HUNKAR SAG GIYDIRME
Burçin ALİUSTA

Burçin ALİUSTA

11.02.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Mazide kalan bir araç: Arçelik Triportör

Arçelik Triportör’ü orta yaşlılar hatırlar. 1970’li yıllarda Türk otomotiv markasına bir dönem damgasını vuran ve bugünün kıymeti gitgide artan üç tekerlekli aracı Arçelik Tripotör, ara sokakların vazgeçilmez seyyar satıcı aracıydı. Tüpler taşındı, sebze-meyveler satıldı. Sonra da yok olup gittiler. Peki niye yok olup gittiler? Araç ihtiyaçlara cevap mı vermiyordu? Hayır; hikayesi ilginç.

1960-1970'li yıllarda yük taşımacılığı ve insan taşımacılığının yapıldığı triportörler şimdilerde tarih oldu. Adından da anlaşılacağı gibi (three/tri: üç) 3 tekerlekli ve direksiyon yerine gidonla kumanda edilen ilginç taşıma araçlarıydı. Ağırlıklı olarak; “Arçelik” marka olan triportörlerin sürücü kabininin önünde tek bir tekerleği vardı. Bu tekerlek gidona bağlıydı. Sürücü kabinin tam ortasına otururdu, yanında da sağlı sollu birer kişinin oturabileceği yer kalırdı. Eni normalden daha dar olduğundan ötürü, tek bir farı ve yine tek bir sileceği bulunurdu.

Çalışırken çıkardığı sesler, bir motosikletin sesiyle aynı tınıyı verirdi. Bu araçların arkasındaki kasaları, kimi modellerde açık, kimilerinde tenteyle örtülü, kiminde ise metal örtüyle kapatılmış olurdu. PTT’nin araç kadrosunda, arkası kapalı çok sayıda sarı renkli triportör 1980’lerin ortalarına kadar hizmet verdi. Bunlar daha çok posta ve telgraf taşıma işlerinde kullanılırlardı.

Arka kasada bulunan tahtadan yapılma koltuklarda şehir içi taşımacılığının en önemli unsurlarıydı Arçelikler. Üç tekerden ibaret bu triportörleri kullanmak çok zordu sık sık devrilme tehlikesi bulunur bu yüzden yolcular ve yük dengeli bir şekilde taşınırdı. Düz yolda ve yokuş aşağıda oldukça verimli olan bu araçlar yokuş çıkarken ise biraz da yolcuların fedakârlığı ile işini yapardı.

At arabalarından sonra dönemin en önemli taşıma aracı

Lambro’nun üreticisi Ferdinando Innocenti, üretimi 1972 yılında durdurunca (zaten Isocarro’da 1966 yılında üretimi durdurmuştu) Arçelik’te sanırım zahmet edip bir şeyler yapmadı ve Arçelik Triportör’ün Türkiye’deki satışı da durmuş oldu.

At arabasından sonra dönemin en önemli taşıma aracı olan triportör dünyanın birçok ülkesinde de oldukça yoğun kullanılmakta hatta üretimi ciddi boyutlara varan araç doğu ülkelerinde resmi kurumlarda ve polis aracı olarak bile kullanılmaktadır. Bir zamanlar Türkiye’de PTT kurumuna hizmet eden triportörler yıldırım posta gönderileri için kurum önlerinde beşer onar adet sarı ve üzerinde de siyah yazılı "PTT Resmi Hizmete Mahsustur" ifadesiyle dar sokakların müdavimleriydiler.

Triportörler günümüzde bile Amerika'nın yoğun trafiğinde polis aracı olarak motosiklet ve otomobile ideal bir alternatif olma özelliğini koruyor.

1970’lerde; Arçelik triportör (Lambretta lisansıyla) üretmişti. Devlet Malzeme Ofisiyle bir zamanlar ortak olan Arçelik'in en büyük müşterisi de DMO olmuştu. Sonraki yıllarda üretim bitti. Türkiye’de araç bu durumdayken Amerika, Avrupa ve özellikle güney Asya ülkelerinde üretimi artarak devam etti. 1995’lerden sonra tekrar triportör üretimi gündeme geldi. Bir kaç firma bu işle uğraşıyor.

Hem pratik hem az yer kaplayan ve az yakıt tüketen bir vasıtadır triportör. 70'li yılların efsanevi aracı en iyi günlerini o yıllarda yaşamış herkesin aklında ufakta olsa bir mazi bırakmıştı.

Bunları biliyor muydunuz?

Lambro 200

Türkiye pazarına giren ilk triportörler, İtalyan Lambretta lisansıyla üretilip üzerine Arçelik markası vurulmuştu. Lambretta o zamanların güçlü bir İtalyan motosiklet ve bisiklet üreticisiydi ve aynı zamanda bu araçların yan malzemelerinin de üreticisiydi. Arçelik tripotör Ferdinando Innocenti’nin bir ürünüydü. Adı da Lambro ’ydu aslında. 1931 yılında çelik tüp üreten, 2. dünya savaşı sonunda motor scooter üretmeye başlayan bu firmanın Arçelik için ürettiği Triportör 3 silindirli, geri vitesi olmayan 3 ileri vitesli 150cc motorluydu. Frenler arka tekerleklerdeydi. Firma motoru 1965 yılında 198cc’ye arttırdı. Ayrıca kargo kapasitesini de 11 cwt’a çıkardı.  Mesela Lambretta marka fren sistemleri sağlamlık ve fonksiyonellikleriyle bisiklet ve motosikletlerde çok tutulurdu.

Moto-Guzzi de bir İtalyan markasıydı. Arçelik gibi lisans altında Türkiye'de monte edilmişti. O yıllarda Arçelik kadar olmasa da küçük nakliye işlerinde yaygındı. Her iki markanın da birbirine pek de üstün yanları yoktu.

Ara Sokaktakiler: Mustafa Özhür

Yıllarca demircilik yapan baba Özden Özhür , “three graces” yani “Üç zarafet” anlamına gelen Ford Consul MK 1, Ford Zephyr MK 2 ve Ford Zodiac MK 2 araçlarının sahibi olmuş ve kullanmış. Fakat içlerinde bir tanesi olan 1960 model Ford Zephyr MK2 ailenin ilk arabası olmuş.

Halen oğlu Mustafa Özhür, babasının emanetine sahip çıkarak gerekli restorasyonunu tamamlamış ve ilk günkü görünümüne kavuşturmuş. Üç kardeş olarak Özhürlerin çocuklukları bu arabada geçmiş. Uzun ön koltuğu sayesinde hep birlikte ailece hareket etmeleri kolay olmuş. 90’ların başına kadar ise hem işte hem de ailenin arabası olarak kullanılmış. 2011 yılında tamamen restore edilmiş ve bu süre iki yıl kadar sürmüş.

Yarım asırdan fazla ailenin emektarı durumdaki Ford Zephyr, belli zamanlarda yine yollarda kullanılıyor. Sevgili Mustafa Özhür, aile yadigarı emektar arabalarının değerini bilip ailesinin geçmişinin izlerini taşıyan otomobillerine sahip çıkmış ve gelecek nesillerine bırakılabilecek en güzel en değerli bir hediye yaratmıştır.

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.