HUNKAR SAG GIYDIRME
Göksel SAYDAM

Göksel SAYDAM

16.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Büyüyen ekonomik kriz karşısında alınacak hiç mi önlem yok? (1)

Aylardan beri Türk Lirası döviz karşısında değer kaybetmeye devam ettiğini toplumun her ferdi izlemektedir. Önceleri, bu kaybın birkaç kuruşluk kâr farkı olacağı düşünülmüş olacak ki başta hükümet olmak üzere bu durumun gerçek tahlili yapılmamış ve ekonomik etkileri hafife alınmıştır.

Dövizin bu durumu her geçen gün şiddetini artırarak devam etmekte, konu sürekli olarak görsel veya yazılı basının manşetlerinde “günlük rekorlar”, “TL dibe vurdu” ve “ekonomik kâbus büyüyor” ve benzeri başlıklar altında yer almaktadır. Buna paralel olarak bu konuda birçok ekonomistlerin ve sivil toplum örgütlerinin de görüş ve önerilerine de sürekli yer verilmektedir.

Gelinen en son durum artık TL’nin değer kaybetmesi durum olmaktan çıkmış, ülkemiz bir ekonomik krize girmiş bulunmasıdır. Bu günlerde hükümet edenler ile onların kılavuzları bu krizin farkında olamayabilirler ancak, gerçek hiç de böyle değildir. Amiyane tabirle “ateş bacayı sarmıştır”. Daha doğrusu, KKTC’nin ekonomisi yangın yerine dönmüştür.

Pekâlâ, bu ekonomik krizin olumsuz yansımalarını önlemek için yaklaşık yedi aydan beri şiddetini artırarak devam eden bu durum karşısında hükümet ne gibi önlemler almıştır? Koskoca bir hiç. Söyledikleri yegâne husus, Türk Lirası’nın KKTC’nin tedavüle sürdüğü bir para olmadığı için hiçbir şey yapamayacaklarıdır. Yani yumuşak koltuklarında oturup veya son model resmi hizmet araçlarında gezip, sözde görev ziyaretleri ile basına gerekli gereksiz beyanatlarda bulunmakta ve Türkiye’den daha nasıl para koparacaklarının yöntemlerini araştırmakta, geri kalan zamanlarında ise yeme içme ve açılış törenlerine katılmaktadırlar. Bu da yeterli olmuyorsa havadan sudan davetler uyandırıp yurtdışı seyahatlere katılıyorlar.

Uzmanların ve ekonomistlerin bu konudaki çeşitli önerilerine rağmen hükümet edenler bahse konu fazla meşguliyetleri dolayısıyla mevcut ekonomik olumsuzluklar karşısında hiçbir önlem amaçlı düzenleme yapmamış olmaları ve siyasal rant uğruna çok kullandıkları “Yasa Gücünde Kararname” mekanizmasına başvurmamalarının kanımca başlıca nedeni, artan döviz kurlarının bütçeye vergi, resim ve harç olarak yapacağı ek gelir katkıları ve/veya ekonomik krizin şiddetini hafifletilmesine yönelik hükümet edenler ile kılavuzlarının yeterli bilgi, tecrübe ve aidiyet duygusuna sahip olmamalarıdır.

Bugün KKTC ekonomisinin bulunduğu durumu kısaca özetleyelim. Özellikle 15 Temmuz 2016 sonrası başlayan ve hızla gelişen siyasi ve terör olayları dolayısıyla Türk Lirası’nın yabancı paralar karşısındaki değer kaybı her geçen gün yeni kur rekorların meydana gelmesine neden olmaktadır.

Bu durum hiç şüphesiz KKTC’nin de resmi para biriminin TL olması ve birçok ihtiyacının ithalata dayalı olması, piyasanın pahalılaşmasına neden olmakta ve olmaya da devam etmektedir. Bu durumdan sadece vatandaşlar değil ticaret, sanayi, tarım ve hayvancılık sektörü de olumsuz yönde etkilenmiş olup, vatandaşın alım gücü çok büyük ölçüde zayıflamıştır. En basit ifade ile bunun anlamı tüm ekonomik aktörler olumsuz yönde etkilendikleri için artık KKTC’de ekonomik kriz olduğunu hiç kimse inkâr edemez.

