Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Burçin ALİUSTA

Burçin ALİUSTA

15.07.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Varsa, yoksa ‘bisiklet’

Nice çocukları dolduruşa getirmek için söylenmiş bir cümledir. Ne kadar işe yaradığını bilemeyeceğim ama sonucunda alınan bisikletler olduğu kesin. Kıbrıs tarihinde de bayağı yer tutar bisiklet. İnsanlar bir zamanlar işlerine güçlerine bisikletle ulaşırlardı. Dedelerimiz atalarımız çocuklarını evlerini bisikletle geçindirirdi. Özellikle İngiliz kültürü ve markaları oldukça yaygındı. Bugün birçok insan eski bisikletlere değer vermeye çalışıyor atalarının yadigarlarını tekrar yaşatmaya çalışıyor.

Bana da bir bisiklet aldılar. Sekiz yaşımdaydım zannediyorum. İnsanoğlunun ilk tanıştığı taşıttır bisiklet. Belki de ilk kahramanlarıdır bisiklet birçoğunun. Benim de o öyle idi. Etrafta birçok Cooper, BMX, Indian vardı. Sanırım ana okuldan sonra ilkokula adım atacağımın yazıydı. İlk bisikletim bir BMX olmuştu. Siyah ve sarı beyaz yazıları, teker tellerinde renkli boncukları ve zili vardı. Bayağı kullanmıştım.

Son zamanların Trend hobisi bisiklet, ülkemizde oldukça yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. Sosyal medya ortamlarında birçok bisiklet faaliyetlerinin paylaşımlarını görebilmekteyiz. Sağlıklı yaşam, kötü alışkanlıklardan uzak kalmak ve sosyalleşmek adına yapılan bu bisiklet aktiviteleri, ada ülkesi olmamızın da avantajıyla son derece yaygınlaşmaktadır.

İnsanlığın en büyük icatlarından olan bisikletin zaman içindeki gelişim sürecini bugünkü sayımda biraz olsun inceleyeceğiz.

Celerifere’den Bisiklet’e

Tarihte bilinen ilk bisiklet çok ilkel şekilde 12. yüzyılda Çin’de görülmüştür. Ancak sonrasında Fransız Sirvac tarafından yapılan sağ ve sol ayakların itmesiyle yürüyen bisikleti ileri bir aşamaya götürmüştür.

“Celerifere” ismini taşıyan bu aletin yapılışı 1791 tarihlidir. Baron Karl Von Drais, Drais de Senerbol’un yaptığı bu bisikleti biraz daha geliştirmiş ve bisiklete gidon kısmını eklemiştir. Bu bisiklet ise 1816 yılında yapılmıştır. Bu bisiklet ilk olarak tahtadan imal edilmiştir. 1818′de bisiklette artık metal kullanılmaya başlanmıştır. İlk bisiklet patenti 1645 yılında Fransız Jean Theson’a verildi.

Patenti alınan alet günümüz bisikletine hiç benzemiyordu, daha çok dört tekerlekli garip bir alet görünümündeydi. 1690 yılında Fransız asilzade Sivrao Kontu tarafından, iki tahta tekerleği olan ve “celenfer” adı verilen pedalsız bir bisiklet yapıldı. Daha sonra tahta tekerleklerin yerle temas eden yüzleri demir çemberle kaplandı; fakat bu durum süspansiyon sağlamadığı için hızın azalmasına yol açtı.

8 Leonardo Da Vinci’nin yaptığı çizimleri kullanarak bilinen ilk pedallı bisikleti üreten kişi Kirkpatrick Mac Millan’dır. 1839-1840 yılları arasında İskoçya’da üretilen bu bisiklet, halen Londra Science Museum’da sergilenmektedir. 1855’te Fransız Ernest Michaux’un bisikleti pedalı daha etkin bir şekilde kullanmıştır. 1870 yılından sonra geliştirilen yeni bisikletlere “Bicyole” ismi verilmiştir. Bu modelde ön tekerleğin çapı bir ile 1,5 metre arasında değişmiştir.

İlk seri üretim bisiklet “Michaux Company” isimli firma tarafından yapılmıştır. Şirket, yılda ortalama yüz kırk adet bisiklet üretiyordu. Bisikletin artık büyük ilgi görmesi dönemin devletlerinin de dikkatini çekmiştir. 1800’lerin ikinci yarısında Fransa Savunma Bakanlığı ülke genelinde bisiklet üretimine destek vermiş ve 1871′de imal edilen bu bisikletler Almanya karşısında yapılan savaşta kullanılmıştır.

Trufaut, içi boş kauçuk lastiğini icat etmiş ve bunu İngiltere’de eşit tekerlekli komple kadrolu, bilyalı ve milli bisikletlerin yapılması ve sonrasında ise ortadan katlanan portatif bisikletler izlemiştir.

