Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Göksel SAYDAM

Göksel SAYDAM

26.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Pul vergisi yasası ve uygulamaları güncelleştirilmeli

En eski vergi türlerinden bir tanesi de Pul Vergisi veya TC literatüründe“Damga Vergisi” olarak anılan ve düzenlenen kıymetli belgeler üzerinden devlet tarafından alınan bir vergidir. Bu vergi türü ilgili yasada “enstrüman” olarak tanımlanan ve hukuki işlemlere konu olan kıymetli belgeler üzerinden sabit veya oransal olarak hesaplanıp ödenmektedir.

Pul Vergisi yükümlülüğü, özel olarak bastırılan çeşitli bedellerdeki pulların satın alınarak ilgili belgenin üzerine yapıştırılmak veya ilgili belge üzerine Gelir ve Vergi Dairesi tarafından özel mühür vurularak ve bedeli makbuz karşılığı ödenmek suretiyle tahsil edilmektedir. Söz konusu verginin pul kullanılmak suretiyle ödenmesi halinde, bunun ödendiğini gösteren pulun ilgili belge üzerinden sökülüp tekrar kullanılmasını önlemek amacıyla pulun veya pulların üzeri imzalanmak, mühür konmak veya iki çizgi çizilerek iptal edilmesi yasa gereğidir. Hatta, anımsadığım kadarıyla Kıbrıs’ın İngiliz yönetimi döneminde büyük bedelli pul iptalleri “punch” denilen ve tek delik açan pens şeklindeki basit bir aletle pulun/pulların üzeri delinmek suretiyle de gerçekleştiriliyordu.

Pul Vergisi yükümlülüğünün, ilgili enstrüman (belgenin) düzenlenmesi tarihinden itibaren en geç bir ay içinde ödenmesi gerekir. Düzenleme tarihinden itibaren altı ay içerisinde ödenmesi halinde Pul Vergisi miktarına ek olarak bir katı ceza, altı ay geçtikten sonra ödenmesi halinde ise Pul Vergisi’ne ek olarak bu verginin iki katı cezalı ödenmesi yasa gereğidir.  Ayrıca, Pul Vergisi’nin ödenmemiş olması durumda ilgili belge veya belgeler hiçbir makam tarafından işleme konmaz ve mahkeme tarafından da delil olarak kabul edilmez.

Öte yandan, 27/1977 sayılı Vergi Usul Yasası’nın “Pul Vergisinde Uygulanacak Özel Usulsüzlük Cezaları” başlıklı 253. maddesi kuralları, onay memurlarına, bankalara, şirketlere, kamu kurum ve kuruluşları ile dernek, vakıf ve benzeri kuruluşlara verilen veya gönderilen belgelerin Pul Vergisi yükümlülüğünün ilgili yasanın ön gördüğü miktarda ödenmiş olmadan veya kullanılan pulların gerektiği gibi iptal edilmeden işleme koyanlara, çeşitli cezalar uygulanır.

Kıbrıs’ta Pul Vergisi uygulamasına 1923 yılında İngiliz Sömürge Yönetimi tarafından Fasıl 328 Pul Kanunu’nun (Stamp Duty Law) yürürlüğe girmesi ile başlanmıştır.  Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile bu Kanun 28 Mart 1963 tarihinde Temsilciler Meclisi tarafından onaylanarak 19/1963 sayılı Pul Kanunu olarak Kıbrıs Cumhuriyeti’nin vergi hukukunda yer almış ve bugüne kadar yerine başka bir yasa yapılmadığı için de KKTC vergi hukukuna intikal etmiş olup, parasal bedellerde yapılan tadiller hariç, esas içeriğine dokunulmadan halen uygulanmaktadır. 1987 yılından itibaren yapılan yasal değişiklikler sadece Pul Vergileri miktarlarına ve cezalarına matuf olarak gerçekleştirilmiştir.

Pul Vergileri ve cezaları ile ilgili her yıl artış yapılabilmesi amacıyla 39/1995 sayılı Pul Değişiklik Yasası ile Bakanlar Kurulu’na yetki verilmiş olup bu miktarlar her yıl yayımlanan Emirname yöntemiyle gerçekleştirilmektedir.