Göstere göstere gelen bu ekonomik krizin neden olduğu olumsuz etkilerinin azaltılması, ekonomik çarkların yavaş da olsa dönüşünün sağlanması için bugüne kadar hükümet maalesef bu konuda hiçbir önlem almadığı gibi, bu konuyu yakından izleyip alınabilecek bazı önlemleri anında almak amacıyla bir kriz masasının kurulmasını dahi düşünmemiştir. Şayet üçlü kararname ile atamış oldukları birçok üst kademe yöneticisinin bu konuya çözüm getirebileceklerini umut ediyorlarsa büyük yanılgıya düşmektedirler.

Dünyanın tüm ülkelerinde meydana gelen doğal afetler veya beklenmedik olayların meydana getirdiği olumsuz etkilerinin süratle giderilmesi amacıyla konularında uzman ve yetkili kişilerden oluşan “Kriz Masaları” oluşturmaktadırlar. Maalesef bu konuda da bir girişim yapılmadığını ve her gelişmenin bir tür “otomatik pilotaja” bağlandığını görmekteyiz. Üstüne üstlük kışın en soğuk aylarında ülkenin en temel enerji kaynağı olan elektrik, tüpgaz ve akaryakıta da okkalı zamlar yapmaktan da geri kalınmıyor. Bu davranış da KKTC’yi yönetenlerin halkının içinde bulunduğu durumdan ne derece anladığını açıkça göstermektedir. Diğer bir ifade ile halkın döviz artışının meydana getirdiği pahalılık dolayısıyla her gün için alım gücünün azalma gösterdiği bu dönemde bir de elektrik, akaryakıt ve tüp gaza zam yapılması vatandaşın alım gücüne tuz-biber eklemiştir.

Halbuki, bu zamların özellikle de soğukların hüküm sürdüğü bu kış aylarında vatandaşının ısınma gereksinimlerini de düşünerek bu zamları en azından kış ayları bitinceye kadar ertelemesi veya bu zamma neden olan ek maliyet girdilerinin 1978 yılında bu amaçla oluşturulan ve halen yürürlükte bulunan Fiyat İstikrar Fonu’ndaki milyarlarca TL’den karşılaması gerekirdi, tabi ki gelmiş geçmiş hükümetler bu Fonda para bırakmışlarsa? Bu Fonun gerçek kuruluş amacı ile ilgili içeriği gelecek haftaki yazımda bazı bilgiler vereceğim.

Nitekim, ekonomik kriz yaşayan TC’de Türkiye Enerji Piyasası Denetim Kurulu (EPDK) Türk Lirası’nın döviz karşısında hızla değer kaybetmesi sonucu da dikkate alarak halkının kış günlerindeki ısınma vs. gereksinimleri de belli bir süre için elektrik ve doğal gaz fiyatlarına zam yapılmaması konusunda karar üretmiştir.

Vatandaşlar, sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları dövizde meydana gelen kur artışları dolayısıyla KKTC’nin içine düştüğü ekonomik krizin oluşturduğu olumsuz etkilerini kısmen de olsa azaltmak için hükümete çeşitli görevler ve sorumluluklar düşmektedir. Ekonomik krizi bir yangına benzetecek olursam, belki bu yangının tümünü sürdürmek mümkün olmayabilir ancak, hiç olmazsa yapılmasını sınırlamak ve etkisini azaltmak mümkündür. Bu konuyu sadece Türkiyeli yetkililerle görüşüp “ek kaynak talep edeceğiz” gibi mazeretler onların bu sorumluluklarını etkilemez.

Son zamanlarda, gerek görsel gerekse yazılı basında ifade etmeye çalıştığım gibi KKTC’nin içinde bulunduğu söz konusu ekonomik krizin neden olduğu olumsuzlukların şiddetinin hafifletilmesi amacıyla en az aşağıda özetlediğim önlemlerin acilen alınması gerektiği kanaatindeyim.

