• 28 Ağustos 2017, Pazartesi 8:41
Derviş KemalDENİZ

Derviş Kemal DENİZ

Dünya 2007 sonrası likidite gücünü kaybetti

Geçen haftaki yazımda küresel krizin onuncu yıl dönümü olduğunu ve dünyanın 2007 öncesi gibi olmadığını belirtmiştim. Bugün yaşanılan ekonomik durumu dikkatli inceleyecek olursak mikro ekonomik düzeyde, yani bireysel alanda gerek kişiler gerekse kurumların 2007 öncesi likit rahatlığına sahip olmadıklarını görebiliriz. Birçok şahıs gibi işletmeler de giderlerin artışı karşısında gelirlerinde aynı oranda artış elde edememekten şikayet etmektedirler. Günlük gazetelerde belirli aralıklarla atılan manşetlerde, halkın artan hayat pahalılığına ayak uydurmada zorlandığı ve her yıl harcayabileceği miktarda azalma olduğu izlenmektedir.

Yaşadığımız ülke olan KKTC’de 1974 ten bugüne kadar halkımız zaman zaman ekonomik krizlerle baş etmek zorunda kalmıştır.1970’lerin sonunda yaşanan Kıbrıs Liraları sorunu, 1994 ve 2000 yıllarında yaşanan döviz krizi ve aşırı enflasyon, 2007 de ortaya çıkan küresel kriz ile tamamlanmıştır. 1994 ve 2000 li yıllarda yaşanan döviz krizleri sonucu finansal sistem çalkalanmış ve birçok banka faaliyetlerine son vermek zorunda kalmışlardı.

Bu yıllardaki krizler yüksek enflasyon ile devam ettiği için şahıs ve işletmeler enflasyon ile büyüdüklerinden reel büyüme mi yoksa küçülme mi olduğunu pek fazla belirleyememişlerdir. Esasen krizin en çok hissedildiği dönem 2008 de tavan yapan ve bugüne kadar devam eden dönemdir. Her ne kadar dünyada birçok ülkede de düzelme olduğu söyleniyorsa da hiçbir ülkede durum 2007 öncesi gibi değildir.

KKTC’de yıllardır fiyat artışlarının gelirlerin üzerinde seyrettiğini gözlemleyebilmekteyiz. Gerek devlet çalışanları gerekse özel sektörde çalışanlar, reel olarak harcama güçlerinin zayıfladığını gözlemlemektedirler. Bugünlerde bütçenin yıllardır ilk defa artı verdiği belirtilmektedir. Bütçenin artı vermesi makro ekonomik açıdan başarı gibi kabul edilse de, bunun halkın günlük yaşamına yansıması da önemlidir. Eğer devlet gelirleri artmaya ve bu gelir artışı halka daha refah bir yaşam için olanak sağlamak için kullanılmıyorsa o zaman devletin halk için değil devlet için güçlü olduğu varsayımı ortaya çıkmaktadır.

Devletin güçlü olması, dolaylı olarak halkın da güçlü olmasını sağlar. Ancak, devletin güçlü olması, devlet gücünü elinde tutanların ve çevresinin faydasına çalışırsa, halkın büyük bölümü, devletin gücünden fazla bir pay alamaz demektir. Bu nedenle küresel veya yerel krizlerin veya ekonomik sıkıntıların aşılmasında fırsat eşitliğinin büyük önemi vardır. Fırsat eşitliğinin sağlanması da popülizmin asgariye indirilmesi ile mümkündür.
  Bizleri yakinen ilgilendiren önemli bir konuda da Türkiye’nin ekonomik durumudur. HSBC’nin Türkiye ekonomisi ile ilgili yayınladığı ve ilk 6 ayı kapsayan araştırma sonuçları geçen gün yayınlanmıştır. Türkiye’nin ekonomik yapısının gücü KKTC’yi doğrudan etkilemektedir. KKTC’de halkın en çok merak ettiği döviz kurlarının ne olacağı ile ilgili gelişmelerdir. Bu da Türkiye’nin ekonomik durumunun güçlülüğüne dayalıdır.

Yıl başında HSBC’nin 2017 yılı için Türkiye’nin büyüme tahminleri %3 (yüzde üç) olarak öngörülmesine rağmen, bu beklenti 2017 yılının 8’inci ayında % 4 (yüzde dörde) yükseltmiştir. Bu da ikinci çeyreğin büyüme beklentisini %5.1 den %5.6 ya yükseltmiştir.

2017 yılının ikinci çeyreğinde yaşanan büyüme kredilerdeki büyümeye dayalıdır. Kredilerdeki artış harcamalardaki artışı tetiklemiştir. Bu arada ihracat ikinci çeyrekte %8 oranında artış göstermiştir.

Türkiye’deki bu gelişmenin 2018 de %5 büyüme ile devam edeceği beklentisi vardır. 2017 yılının ikinci çeyreğinde yaşanan büyüme, kredi garanti fonunun devreye konması ile büyük ölçüde alakalıdır. Kredi garanti fonunun uygulanmasının sonuna gelindiği dikkate alındığında ekonomide bir yavaşlama yaşayabilme olasılığı ortaya çıkmaktadır. Ancak, kredi garanti fonu uygulanması uzatılırsa büyümenin devam etmesi mümkündür.

Türkiye’de sık sık konuşulan faiz oranlarında indirim yapılması, enflasyonun % 10 civarlarında seyri dolayısıyla mümkün görülmemektedir. Bu nedenle faizlerin mevcut oranda kalması daha olasıdır.

Türkiye’deki olumlu gelişmelerin önündeki en büyük tehdit küresel likidite sorunudur. Küresel anlamda ortaya çıkabilecek bir likidite daralması Türkiye’nin büyüme hedeflerini yavaşlatabilir. Bu da gösterir ki 2008 de en üst seviyesine yükselen küresel kriz hala etkilerini hissettirmektedir. Küresel herhangi bir ekonomik daralma tüm ülkeleri etkileyebilmektedir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 9 8 1 0 18 25
2 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 9 7 1 1 12 22
3 BAF ÜLKÜ YURDU 9 5 3 1 12 18
4 CİHANGİR GSK 9 5 2 2 3 17
5 TÜRK OCAĞI LİMASOL 9 5 1 3 11 16
6 GÖNYELİ SK 8 4 1 3 2 13
7 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 8 4 0 4 6 12
8 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 9 2 5 2 -7 11
9 BİNATLI YSK 9 3 1 5 -6 10
10 GENÇLİK GÜCÜ TSK 9 2 3 4 -3 9
11 LEFKE TSK 8 2 3 3 -4 9
12 ÇETİNKAYA TSK 8 2 3 3 -6 9
13 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 8 2 2 4 -4 8
14 GİRNE HALK EVİ 9 2 0 7 -7 6
15 ESENTEPE KKSK 9 1 1 7 -14 4
16 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 8 0 3 5 -13 3
yukarı çık