Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Derviş Kemal DENİZ

Derviş Kemal DENİZ

16.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

2017 yılının ilk günlerinde bizi meşgul eden konular ve beklentiler

2017 yılına girerken KKTC’de toplum bireylerinin en çok odaklandığı iki önemli konu geniş bir şekilde tartışılmaya başlandı. Bu konuların en büyük özelliği doğuracağı sonuçlar dolayısıyla insan hayatı üzerinde büyük etkilerinin olabilmesidir.

2016 yılının Kasım ayı sonundan başlayarak bugüne kadar devam eden Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi yani bir diğer deyiş ile döviz kurlarının artışı, toplum bireyleri arasında büyük bir telaş ve olumsuzluğa neden olmuştur. Kurlar arttıkça bilhassa sabit gelirli vatandaşlar arasındaki moralsizlik daha da artmıştır. Çok iyi bilinmektedir ki Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısında değer kaybetmesi ile birlikte, temel yaşantının bir parçası olan elektrik başta olmak üzere petrole de artış gelmekte, bu artış ileriki haftalarda diğer fiyatlara da yansımaktadır. Dolayısıyla tüm fiyatlarda yukarıya doğru bir artış olmaktadır.

Başta sabit gelirliler olmak üzere toplum bireyleri artan fiyatların aylık harcanabilecek miktarın bir kısmını da eriteceğini böylece ayın sonunu getirmede daha da zorlanacaklarını açıkça görmektedir. Bir de buna döviz bazında alınan konut ve araba kredisi ve ödenen özel okul harçları eklenince durum daha da vahim olmaktadır. Daralma sürecine giren harcamalar sonunda piyasayı etkilemekte ve vatandaşın daha az harcayacak parası olduğundan esnaf, sanatkar ve işadamları daha az satış yapmakta böylece evlerdeki sıkıntı dönüp piyasaya da durgunluk getirmektedir.

KKTC’de iş çevrelerinin yaşamakta olduğu piyasada dönen paranın azlığı ve ödeme sürelerinin uzaması, döviz kurlarındaki bu değişim ile daha da vahim bir durum oluşturmaktadır. Bu aşamada sabit gelirliler maaşlarına fiyatlardaki yükselmeyi karşılayacak artış, işadamı da sattığı malın karşılığının daha erken dönüşümünü beklemektedirler. Dikkat edilecek olursa, gerek maaşlardaki artış gerekse piyasada dönen paranın hızlanması bazı ekonomik ve mali önlemleri gerektirmektedir. Hükümetin fiyat artışları karşısında bütçe sıkıntılarını da dikkate alacak şekilde çalışanların maaşlarını artırması gerekecektir. Diğer taraftan piyasanın acil nakit akışını sağlamak açısından başta “factoring hizmetleri yasası” olmak üzere bazı kaynak yaratıcı enstrümanları da devreye sokması şarttır.

Kıbrıs Türk toplumu bir yandan döviz kurlarındaki artışın olumsuzlukları ile mücadele ederken, diğer yandan Cenevre’den gelen haberleri izlemektedir. Kıbrıs konusunda 1963 yılından beridir devam eden çözümsüzlüğün aşılıp aşılamayacağı, aşıldığı zaman bunun bireylerin hayatını nasıl etkileyeceği toplumun en önemli kaygıları arasındadır. Benim gözlemlediğim, toplumun büyük bir bölümünün yıllardır yapılan ancak, sonu getirilemeyen çözüm arayışlarına karşı çok az tepki gösterdiğidir. Bunun altında yatan Kıbrıslı Rumlara olan güvensizlik ile birlikte, yapılacak anlaşmadan Kıbrıs Türk toplumu olarak alınacak payın ne olduğunun iyice bilinmemesidir. Bu duruma gelinmesinde başta Annan Planı’nın referandum sonucunun yarattığı hayal kırıklığı ile son on iki yılda bilhassa adanın kuzeyinde oluşan durumun etkisi vardır.

Kıbrıslı Türkler adanın kuzeyinde oluşturdukları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile adanın tümü üzerindeki eşit ortaklık haklarını 1974 sonrasında kullanmaya çalışmaktadırlar. Dünyanın ülkeleri tarafından tanınıp tanınmamasına bakılmaksızın bu devletin oluşumunun temeli Kıbrıslı Türklerin adanın tümünün yönetiminde eşit ortak olduğunun bir göstergesidir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı Kıbrıs Türküne yönetimde varız ve adanın bir bölümünde toplumsal egemenliğimizi kullanırız hissini vermekte ve insanımızı toprağa daha çok bağlamaktadır. Kıbrıslı Türklerin kurduğu bu devletin oluşacak yeni cumhuriyette neye dönüşeceği, yeni bir devletin kurulması olasılığı, olmazsa son zamanlarda sözü edilen ancak spekülasyonlar dışında kimsenin tam olarak bilmediği “B Planı”nın ne getireceği toplumun morali üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Bir yandan çözüm beklentisi, bir yandan çözümsüzlüğün getireceği yaptırımlar moralleri her yönden azaltmaktadır.

Kıbrıs’ta toplumların çözüme ulaşması halinde Kıbrıslı Türklerin ekonomik yönden karşılaşacakları durum da yılların getirdiği gelişmelerin sonucu olacaktır. Bu duruma gelinmesinde Kıbrıslı Rumların adanın kuzeyi ile ilgili uyguladıkları politikanın çok büyük etkisi vardır. Kıbrıslı Rumlar adanın kuzeyini yıllardır işgal bölgesi olarak ilan edip dünyaya böyle kabul ettirmeye çalışmakta, bunu yaparken de her zaman adanın tümü üzerinde sadece siyasi değil ekonomik yetkisinin sadece kendilerinde olduğunu vurgulamakta, Kıbrıslı Türklerin yaptığı her şeyin kendilerine göre Türkiye’nin işgal bölge sınırları içinde ve Türkiye’ye bağlı olarak yapıldığı propagandası yapmaktadırlar. Bu propaganda ile varmak istedikleri sonuç tek başlarına Kıbrıs’ta siyasi ve ekonomik gücü elde tutmaktır. Yıllardır bu propaganda ve oldu bitti ile uğraşan Kıbrıslı Türklerin bugüne kadar yaratılan duruma bağlı olarak ümitsizlik içerisinde olmalarını normal karşılamak gerekmektedir.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.