HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Emin AKKOR

Emin AKKOR

29.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Ekmek ve yoğurtsuz ekonomi

Kasiyerin, rencide edici ses tonuyla “yetersiz bakiye” demesi bir anda irkilmemi sağladı.

Kulağım market kasasında önümde işlem yapan müşteri ile kasiyerin diyaloğuna odaklandı.

Onların arasındaki konuşmadan habersiz bir tavırla etrafa bakınarak, dönem dönem hepimizin yaşadığı o mahcup durumda olan kadını utanır pozisyona sokmamaya çalıştım.

Sanki mutlu olurmuş gibi kasiyerin, “bu kart da yetersiz bakiye verdi” sözünün ardından daha acı ifade geldi.

‘Çantamı arabada unuttum, oradan nakit alıp geleyim’ diyerek, poşetteki ekmek ve yoğurdu kasaya bırakıp gözlerden uzaklaşan müşteri, maalesef bir daha geri dönmedi.

Ayın ortasına gelmeden evine bir ekmek ve yoğurt getiremeyen insanların bulunduğu bir ülkede yaşadığımız yüzüme bir utanç olarak vurdu.

Bu da yetmezmiş gibi Lefkoşa açık pazarında tanık olduğum bir görüntü sonrası ülkemizdeki gerçek ekonominin tahlilini daha net yaptığıma inandım.

Karanlık çöküp, esnaf bir bir raflarını kaldırırken, eskimiş, küflenmiş, parçalanmış meyve ve sebzeler de ortak bir noktaya atılıyor.

50’li yaşlarında 3 kişi, bu yığına yanaşmaya başladıklarında daha hava tam kararmamış ve uzaktan da ne yaptıkları net anlaşılabiliyordu.

Çürümüş meyveleri ellerindeki poşetlere doldurmaya başladıklarını görünce, yanaşıp rencide etmemek için uzaktan izlemeyi sürdürdüğümde, her geçen dakikada gelenlerin sayısı artıyordu.

Sonraki günlerde pazarcılara sorduğumda Lefkoşa’da her hafta çöpe atılan bozuk meyve ve sebzeleri toplayıp, eve götürüp aralarından yenilebilecek kısımları ayırıp kullanan kişi sayısının 20’yi bulduğu gerçeğini öğrendim.

Yaklaşık 20 yıl önce Surlariçi’ndeki toptancılar hali çöplüğünde aynı görüntüyü fotoğraflayıp haberi yaptığımız günü anımsadığımızda, o zaman dönem dönem bir kişinin seçmek zorunda kaldığı bu yöntemi bugün 20 civarında aile reisi yapmak zorunda kalıyor. Böylelikle, 20 yıl içerisinde çöpten yiyecek toplayan insan sayısının artış oranını da kıyaslayabilme şansızlığını yakaladığımı düşündüm.

Yukarıdaki iki acı örneği, ekonomiyi sadece istatistikler ışığında değerlendirmenin sağlıklı olmadığının görülmesi için anlattım.

Ülkemiz yaşamına baktığımızda devletin elinin her zaman vatandaşın cebinde olduğu ve popülist talepte bulunanlar memnun edildiğinde de bunun faturasının yine vatandaşa zam ve dolaylı vergilerle ödettirildiği yapıda rakamlar daha da sağlıksız bir analiz oluşturur diye düşünüyorum.

Birey olarak benim son 5 yıl içinde gelirimin artmasına rağmen, normal bir yaşantı sürmeme yetersiz kaldığı gerçeğini düşündüğümde, geliri artmayıp hayat pahalılığı altında ezilenlerin de evlerine temel gıda temininde her geçen gün nasıl zorlandığını bu iki örnekle daha iyi anlayabilirim.

Küçük işletme ve şahıs işletmelerinin sosyal yatırımlarda nasıl gerilediği ve oluşan borçların ödenemez olduğu, borç yapılandırmalarına ilgi olmamasıyla daha net görülürken, kayıtlı araçların ancak yarıya yakınının seyrüsefer çıkartması da acı tablonun duyurucusu niteliğindedir.

Yurttaşın büyük çoğunluğunun içinde bulunduğu ekonomik darboğazın görülmesi ve bunun toplumsal patlamaya dönüşerek daha acı sonuçlar doğurmaması hükümetlerin samimi olarak buna odaklanmasının zaruri olduğunun altını çizmek isterim.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Halil Adal
    29.12.2016

    Çok üzüldüm. Hükümetin bu konuda herhangibir çalışması olmadığını düşünüyorum. Bu acı gerçeği dile getirdiğiniz için sizi kutlarım. Bu yöndeki çalısmalarınızın devam edeceğine inanıyorum.

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.