Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Göksel SAYDAM

Göksel SAYDAM

07.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kamu görevlileri reform düzenlemelerinde aşağıdaki konu düşünüldü mü?

Mayıs 2016 tarihinde TC ile KKTC Hükümetleri arasında imzalanan “İktisadi ve Mali İşbirliği Anlaşması” kapsamında yer alan “2016-2018 Dönemi ve Yapısal Dönüşüm Programı’nda” Kamu Personel Sistemi’nin yeniden yapılandırılması taahhüt edilmiştir. KKTC hükümeti tarafından 6’ncı Eylem Planı altında yer almış olan ve Ekim 2016 ayında gerçekleştirilmesi taahhüt edilen YENİ KAMU GÖREVLİLERİ YASASI yani “Kamu Reformu” olarak tanımlanan bu yasal düzenleme halen gerçekleştirilmemiş olduğunu bir kez daha anımsatarak aşağıdaki bazı bilgileri halkımızla paylaşmayı uygun gördüm.

Kim ne derse desin, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de çağdaş kamu yönetiminde çok gerekli ve etkin düzenlemeler yapılmaktadır.

7 Eylül 2016 tarihinden itibaren 4483 sayılı “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanuna” aşağıdaki kurallar eklenmişti.

“EK MADDE 1- Bu Kanuna ya da başka kanunlara göre ön inceleme, disiplin soruşturması veya diğer idari soruşturmaları yapmakla görevlendirilenler ile teftiş ya da denetim elemanlarının bu görevleriyle ilgili olarak yaptıkları işlemlerden, yürüttükleri faaliyetlerden, düzenledikleri raporlar ile görüş yazılarında belirttikleri kanaatlerinden veya kanunla verilen yetkilere dayanarak aldıkları tedbirlerden dolayı kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere ancak idare aleyhine tazminat davası açılabilir.

Ancak, bu görevlilerin suç sayılan eylemleri ile kin, garez ve hatıra dayalı olarak veya baskı veya telkinle kanaat oluşturduğu ya da değiştirdiği kesinleşmiş yargı ya da disiplin kurulu kararıyla tespit edilirse, idarenin görevliye rücu hakkı saklıdır.

Ön inceleme, disiplin soruşturması veya diğer idari soruşturmalar ile teftiş ya da denetim sonucunda düzenlenen raporlara dayanarak karar verenler veya işlem tesis edenlerle, bu kararları ya da işlemleri hazırlayan ve inha ya (üst makama) da teklif edenler hakkında da birinci fıkra hükmü uygulanır.”

Yapılan bu yasal düzenleme sonucu getirilen kurallara istinaden geniş ve sınırsız yetkililerle donatılan veya donatıldığını zanneden kamudaki teftiş veya denetim elemanları, vatandaşa yönelik kusur işlemleri halinde, vatandaş bu görevlilerden veya bağlı olduğu kurumdan tazminat isteyebilecektir. Diğer bir anlatımla, yapılan söz konusu düzenleme ile görevlerini kötüye kullananlar hakkında vatandaş teftiş veya denetim memurlarına tazminat davası açabilecektir.

Bu düzenlemeye göre, kamudaki teftiş veya denetim elemanları, yaptıkları işlemlerde kusur, haksız fiil veya sorumluluklarında bir hata işlerse, vatandaş bu kamu görevlilerinin bağlı oldukları kurum hakkında tazminat davası açabilecek ve vatandaşın şikâyeti haklı bulunursa, ilgili kurum tarafından tazminat ödemesi yapılacaktır.

Ancak, kamu görevlisinin bağlı olduğu kurum, kusuru işleyen görevlinin yapmış olduğu eylemde; kin, garez, hatır, baskı veya telkinle yaptığı kanaatine varırsa, vatandaşa ödediği tazminat için ilgili görevliye rücu edebilecektir.