  1. Dövize bağlı ithalatlarda kullanılan günlük döviz kurlarının belli bir süre için sabitlenerek hesaplanan KDV, vergi stopajı, resim, harç ve fon miktarlarına maliyet istikrarı sağlanması;
  2. Taşınmaz mal devirlerinde hesaplanan rayiç veya satış bedellerinin de sabitlenecek döviz kurları üzerinden saptanarak ödenecek vergi ve harçların bu esaslara dayandırılması;
  3. Ticari işlemler dışındaki kredilendirmelerde dövize bağlı kişisel amaçlı borçlanmaların yasaklanması için yasal düzenleme yapılması;
  4. Gıda, sağlık, eğitim ve ulaşım gibi acil harcamaların yapılabilmesi ile alım gücünün zayıflamasını önlemek veya yavaşlatmak için temel tüketim mallarını ve üretim girdilerinin KDV oranlarının sıfıra çekilmesi veya en az yarıya kadar indirilmesi için tüzük değişikliği yapılması;
  5. Bankalara kredi karşılığı ödenen faiz vs. hizmetler üzerinden borçluların ödemek zorunda oldukları Banka ve Sigorta İşlemleri Vergi Oranlarının özellikle de döviz olarak işlem gören kredi faizleri üzerinden hesaplanan bu verginin sıfırlanması veya en az P oranında indirilmesi için tüzük değişikliği yapılması;
  6. Döviz borçlarının TL’ye dönüştürülmesine olanak verilmesi için borçlular ile alacaklılar arasında yeniden borç yapılandırılmasına olan sağlanması ve bu amaçla düzenlenecek kredilendirme belgelerinin Pul Vergisi’nden muaf tutulması için gerekli Pul Emirname değişikliğin yapılması;
  7. Dövize bağlı otomatiğe bağlanmış olan elektrik, akaryakıt ve tüp gaz fiyatlarının özellikle soğuk kış ayları veya ekonomik kriz geçinceye kadar bu dönemsel hesaplama yönteminin uygulanması;
  8. Dövizin TL karşısındaki değer artışının yani, enflasyon dolayısıyla meydana gelecek fiyat artışlarının önlenmesi amacıyla 10 Kasım 1978 yılından beri yürürlükte bulunan 26/1978 sayılı Fiyat İstikrar Fonu Yasası’nın kuruluş amacı doğrultusunda kullanılmak suretiyle, bu fondaki paraların elektrik, tüpgaz ile temel tüketim maddelerindeki maliyet artışlarını önlemek suretiyle tüketicilere istikrarlı fiyatlarla arzının sağlanması.

Nitekim, aynı ekonomik olumsuzluklar altında bulunan TC hükümeti almış olduğu çeşitli finansal önlemlere ek olarak şuana kadar almış olduğu bazı önlemleri de şu şekilde özetlemek mümkündür. Bu önlemlerin daha da artacağı görüşündeyim.

  1. Esnafa, zanaatkârlara ve KOBİ (küçük ve orta ölçekli işletme) kapsamındaki KDV yükümlülerine yönelik olarak KDV oranlarında P indirime gidilmiş, ayrıca bu nedenle aylık yüklendikleri vergiler ile indirim hesaplamaları sonunda indirilmeyen ve gelecek aylara devredilen KDV bakiyesinin bir ay içerisinde yükümlülere iade edilmesi kuralı getirilmek suretiyle, bu işletmelerin finansal sıkıntılarının azaltılmasına veya giderilmesine olanak sağlanmıştır. Bütün dünyada benzeri uygulama olmasına rağmen maalesef hala KKTC’de indirilemeyen KDV’nin gelecek aylara (devreden KDV’nin) işletmelere iadesinin yapılması için hiçbir yasal düzenleme, gerek geçmiş hükümetler gerekse bugünkü hükümet tarafından girişimi dahi başlatılmamıştır.
  2. Küçük ve orta ölçekli işletmelere 3 yıl vadeli 50.000 TL ne kadar faizsiz kredi verilmesi yönünde yasal düzenleme yapılmıştır.
  3. Türkiye Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) insanın en önemli gereksinimlerinden olan ısınmasına katkı sağlamak amacıyla, ısınma amaçlı elektrik ve doğalgaz ile diğer akaryakıt türleri ile elektrik ücretlerine kış ayları süresince zam yapmama kararı almıştır.

(DEVAM EDECEK)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.