İrlanda’da 1888 yılında havalı plastik bisikletler piyasaya çıkmıştır. Bu durum sayesinde bisiklet endüstrisi daha hızlı geliştirmiştir. Bisiklet imalatında kullanılan malzemenin fiyatının yüksek olması, işçilik maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle halka inememiştir. 1800’lü yılların sonunda fabrikaların artması ve neticesinde seri üretimin hızlanmasıyla maliyetlerde gerçekleşen düşüş bisikletin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı. Özellikle Avrupa ülkelerinde yani, Fransa, Belçika, İngiltere, İtalya ve İspanya’daki bisiklet fabrikaları bisikletin bu ülkelerde bisikletlerin daha yaygınlaşmasına ve bisiklet sporunu gelişmesine önayak olmuştur.

I. Dünya Savaşı’nda ise Avrupa ülkeleri bisikleti genel olarak askeri amaçla (ordu süratinin artırılması) amacıyla kullanmışlardır.

Bunları biliyor muydunuz?

İlk bisiklet yarışları

1868’de tekerleklerin sert lâstikle kaplanıp demirin çıkartılması sayesinde sürat arttı. Deneme niteliğinde ilk bisiklet yarışı, 1868’de Saint Cloud’da yapıldı. Bu yarışı İngiliz James Moore kazandı. Bu bisiklet şu anda Ely, Cambridgeshire, İngiltere'deki müzede sergilenmektedir.

Günden güne gelişme gösteren bisiklete bağlananların sayısı çoğaldı ve 1881’de “Fransız Bisiklet Federasyonu” kuruldu. Daha sonra zincirli aktarma sistemi ve havalı lâstiğin bulunmasıyla bisiklet bugünkü şeklini aldı. Çağdaş koşullara uygun ilk mukavemet yarışı 1890 yılında Fransa’da yapıldı. 1891’de ise uzun etaplı turların ilk örneğini oluşturan Bodeaux-Paris Yarışı, onu takiben Paris-Brest-Paris Yarışı düzenlendi. 1903 yılında düzenlenen ve uluslararası bisiklet yarışmalarının en büyüğü olan Fransa Bisiklet Turu’nun Henri Desgrange ve L’auto dergisi tarafından gerçekleştirilmesi bisiklet sporu için önemli bir atılım oldu.

Ara Sokaktakiler: Üç kuşak ‘Şahuriler’

1957 yılından beri Kıbrıs’ta gerek motosiklet gerekse bisiklet sektöründe hizmet veren, Ayrancıoğlu ailesi yani herkes tarafından ‘Şahuri’ diye bilinen üç kuşak aile bugünkü konuklarım. Ara sıra eskiden beri restore ettiğim klasik bisikletlerim sebebiyle uğradığım dükkanlarına, son zamanlarda motosikletim Vespa vesilesiyle daha sık gider oldum.

Bu sayede ağızlarını biraz yokladım. Birinci kuşak Şahuri yani dede Altay Ayrancıoğlu’nun babası, 1900’lü yıllarda Lefkoşa’daki evlerinde kabak yetiştiriyormuş. Kabağın Rumca ismi de Şahuri. Bu isim onlara buradan gelmiş. Ayrıca soy isimleri de, dede Şahuri’nin ayrancılık ve yoğurtçuluk yapmasından dolayı gelmiş. Dede Altay, bisiklet ve motosiklet mesleğini, o zamanların meşhur ustalarından Artin Uzunyan’dan öğrenmiş.

Uzun yıllar meşhur İngiliz markaları olan Raleigh, Cooper, Hercules ve daha birçok markanın da Kıbrıs bayisiydi. 1940’tan 1957’ye kadar bazı ustaların yanında bu işin inceliklerini öğrenmiş. Sonra kendi dükkanını şimdiki Selimiye Cami civarındaki İzzet Efendi Sokak’ta açmış.

Oğlu Erem Ayrancıoğlu ise 1990’ların başında işi devralmış ve mesleği devam ettirmiş. Şimdilerde ise üçüncü kuşak işi devralmak üzere. Dedesiyle aynı adı taşıyan torun Altay Ayrancıoğlu, günün şartlarına ve teknolojisine göre işi genişletmeye başladı bile. Oldukça mesleklerine saygılı ve çalışkan bir aile olan Ayrancıoğlu yani ‘Şahuriler’, eski Lefkoşa’mızın içinde kalan ve günden güne azalan tamirhanelerinden birine sahip.

Lefkoşa’nın dışına çıkmak, sanayide iş yapmak yerine eski değerlerine önem vermeyi tercih etmişler. Ben her uğradığımda oldukça yoğun bir iş temposu içindeler. Buna rağmen civardan gelen çocukların bisiklet tamirlerine, teker bakımlarına da asla yapmamazlık etmiyorlar. Özellikle biz klasik severler için çok sevindirici durum ise, gerek eski bisikletlerimiz gerekse motosikletlerimiz Şahuri ailesi sayesinde kolayca restore edilebilmekte ve yeniden hayat bulabilmekte.

Her gelen müşteriye güler yüz ve samimiyetlerini de sergilemekteler. Dede Altay güler yüzüyle müşterilerle ilgilenmekte halen. Erem abi sanatın inceliklerini gösteriyor. Torun Altay sayesinde ise eski araçlar yaşamaya başlamış. Eski Lefkoşa’mıza tekrar gitmemize o eski sokaklardan tekrar geçebilmemize sebep oluyor Şahuriler. Umarım öyle de kalırlar.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.