Kamu görevlilerinin, yani kendilerini kamunun padişahları zanneden çeşitli statülerdeki birçok kamu görevlisinin görev, yetki ve özlük haklarını düzenleyen “Kamu Görevlileri Yasaları’nda” böyle bir yasal düzenleme yapılmasını acaba bizi yöneten hükümetlerin hiç aklına geldi mi?

Gerek yıllarca gelmiş geçmiş ve şimdiki hükümetlerin programlarında, gerekse TC ile çeşitli zamanlarda imzalanan birçok anlaşmalarda yer almış olan ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen “kamu reformu” ile ilgili yasal düzenleme çalışmalarında yukarıdaki konuya benzer etkin bir düzenleme yapılamaz mı? Veya devlet ile tüm kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapanları kapsayacak şekilde ayrı bir yasal düzenleme yapılamaz mı? Kanımca İyi İdare Yasası’nda yukarıda belirtmiş olduğum yasal düzenlemeye benzer açık ve etkin bir kural yoktur.

Şayet vatandaş yükümlülüklerini kusur ve ihmali dolayısıyla yerine getirmediği için kamu tarafından cezalandırılıyorsa, kamu görevlisi de vatandaşa karşı yukarıda belirtilen eylemleri dolayısıyla neden cezalandırılmasın? Eşitlik bu değil mi? Demokrasi ilkeleri bunu gerektirmez mi?

Daha fazla yoruma gerek yok. Takdir halkın seçmiş olduğu vekillerin oluşturduğu iktidarlardadır.

Bakanlar acaba hiç kamu yolu kullanmıyorlar mı?

Aşağıda belirteceğim konuya değinmeden önce sizlerle “bayındır” kelimesinin sözlük anlamı üzerinde kısaca durmak istiyorum. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre bu kelimenin anlamı şöyle açıklanmıştır:

“Gelişip güzelleşmesi, hayat şartlarının uygun duruma getirilmesi için üzerinde çalışılmış olan, bakımlı, imar edilmiş, mamur yer” olarak ifade edilmiştir. Her ülkede olduğu gibi KKTC’de de bir Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı vardır. Ayrıca, her ilçenin de Belediyeleri vardır.

Belirttiğim bu kurumların asli görevleri arasında ülkenin bayındır hale getirilmesi yer almaktadır. Bu görevlerin yerine getirilmesi için de halktan dolaylı, dolaysız vergiler ile resim ve harçlar tahsil edilmektedir. Bu nedenle de bu konudaki yükümlüler, yani halk da, ödedikleri vergi, resim ve harç karşılığı devletten ve belediyelerden yaşamlarını kolaylaştıracak kaliteli hizmet beklemektedir. Ancak, bu hizmetin maalesef verilmediği, hatta gerekli önlemler alınmadığı için mevcut hizmetlerin her geçen gün kötüleştiği de halkımızın ve KKTC’yi ziyaret eden yabancıların gözlemlediği bir gerçektir. Bunlar tek tek sıralamaya gerek yoktur. Bu konuyu aşağıda vereceğim örnekle yetkililerin ve ilgililerin bir kez daha bilgisine getirmeyi uygun gördüm.

Hiç şüphesiz, Lefkoşa’nın hatta KKTC’nin en işlek yollarından bir tanesi Lefkoşa-Gönyeli-Girne anayoludur. Bu yol aynı zamanda yerli veya yabancılar için KKTC’nin bir “bayındırlık” aynasıdır. Bu yolu sürekli kullananlardan birisi olarak özellikle Ortaköy ile Gönyeli Çemberine kadar olan yol güzergâhında bulunan aydınlatma direklerindeki ışıkların aylardan beri yanmadığını, bazı elektrik direklerinin çarpık veya yerinden sökülmüş olduğunu görmekte ve bir vatandaş olarak ne zaman tamir edileceğini beklemekte ve herkes gibi ben de bazen sesli bazen de sessiz küfürler etmekteyim. Benzeri durumlara KKTC’nin daha birçok yollarında rastlamak halkta artık bir tür alışkanlık oluşturmuştur. Herhalde bu alışkanlık hükümet edenlerde de oluşmuştur ki hiçbir önlem almamaktadırlar.

