Akacan Holding
Dr. İsmail KEMAL

Dr. İsmail KEMAL

24.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Popülizm üzerine

Son zamanlarda sık sık tekrarladığımız kavramlardan biri popülizm kavramıdır. Popülizm Latince’deki “populus” (halk) kelimesinden gelir. İngiltere’de Brexit kararı, ABD’de Donald Trump’ın seçimleri kazanması popülizmin yükselişi olarak niteleniyor. Popülizm sadece Batı’ya özgün bir fenomen değil ama tartışmalar büyük oranda Batı ve özellikle Avrupa üzerinde yoğunlaşmış durumda. Siyasal yaşamda popülizm yeni bir şey değil. Ortak bir tanımlaması yoktur. Siyasal literatürde demagoji anlamında da kullanılır. Temelinde halkla yönetenler arasındaki çıkar çelişkilerinde “halktan yana olmak” anlayışı vardır. Tarihsel süreçte popülizmin sağ ve sol versiyonları olmuştur. Popülizmle faşizm arasındaki benzerlikler ve farklılıklar tartışılmıştır. Günümüzde Avrupa’da ve ABD’de görülen ve sisteme tepkili kitlelerden kaynaklanan siyasal hareketlerin tümünü popülizm kavramı ile açıklamak mümkün mü? Bu “yeni” fenomeni analiz etmekte popülizm kavramının yararlı olduğuna kuşku yok. Ancak bu kavramı netleştirmek gerek.

Journal of Democracy dergisinin Ekim sayısında Takis Pappas “Distinguishing Liberal Democracy’s Challengers” başlıklı makalesinde Avrupa’da popülizm çatısı altında ele alınan hareketleri üç gruba ayırıyor.

Avrupa projesinin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Liberal demokrasiye bir şekilde karşı çıkan güçler arasında hem önemli farklar, bazen de benzerlikler, geçişler var. Hepsini “popülizm” kavramı içine doldurmak analiz açısından yararlı olur mu? Bu tür hareketlerin yükselişini tek nedene bağlamak mümkün mü? Pappas, liberal demokrasiye karşı çıkanlardan, yabancı düşmanlarına, ırkçılığa ve neo-faşizme kadar uzanan geniş bir yelpazeye dikkat çekiyor. Pappas, bu grupları üçe ayırmayı öneriyor. Demokratik temsili sisteme karşı çıkanları antidemokratlar, Avrupa entegrasyonuna karşı çıkanları “yerliciler”, liberalizme karşı çıkanları da popülizm olarak kabul etmemizi öneriyor.

1945 sonrasında kuruluna ve parlamentarizm, entegrasyon ve liberalizme dayanan Avrupa projesine karşı çıkan güçler giderek daha fazla destek buluyor. Referandum, seçim kazanıyor. Pappas’a göre sisteme karşı çıkanlar arasında birinci grubu antidemokratlar oluşturur. Bunlar temsili demokrasiye karşıdırlar. Parlamentarizme karşı çıkan bu partiler seçimlere katılabilirler ama amaçları sistemi yıkmaktır. Antidemokratlar sağcı veya solcu olabilir. Solda olanlar proletarya diktatörlüğü, ekonominin devler tarafından yönetilmesi gibi hedeflere sahiptir. Sağdakiler “kendi kendine yetmeye” vurgu yaparlar. Yabancı düşmanıdırlar ve AB’ye karşıdırlar. Lider kültü ve şiddet kullanmaya eğilimlidirler. Pappas, Yunanistan’daki Altın Şafak örgütünü, Macaristan’daki Jobbik’i bu gruba koyar. Solda Bohemia ve Moravia Komünist Partisi (Çekoslovakya Komünist Partisi’nin devamcısı), Yunanistan Komünist Partisi gibi değişime uğramamış partileri anar ve bunları popülist olarak nitelemenin yanlış olduğunu vurgular.

“Yerlici” (nativist) partiler dıştan gelenlere, yabancı olana karşı çıkma temelinde gelişir. Yabancı düşmanıdırlar. Avrupa’da yerlicilik dıştan göçün ve çok kültürlülüğün gelişmesine tepki olarak ortaya çıktı. Avusturya, Finlandiya, Hollanda, Fransa, Almanya gibi zengin ülkelerde yaygınlaşıyor. Pappas, Avusturya Özgürlük Partisi, Hollanda Özgürlük Partisi, Danimarka Halk Partisi, Norveç İlerleme Partisi, İsveç Demokratları, İsviçre Halk Partisi, Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) gibi partileri bu gruba koyar. Bu grubun temel sorunu liberal demokrasi değildir. Yerliler için liberal demokrasiye karşı çıkmaz. Düşman yabancılar ve çok kültürlülüktür.

Pappas, üçüncü grupta popülist partilerin yer aldığını yazar ve popülizmi “liberal olmayan demokratiklik” (democratic illiberalism) olarak tanımlar. Pappas’a göre popülizm her zaman demokratiktir ama hiç bir zaman liberal değildir. Pappas, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da popülizmin doğuşunu 1974’te Yunanistan’da Andreas Papandreu’nun kurduğu PASOK’la başlatır. PASOK 1981’de iktidara geldi ve uzun süre iktidarda kaldı. Popülizmin diğer örneği İtalya’da Silvio Berlusconi. Popülizm Orta ve Doğu Avrupa’da da gelişti. Macaristan’da Victor Urban ve partisi halen iktidarda. Yunanistan’da SYRİZA, İspanya’da Podemos sol popülist partiler. Pappas’a göre popülist partiler seçimlerde genellikle başarılı olurlar. Popülizm kutuplaşmanın ve çoğunlukçu eğilimlerin güçlendiği ortamlarda gücünü artırır.

Pappas’ın analizine katılabiliriz veya katılmayabiliriz. Ama popülist olarak hepsini aynı torbaya koyduğumuz siyasal hareketleri daha yakından incelememiz ve aralarındaki farkları görmemiz gerektiği açık.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.