Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Dr. İsmail KEMAL

Dr. İsmail KEMAL

02.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Lozan tartışmaları

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıldönümü yaklaşırken hala devletin temelini, doğum belgesini, tapusunu oluşturan Lozan Antlaşması’nın tartışma konusu yapılması ilginç. Bunu devlet başkanının yapması daha da ilginç. Öncelikle “Bu tartışmaya girmek gerekir mi?” sorusuna cevap aramak lazım. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın alışageldiğimiz gündem değiştirme taktiklerini göz önünde bulundurduğumuzda “Yine gündemi değiştirmeye çalışıyor” diye düşünebiliriz. Ne var ki konu Lozan ve çok önemli. Aydın olan herkesin bu konuda görüş ortaya koyması gerekir. Susmak aydına yaraşmaz. Görüşünüz ne olursa olsun, lehte veya aleyhte, tartışmaya katılmak gerek. Aksi takdirde en önemli konular gündeme geldiği zaman bile konuşmayan, susan bir toplum ortaya çıkar. Sağolsun Taha Akyol “Yine Lozan” başlıklı güzel bir yazı ile konuya açıklık getirdi. Akyol’un Hürriyet gazetesindeki makalesini herkese tavsiye ederim.

Cumhurbaşkanı makamının görevlerinden biri birleştirici, kucaklayıcı olmaktır. Lozan Antlaşması konusunda söylenenlerin birleştirici değil kutuplaştırıcı olduğu ortada. Türkiye içte ve dışta büyük sorunlarla mücadele ederken kutuplaşmaya mı ihtiyacı var? Konunun zamanlaması tuhaf. Şimdi Türkiye’nin gündemi Lozan’ı tartışmak mı? Bunun Türkiye’ye ne gibi yararı olacak? İslamcı, sağcı bazı kesimlerin Lozan’a yönelik eleştirileri yeni değil. Eskiden beri bunu yapıyorlar. Atatürk ve İsmet İnönü ile ilgili görüşleri de malum. Lozan tartışılamaz mı? Tartışılabilir ve zaten uzun zamandan beri tartışılıyor. Görünen o ki bu tartışmalar yakında bitmeyecek. Önemli olan tartışmaları tarih bilimi, belgeler ışığında yapmaktır. İdeolojik temelde yapılan tartışmalardan faydalı bir sonuç çıkmaz. İdeolojik saplantı içinde olanlar doğrunun tekelinin kendilerinde olduğunu sanırlar. Eleştirel düşünceye yabancıdırlar. Elbette bu da kendi bilecekleri iş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ege adaları konusunda söylediklerinin tarihi gerçeklerle uyuşmadığını tarihçiler açıkladı. Tarihçi Sinan Meydan “Ege Adaları, Lozan Antlaşması ile kaybedilmedi. 1911 Trablusgarp Savaşı’ndan sonra imzalanan 1912 Uşi Antlaşması ile kısmen İtalya’ya bırakıldı. 1913 Londra-Atina Antlaşması ile Yunanistan’a bırakıldı. Türkiye Lozan’a giderken Ege Adaları elinde değildi. 10 sene önce kaybetmişti. Kaybedilen bir şey tekrar nasıl kaybedilebilir? 1923 yılı koşullarında Lozan Antlaşması’ndan daha iyisi elde edilemezdi” diyerek görüş açıkladı. Taha Akyol da “Osmanlı Meclisi’nin ilan ettiği Misak-ı Milli’de Musul ve Kerkük vardır ama adalar yoktur. Çünkü Misak-ı Milli Birinci Dünya Savaşı’nın ateşkesle bittiği sırada Türk ordusunun bulunduğu yerleri vatan olarak tanımlıyordu. 12 Adalarda İtalyan ordusu, Ege adalarında Yunan ordusu vardı” diye hatırlatmada bulundu. Ayrıca Türkiye Lozan’da sadece adalar değil Kıbrıs, Mısır, Sudan, Suriye, Irak üzerindeki haklarından da vazgeçmişti. Kıbrıs, Mısır, Sudan pratikte çoktan kaybedilmişti.Mondros Mütarekesi imzalandığında Suriye ve Irak’ın büyük kısmı İngiliz ordusunun elindeydi. Bunlar da hata mıydı? O dönemde Türkiye’yi yönetenler gerçekçiydi. Güçlerinin neye yettiğini, neye yetmediğini iyi biliyorlardı. Unutmayalım Lozan imzalandığında İstanbul hala işgal altındaydı. Keşke şimdiki iktidar Ortadoğu’da aynı gerçekçiliği sergileyebilseydi.

“1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te bizi Lozan’a razı ettiler” sözleri ne anlama geliyor? Şu mu söyleniyor? “Müttefiklerin gerçek hedefi Sevr’i uygulamak değildi, asıl hedefleri Lozan’dı ve sonuçta bunu yaptılar.” Sevr’in yırtılmasında ulusal kurtuluş mücadelesinin rolü yadsınıyor mu? Müttefikler Birinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayan diğer ülkelere dayattıkları anlaşmaları sonuna kadar uyguladılar. Blöf yapmadılar. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu küçük parçalara ayırdılar. Almanya’yı küçülttüler. Uygulanamayan tek anlaşma Osmanlı’ya imzalatılan Sevr’di ve bunun nedeni müttefiklerin niyetleri değil, Anadolu’da çok zor koşullarda verilen milli mücadeleydi. Müttefiklerin gücü yetseydi Sevr’i noktası, virgülüyle uygularlardı. Lozan, Anadolu’da verilen mücadelenin yarattığı yeni güçler dengesinin ürünüydü.

Lozan tartışmalarının dış boyutunu da unutmamak gerek. İçte söylenen sözlerin dışta yankıları olur. Nitekim Yunanistan’ın tepkisi gecikmedi. “Uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş sınırları sorgulayan, revizyonist ülke” imajı hiç bir ülkeye yarar getirmez. Suni tartışmalara gerek yok. Türkiye’yi şimdi yönetenler, ülkenin karşı karşıya olduğu ciddi iç ve dış sorunları çözümlemeye yoğunlaşsınlar. Tarihi tarihçilere bıraksınlar.
 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.