Ülkemizin yollarına baktığımız zaman ister anayollar isterse şehiriçi yollar olsun her geçen gün fonksiyonlarını kaybetmektedir. Ulaşımın en önemli unsurlarından olan KKTC’deki yollar her geçen gün bakımsızlıktan dolayı uluslararası standartların çok gerisine düştüğü inkâr edilemez bir gerçektir.

Bu yollarda bir de bulunması zorunlu olan trafik levhalarının, çizgilerinin ve işaretlerinin de birçok yerlerde bulunmaması, devrik, silik ve görülmez hallerde bulunması gibi durumlar eklenince, insanın bu konularda görevli olan kurumlar ile onların yöneticilerinin maaş alma ve makam arabalarında hava atmaktan başka ne iş yaptıklarını merak ediyorum. Ancak, her gün seyahat eden ve bu durumları aylardan beri gören Bakanlar ile bazı belediye başkanlarının gerekli önlemleri almaları için ilgili kurum yetkililerini veya personeli neden uyarmadıklarını daha çok merak ediyorum.

Her vatandaşın hükümetten beklediği hizmetlerin başında sokak aydınlatması ve trafik güvenliği gelmektedir. Neden mi? Çünkü halk bunun vergisini veya harcını ödemektedir. Bu nedenle bu hizmetlerden yararlanma da onların en doğal hakkıdır.

 

Beni veya halkı bu kusur ve ihmalin hangi makam veya kurumdan kaynaklandığı veya hangi kurumun yetki alanı içinde olduğu hiç ilgilendirmez. Yok, efendim bu sorumluluk belediyeye ait imiş, yok Karayollarına veya KIB-TEK’e ait imiş önemli değildir. Önemli olan bu konu ülkeyi yöneten hükümetin halletmesi gereken bir sorun olmasıdır.  Konu etmiş olduğum örnek KKTC’de yüzlerce örneklerden bir tanesi olup bu ve benzeri konularda çok daha sorumsuzluklar mevcuttur.

Merak ediyorum ve soruyorum. Acaba KKTC’ni yönetenler veya yönettiklerini zanneden Bakanlar, bazı Belediye Başkanları veya diğer üstdüzey yetkililer ile kamu kurum ve kuruluşların başında olanlar bu yolu ve benzeri durumda olan yolları gece ve gündüz hiç mi kullanmıyorlar? Yoksa kullanıyorlar da makam arabalarının siyah camları arkasından veya telefonla konuşmaktan etrafı görmeye vakit mi bulamıyorlar? Kanımca görmemeleri olanaksızdır. Dolayısıyla bu durumu sürekli görüp de ilgilenmemek ve önlem almamanın nedeni nedir? Bir kişi ikamet ettiği konuttaki ampul veya herhangi bir eşya bozulmuşsa, kırılmışsa veya çeşmesi su kaybediyorsa ilgilenip tamir etmez olur mu? Gerekli tamirat veya yenileme önlemleri alınmazsa çok kısa zamanda o konutta ikamet etme bir eziyet haline dönüşür ve yaşanabilir özelliği kaybedilmiş olur.

Bence bunun başlıca nedeni devlete duyulan aidiyet yani sahiplenme duygusunun zayıflığı, işbilmezlik, pasiflik veya vizyonsuzluktur. Hiç kimsenin parasal kaynak sıkıntısını gerekçe gösterme hakkı yoktur.Özellikle turistik bir yöre olan Girne ile KKTC’nin diğer ilçelerine gitmek için gündüz ve gece bu yolu kullanan yerli ve özellikle yabancıların KKTC’ni yönetenler hakkındaki düşünceleri acaba nedir? Hiç şüphesiz olumsuzdur.

Özetle, mali ve idari denetimsizliğe bir de aidiyet duygusunun zayıflığı eklenince halkımızın yaşamının kolaylaştırılması ve düzeyinin yükseltilmesi olanaksızdır.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.