HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Dr. İsmail KEMAL

Dr. İsmail KEMAL

13.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Popülizmin gücü

Donald Trump’ın ABD başkanı seçilmesine ilişkin tartışmalar devam ediyor. Trump’ın seçim başarısı dünyada popülizmin yükselişinin bir parçası olarak görülüyor. Popülizm konusu özellikle İngiltere’de Brexit kararı ile ön plana çıkmıştı. Trump’ın seçim zaferi bu olguya büyük ivme kazandırdı. Tabii popülizm olgusu sadece Avrupa veya ABD’ye özgü bir olgu değil. Dünyanın başka yerlerinde de var. Popülizm konusu inceleme gerektiren bir konu. Bu konuda herkes görüş birliği içinde değil. Konuya ilişkin tartışmalar giderek yoğunlaşıyor. Trump’ın başarısı sonrasında bu tartışmalar daha da yoğunlaşacak. Peki, popülizm nedir? Bu konuda ne tür görüşler var?

ABD’nin önde gelen dış politika dergilerinden Foreign Affairs Kasım/Aralık sayısını popülizm konusuna ayırdı. Derginin bu sayısı “Popülizmin gücü” (The Power of Populism) başlığı ile çıktı. Dergi ABD başkanlık seçimlerinden önce yayımlanmıştı dolayısıyla seçim sonucu bilinmiyordu. Foreign Affairs’ın popülizmi konu yapması Batı’da bu olgunun incelenmesine verilen önemi yansıtıyor. Başka bir çok yayın organında da popülizmle ilgili yazılar çıkıyor ama bu yazıda Foreign Affairs dergisine kısaca göz atacağız. Dergi, Trump ve ABD popülizmi, Avrupa’da popülizmin yükselişi, Latin Amerika’da popülizm, Fransa’da Le Pen’in yükselişi, popülizmin faşizm olup olmadığı gibi farklı makalelere yer vermiş. Dergi, popülizmin yükselişini “depremler” olarak niteliyor ve bunun nedenlerini, bundan sonra ne olabileceğini anlamaya çalışıyor.

Popülizmin yükselişinin neo-liberal küreselleşmeye destek veren ve “altta kalanların” durumuna önem vermeyen elitlere, sağda veya solda geleneksel partilere, politikacılara karşı “dipten gelen bir dalga” olduğu düşüncesi yaygın. İngiltere’de, ABD’de, çeşitli Avrupa ülkelerinde ve başka ülkelerde bu tür tepkiler görülüyor. Bunu gözardı etmek mümkün değil. Özellikle Trump’ın seçimleri kazanması sonrasında. Fareed Zakaria, “Populism on the March” başlıklı makalesinde popülizmin refah içindeki İsveç’ten kriz içindeki Yunanistan’a kadar uzanan bir fenomen olduğuna dikkat çekiyor. Popülizm Macaristan gibi bazı ülkelerde iktidardayken bir çok Avrupa ülkesinde muhalefet konumunda fakat giderek güç toplayan bir muhalefet. Popülizmin tanımı konusunda görüş birliği yok. Hem sağ, hem de sol olarak ortaya çıkabileceği görüşü genel kabul görüyor. Sol popülizme örnek Yunanistan’da Syriza, sağ popülizme örnek olarak ise Fransa’da Le Pen’in Ulusal Cephe’si veriliyor. Avrupa’daki popülist parti ve hareketlerin çoğu sağda. Zakaria, popülizm bağlamında Batı’nın ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğuna inanıyor. Ekonomik durgunluk bunun önemli nedenlerinden biri. Batı dünyası uzun zamandan beri ekonomide sorunlar yaşıyor ve eşitsizlik giderek artıyor. Nüfusun yaşlanmakta ve azalmakta olması durumu daha da zorlaştırıyor. Küreselleşme eşitsizliği artırıyor. “Altta kalanlar” küreselleşmenin sonuçlarına ve özellikle başka ülkelerden gelen yabancılara tepki gösteriyorlar. Popülist hareketler tüm bu konuları kullanarak oya dönüştürüyorlar.

Columbia Üniversitesi’nden Sheri Berman, “Populism Is Not Fascism” başlıklı yazısında “popülizm eşittir faşizm” yaklaşımını benimsemediğini ortaya koyuyor. Bir çok yazar günümüzle 1920’li, 1930’lu yıllarda yaşanan ekonomik kriz ve faşizmin yükselişi arasında paralelik kuruyor. Berman, günümüzdeki popülist, aşırı sağ hareketlerle 1920’li, 1930’lu yıllarda Avrupa’da görülen faşizm arasında bazı benzerlikler olmakla birlikte farklılıklar da olduğunu savunuyor. O dönemdeki durumla şimdi var olan durum arasında farklılıklar olduğuna işaret ediyor. Bu nedenle günümüz aşırı sağcılarını popülist olarak nitelemenin daha doğru olacağını düşünüyor. Elbette bu çok tartışmalı bir konu. Popülist diye nitelenen hareketler içinde de farklılıklar var. Bazılarının faşizme daha yakın olduğu kuşku götürmez. Ama, faşizm kavramını kullanırken dikkatli olmak gerektiği bir gerçek. Günümüzdeki popülizm fenomeni günümüz koşullarının ürünüdür ve bu çerçevede incelenmelidir.

Donald Trump’ın seçimleri kazanmasından sonra 2017 yılının başlarında Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri önem kazanıyor. Ulusal Cephe lideri Marine Le Pen Trump’ın seçim zaferini büyük memnuniyetle karşıladı. Bayan Le Pen, popülizmin ABD’deki başarısını Fransa’da da tekrarlamayı amaçlıyor. Ulusal Cephe’nin gücü epey arttı. Le Pen’in seçimlerde ikinci tura kalacağı düşünülüyor. Fransa’da da popülizm iktidara gelebilir mi? Bunun Fransa ve AB için sonuçları ne olur? Foreign Affairs, Bayan Le Pen ile uzun bir röportaja yer veriyor. Okumakta yarar var.

Yer darlığı nedeniyle dünyanın diğer bölgelerindeki popülizme değinemedik. Popülizmin ne olduğunu, dinamiklerini, ne gibi sonuçlar doğuracağını düşünmek, tartışmak hepimizin görevi.
 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.