Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Dr. İsmail KEMAL

Dr. İsmail KEMAL

03.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Türkiye’nin sınavı

Merkezinde yöneticinin, liderin değil kurumların, sistemin olduğu ülkeler vardır. Yöneticiler değişir. Kurumlar, sistem çalışmaya devam eder. Değişiklik ihtiyacı olursa bu yöneticinin keyfine göre değil kurumları, sistemi iyileştirmek amacıyla yapılır. Yöneticinin kişiliğinin, politikalarının önemi vardır ama esas olan kurumlardır. Yönetici geçicidir, kurumlar kalıcıdır. Yöneticinin değişmesi sistemi tehlikeye sokmaz. Devamlılık esastır. Böylesi sistemleri Batı dünyasında görürüz. Coğrafi olarak Batı’da yer almasa da bu tür sisteme sahip bazı ülkeler var. Onlar bu sistemi Batı’dan aldılar. Bu tür sistemlerde çoğulculuk, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, düşünce ve ifade özgürlüğü temel öğelerdir. Yani liberal demokrasi vardır.

Batı’nın bu sisteme ulaşması kolay olmadı. Tarihsel süreç içerisinde İngiltere’de Magna Carta ile, Amerikan ve Fransız Devrimleri ile, savaşlarla bu sistem oluştu. Aydınlanma ve Sanayi Devrimi ile bu siyasal sistem Batı dünyasına her alanda üstünlük sağladı. Bu üstünlük devam ediyor. Üstünlüğü sadece maddi veya askeri anlamda düşünmemek gerek. Çekicilik bağlamında da düşünmek gerek. Seçme fırsatı verildiğinde insanların çoğu Batı türü demokrasilerde yaşamak isterler. Batı’nın en büyük gücü budur. Sovyetler Birliği’ni yenilgiye uğratan bu çekicilikti.

Batı sistemleri ekonomik kriz dönemlerinde tökezlediler. 1929 Ekonomik Krizi Avrupa’ya faşizmi, savaşı getirdi. Ama sonuçta İtalya, Almanya ve Doğu ülkesi Japonya liberal demokrasiye geçtiler ve halklarına refah, özgürlük sağladılar. 2008 Mali Krizi sonrasında Batı ülkelerinde popülizm eğilimi güçlendi. Yabancı düşmanlığı, ırkçılık yükselişe geçti. Batı şimdi bu tehlikeli eğilime karşı ne yapılması gerektiğini tartışıyor. 8 Kasım’da ABD seçimlerini Donald Trump kazanırsa popülizm Brexit’ten sonra en büyük başarısını elde etmiş olacak. Trump’ın kazanması çok kötü olur ama sistemde var olan “checks and balances” bir güvencedir. Sonuçta 4 veya 8 yıl sonra Trump gider sistem devam eder.

Bir de merkezinde kurumların değil yöneticinin (reisin) yer aldığı,“checks and balances” olmayan sistemler var. Yöneticiler kolay kolay değişmez. Genellikle ömür boyu iktidarda kalırlar. Mümkünse iktidarı çocuklarına devrederler. Kuvvetler ayrılığı değil kuvvetler birliği esastır ve tümü yöneticinin iki dudağı arasındadır. Hukuk yöneticiye tabidir. Çoğulculuk değil teklik esastır. Lider ve partisi hayatın her alanına hakimdir. Güçlü bir hafiyelik sistemi vardır. Eleştiri, hele siyasi eleştiri yapanlar cezalandırılır. Düşünce ve ifade özgürlüğü ya hiç yoktur, ya da çok kısıtlıdır. Medyanın, basının görevi lidere ve iktidara övgü düzmektir. Sovyetler Birliği’nde sadece Pravda gazetesi yoktu. Başka gazeteler de vardı. Ama bir tanesini okumak yeterliydi çünkü tümünün içeriği aynıydı. Dönemin Genel Sekreterini ve partiyi yüceltmek. Kişiye dayanan sistemlerin çeşitli türü vardır. Komünizm adına olandan İslam adına olana kadar. Ama özleri aynıdır ve tarihsel olarak Doğu’da bulunurlar. Bu nedenle “doğu tipi despotizm” olarak isimlendirilirler. Doğu ülkeleri tarihte hep kişiye dayalı rejimlerle yönetildiler. Kendilerini yenileyemedikleri için Batı’nın sömürgesi, yarı-sömürgesi haline geldiler. Sömürgecilik sistemi çoktan çökmüş olsa da Doğu’da hâlâ kişiye dayalı, otoriter sistemler çoğunlukta. Ortadoğu’ya, Orta Asya’ya baktığınızda tablo hazindir.

Osmanlı ve Türkiye, Batı ile komşu, doğrudan temasta ülke olarak Batı’nın üstünlüğü ile nasıl baş edeceği sorunsalı ile uğraştı. Tanzimat, 1876’da ilk anayasa, reformlar yapıldı. 1923 sonrasında Batı’nın çoğulculuğu, özgürlükleri dışında “Batılılaşma” yönünde adımlar atıldı. 1946’da tek parti sisteminden çoğulculuğa geçildi. Askeri darbelerle kesintiye uğrasa da Batı tipi demokrasiye, özgürlüklere ulaşma hep stratejik hedef olarak kaldı. AK Parti’nin ilk döneminde de hedef buydu. Demokratikleşme, AB normlarına uyum sağlama, kurumları, hukuku, özgürlükleri güçlendirme. Bu yönde ciddi bazı adımlar atıldı ama şimdi tamamen farklı bir tablo ile karşı karşıyayız. Batı ile Doğu arasında yer almanın sancılarını çekmiş ama stratejik olarak yüzünü hep Batı’ya çevirmiş Türkiye şimdi “Doğu’ya” kayıyor. Doğu’ya özgü kişi yönetimine geçmiş durumda. Güçler ayrılığı neredeyse kalmadı. Kamusal alan, basın özgürlüğü daraldıkça daralıyor. Cumhuriyet gazetesi operasyonu bunun en yeni göstergesi.

Türkiye’de İslamcılar hep tek parti döneminde kendilerine uygulanan baskıları eleştirirler. Peki, şimdi oluşturulmakta olan sistemin ve yapılmakta olanların tek parti döneminin baskıcı uygulamalarına benzerliklerini görüyorlar mı? Aradaki tek fark şimdi idam cezasının olmaması. İdam cezası getirilirse fark kalmayacak. Cumhurbaşkanına danışmanlık yapmış olan Etyen Mahçupyan bu durumu : “Eskiden Kemalizm üzerinden yapılan şeyler şimdi tamamen din üzerinden yapılıyor” şeklinde dile getirdi. Haklıdır. Türkiye önemli bir yol ayrımında. Batı sistemi ile Doğu sistemi, demokrasi ile otoriter sistem arasında tercih yapması gerek.
 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.