KTV
evkaf
  • 31 Ekim 2016, Pazartesi 8:25
Derviş KemalDENİZ

Derviş Kemal DENİZ

Önemli olan toplumun refahı

Bireysel refahın insanlara sağladığı mutluluğun, paylaşılan toplumsal refahın getirdiği mutluluktan daha iyi olduğunu algıladığımız bir dönemde yaşıyoruz. Oturup sakin bir şekilde düşündüğümüzde, hayatımızın akışı içerisinde yaşamayı arzu ettiğimiz refahı sadece kişisel olanaklar ve çevre ile edindiğimizin farkına varabiliriz.

Gelişmiş ülkelerde siyaset yapanların ve halkın inancı, bireysel mutluluğun artması için toplumsal refahın artırılması ve artan bu refahtan kişilerin daha fazla pay almasının sağlanmasıdır. Bu nedenle ülkedeki refahın ilerlemesinde siyaset edenler kadar toplum bireylerinin de toplumsal bir çaba içinde olması gerekir.

Refahı teşkil eden unsurlar sadece bir hane halkının aylık ve yıllık kazancı, sahip olduğu ev, araba veya bankadaki parası değildir. Ne kadar geliriniz veya mülkünüz olursa olsun, günlük yaşantımızın kalitesinde önemli olan sağlık, eğitim, çevre ve beledi hizmetler konusunda kalite yakalanmazsa, refah içinde yaşadığımızı söyleyemeyiz. Bankadaki paranın hacmi, yaşanılan ortamda sadece kişinin evinin duvarları arasındaki refahı temsil eder.

KKTC’de bireysel refaha ulaştığını zanneden halkın, toplumsal refah konusundaki eksiklikleri dikkate alarak bir analiz yapması ve bu analiz sonucunda kendi günlük yaşamında karşılaştığı sıkıntıları maddi olarak çözmesinin, sadece kısıtlı bir refah yarattığını da belirlemesi gerekir. Belirlenen bu kısıtlı refahın genişletilmesi için de hükümet edenlerden toplumsal düzeyde talepte bulunması, gelecekte ulaşılabilecek refah için önemli bir adımdır.

Toplumsal refah yoksulu ülkemiz insanları, toplumsal refahın geliştiği ülkeleri ziyaret ettiklerinde eksiklikleri fark etseler de ülkeye geri döndüklerinde günlük yaşam kavgası içerisinde bireysel refah uğraşına kapılmakta ve toplumsal refah taleplerini bir tarafa bırakmaktadırlar. Bu nedenle, arada bir sağlık, eğitim, çevre ve beledi hizmetler konuları gündeme gelse de bu konuların ele veya dikkate alınması bile belirli kişi veya zümrenin o anda ortaya çıkan sıkıntılarına bağlı kalmaktadır. Toplumsal konularda tüm toplumu saracak hedeflere yazılanlar dışında büyük oranda fiiliyatta rastlamak çok da görülebilen bir şey değildir.

İşte bu görünümdeki toplumun bugünlerde konuştuğu birkaç konu vardır. Bu konulardan biri de Türkiye’den kablo ile elektrik getirilmesidir. Bana göre toplumun büyük bir bölümü Türkiye’den kablo ile elektrik getirilmesine karşı değildir. Yukarıda belirttiğim gibi toplumun büyük bir bölümü kişisel olarak gelecek elektriğin fiyatı ile ilgilenmektedir. Kesinti sıkıntısı yaşanılmayacak ve maliyeti makul olacak bir elektrik akımına büyük oranda hayır diyecek büyük halk kitleleri yok gibi görülmektedir.

Elektrik konusunda toplumsal olarak düşünecek olursak Elektrik Kurumu’nun ve çalışanlarının geleceğini de düşünmemiz gerekmektedir. Aslında bu konuda en iyi karar kişilerin faydasına olacak düşük maliyetli elektrik ile toplumun faydasına olan topluma ait bir kurumun yaşatılması ve çalışanların mağdur olmamasını sağlayan bir yol izleme kararıdır. Bunun için de geçmişte de yazılarımda sık sık belirttiğim gibi, özelleştirilecek her devlet işletmesi için önceden bir finansal fizibilite raporu hazırlanmalı, özelleştirmeden kişilerin sağlayacağı menfaat ile toplumun genelde elde edeceği kazanımlar ve kayıplar ortaya konmalıdır. Ancak, hükümetlerin yıllardır bu konuda bir şey yapmadığını gözlemlemekteyiz.

Birçok konuda KKTC hükümetlerine yardımcı olan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, fizibilite çalışmaları konusunda KKTC hükümetine destek vermelidir. Ancak Türkiye’den su getirilmesinde, suyun dağıtımı ile ilgili BESKİ’nin yaptığı finansal işletme raporuna KKTC hükümetinin bazı üyelerinin gösterdiği tepkiye bakıldığında, fizibilite çalışması yapmak konusunda hükümetlerin böyle bir niyeti olmadığı ortaya çıkmaktadır. Ancak, yine de söylemek gerekirse, halk ne kadar düşük maliyetli elektrik gelmesine taraftar olsa da Elektrik Kurumu’nun ortadan kaldırılması nedenlerini de açıkça ve bilimsel olarak bilmek istemektedir.

Türkiye’den kablo ile elektrik gelmesi dışında Toplumlararası görüşmelerin İsviçre’ye taşınması da gündemi meşgul etmektedir. İki toplum liderinin mülk, toprak ve garantiler dışında tüm konuları koştuklarını basından duyuyoruz. Toplumların temel felsefelerinde büyük farklılık olan mülk ve garantiler, en zor iki konu olarak durmaktadır. Bunlar içerisinde mülk konusu bireysel ekonomik durumları etkilemesi dolayısı ile sadece toplum liderlerinin alacağı bir kararla kabul görmeyecektir. Kıbrıs sorunun yönetimi paylaşma sorunu olduğu kadar toplumların birinin diğeri üzerinde ekonomik hakimiyet kurma sorunu olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle Kıbrıslı Rumların kuzeyde bıraktıkları mülkler Kıbrıs Rumları için ekonomik hakimiyetin önemli bir parçasıdır.

1974’ten bugüne kadar 42 yıl geçmesi dolayısıyla Kıbrıslı Rumların yeni neslinin mülk haklarından vazgeçtiğini kimse düşünmesin. Bu arada aynı şekilde Kıbrıslı Türkler arasında güneyde mülk bırakan önemli sayıda kişinin de güneydeki mülkleriyle ilgili haklarından vazgeçtiklerini de söyleyemeyiz. Kişisel mülk hakkının 21’inci yüzyılda uluslararası mahkemelere kolayca taşınabileceğini bildiğimizden, mülk ile ilgili bölümün kişisel haklara saygı çerçevesinde çözülmesi dışında bir yolun olmadığını düşünüyorum. Bu durumda Kıbrıs Türk toplumunun karşısına, mülk sorunun finansmanı sorunu çıkmaktadır. Bunu da toplumsal refah etkeni olarak düşünebiliriz.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
yukarı çık