve düzeni sağlamak, suç işlenmesini önlemek, işlenmesini önleyemedikleri suçları işleyenleri tespit edip, yargıya teslim etmektir. Polislerin bu görevleri karşısında, kişilerin, temel hak ve özgürlükleri vardır ve bu hak ve özgürlükler, anayasada ve anayasanın da üzerinde, uluslararası metinlerde yer almaktadır. Polisler görevlerini yerine getirirken, kişilerin temel hak ve özgürlüklerine keyfi olarak müdahale edemezler. Polisler görevlerini yerine getirirken, kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale edilmesi kaçınılmaz hale geldiğinde, bu müdahaleyi, yargıçların vereceği izinle yapabilirler. Kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahalenin, yargıçların iznine bağlanmış olması, yargıçlarla, polislerin işbirliği içerisinde çalıştıkları izlenimini yaratmaktadır. Bu yanlış izlenimin ortadan kaldırılmasında en büyük görev, yargıçlara düşmektedir. Bir suçun ve suçlunun ortaya çıkarılması maksadıyla polisler tarafından, kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale için, yargıçlardan izin istendiğinde, yargıçlar, bu gibi kişilere, suçluymuşlar izlenimini yaratacak şekilde davranmamalıdırlar. Ayrıca yargıçlar, bu gibi kişilere, özellikle basının, suçluymuş gibi muamele yapmalarına müsaade etmemelidirler.

Anayasaya ve yürürlükteki mevzuata göre yargıçların esas görevi, suçların soruşturulması sırasında, haklarında soruşturma yapılmakta olan kişileri, polisten korumaktır. Anayasanın ve mevzuatın bu düzenlemelerinin halka hissettirilmesi gerekmektedir. Örneğin, anayasa, polisin soruşturma yaptığı bir aşamada, bir kişinin soruşturma maksatları için tutuklanabilmesini, makul şüpheye bağlamıştır. Bu ne demektir? Bu demektir ki, bir kişi, bir suçun soruşturulması sırasında, makul şüphe boyutlarına ulaşmayan şüphelerle tutuklanamaz. Halbuki ülkemizde, en ufak şüphelerle, kişiler hakkında tutuklama emirleri verilebilmektedir. İşin enteresan yanı, suçların soruşturulması sırasında, tutuklama yapılabilmesi için gerekli olan makul şüphenin ne anlama geldiğine dair, doyurucu bir mahkeme kararı yoktur.

Suç işlemekle hakkında soruşturma yapılmakta olan bir kişi, temel hak ve özgürlükleri açısından, yargıcın koruması altında olduğunu hissetmiyorsa, polislerin, yargıçlar ile işbirliği içerisinde çalıştıkları izlenimi edinmesi kadar doğal bir şey yoktur.

İzlemekte olduğum bir televizyon programından, Türkiye’nin bu konuda ne kadar ilerlediğini rahatlıkla tespit ettim. Kayınvalide, iki gelini ile birlikte aynı binada yaşamaktadır. Gelinlerden birisi, kayınvalide ile aynı evde, diğeri ise üst katta kalmaktadır. Gecenin birisinde, üst katta kalmakta olan gelinle, kayınvalide arasında şiddetli bir tartışma ve kavga olur ve ertesi gün, kayınvalide, yaya olarak 2 saat kadar bir mesafedeki nehirde ölü olarak bulunur. Jandarma, kayınvalidenin intihar ettiği kanaatine varır ancak, 9 ay kadar sonra adli tıptan gelen rapor, kayınvalidenin intihar etmediği, öldürüldüğü yönünde oldu.

Bu olay eskilerde olmuş olsa idi, jandarma gelinler dahil birçok kişiyi tutuklayacaktı ve çoktan birilerine, bu kadını öldürdüğüne dair itiraf yaptırılacaktı. Anladığım kadarı ile, bu kadını öldürdüğünden şüphelenilen 5 kişi vardır. Hem de bu şüpheler yabana atılabilecek şüpheler değillerdir. Bu şüphelilerin hepsi de bu televizyon programına katıldıkları ve kendilerinden şüphe edilmesinde haklılık payı olduğunu kabul etmiş olmalarına rağmen, bu kişilerden hiç birisi henüz tutuklanmış değildir. Çünkü, Avrupa Birliği uyum yasaları gereği, artık kişiler, basit şüphelerle veya makul şüphe seviyesine çıkmamış olan şüphelerle tutuklanamaz.

Bu televizyon programı sayesinde bir tespit daha yaptım. Yasalar yeni, yasalar Avrupa Birliği’ne uydurulmuş ama, kafalar hala eski. Programda, yaşlı bir avukat var, yaşlı bir adli tıp profesörü, yaşlı bir psikiyatri dalı profesörü da var ve bu yaşlılar nerede ise, jandarmaya ve savcılara, bu kişilerin tutuklanmaları hususunda yalvarmaktadırlar. Özellikle o yaşlı avukatın üyesi bulunduğu baronun, bu avukata ilişkin ne yapacağını da merakla bekliyorum.

İnşallah Türkiye’deki bu gelişmeler bize de örnek olur. Özellikle, Türkiye’deki adaleti beğenmeyenlere duyurulur.

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.