Hâlbuki, 1945 yılından günümüze kadar geçen yaklaşık 71 yılda dünyada meydana gelen yeni hizmet vergileri ile ekonomik ve teknolojik gelişmelere rağmen bu yasanın çağdaş gerekler doğrultusunda pratikleştirilmesi ve güncelleştirilmesi maalesef yapılmamıştır. Örneğin, bir işlemin tamamlanması için gerekli olan 10 kuruş ile 2,10 TL arasında değişen küçük tutardaki bir pulun satın alımı için vatandaşın kışın soğuğunda, yazın sıcağında Postaneye gitmek zorunda bırakılmasının yarattığı sorunlar ve zaman kaybına ne demeli?

Bir konuya daha değinmekte yarar vardır; o da Gelir ve Vergi Dairesi ile Postane dışındaki diğer tahsil amirliklerinde vatandaşa kolaylık sağlanması amacıyla kamusal hizmetler gereği neden pul satılmamakta olduğunu da anlamış değilim.

Pul Vergisi amaçları için düşük bedellerde basımı yapılan pulların devlete toplam maliyeti hiç hesaplandı mı? Bu maliyet ile kurula ifade edilen pulların basım bedeli arasındaki fark “maliyet-fayda” (cost-effective) bakımından Bütçe gelirleri lehine mi? Bunların bir hesabı yapıldı mı? Şayet, bütçe tekniğinde her gelirin elde edilmesi için harcanan toplam mal ve hizmet giderlerinin maliyeti ile satışı karşılaştırılmış olsa idi eminim bu uygulamanın büyük bir kısmından vazgeçilirdi. Düşük bedelli pul alımı için vatandaşın boşa harcadığı zaman kaybı ile çektiği stres ve sair giderleri dikkate alındığında, Pul Vergisi Yasası’nın temelden revize edilerek gelişmiş ülkeler paralelinde düzenlenmesi kaçınılmazdır. En azından bir-iki TL veya birkaç kuruş bedelindeki Pul Vergileri yürürlükten kaldırılmalı ve diğer pullar da tüm Tahsil Amirliği görevi üstlenmiş olan devlet dairelerinde vatandaşın satın alınabilmesine sunulmalıdır. Şayet yürürlükten kaldırılacak olan büyük bedelli pulların uygulanmasının büyük gelir kaybına neden olacağı endişesi varsa, bu kaybın telafisi harçlara eklenmek suretiyle giderilebilir ve pul alımı zahmetinden kurtulmuş olunur.

Pul Vergisi Yasası uyarınca “Pul Komiseri” olarak görev ifa eden Gelir ve Vergi Dairesi tarafından Devlet Matbaası’nda yapılan pulların özellikle kuruş ve düşük bedelli pulların bütçe getirisinin bu konudaki giderleri, imha edilen hatalı basımlar ile vatandaş bakımından yarattığı zaman kayıpları ve diğer ekonomik olumsuzlukları hiç dikkate alındı mı? Veya mukayese edildi mi?

2016 Pul Emirnamesinde 18.04.2016 tarihinde yapılan değişiklik ile kuru ve sulu ziraatta kullanılacak arazi kira anlaşmaları ile bu konuda düzenlenecek vekaletnameler ve feragatnameler 31.12.2016 tarihine kadar Pul Vergisi’nden istisna tutulmuş olması yerinde bir değişiklik olmasına rağmen, süre ile sınırlandırılmış olmasını anlamış değilim. Kaldı ki bahse konu değişikliğin yürürlüğe girdiği 18.04.2016 tarihinden, örneğin bir gün veya birkaç ay önce 2016 yılında düzenlenen söz konusu belgeler için ödenmiş olan Pul Vergilerinin durumunun ne olacağı hakkında hiçbir düzenleme yapılmamasını da bir hata veya eksiklik olarak görmekteyim. Unutulmamalıdır ki vergi hukukunun temeli adalet ve eşitlik ilkesine dayandırılmıştır.

Ayrıca, bahse konu Değişiklik Emirnamesinde satılabilir tahvillerin ve bonoların da Pul Vergisi’nden muaf tutulmasının nedenini pek anlayamadım. Bildiğim kadarıyla KKTC’de satılabilir tahviller ve bonoların olmadığıdır. Yoksa bu finansal enstrümanlar KKTC’de satılan yabancı ülkelere tahviller ve bonolar Pul Vergisi’nden mi muaf tutulmuştur? Bu finansal enstrümanların Pul Vergisi’nden muaf tutulmasının gereğini ve nedenini mantıklı ve ekonomik teşvik olarak görmek mümkün değildir.

Özetle, yukarıda belirtmiş olduğum gerçeklere ve gerekçelere istinaden

1923 yılında beri Kıbrıs’ın Vergi hukukuna dâhil olan ve KKTC’ne intikal eden Pul Vergisi Kanunu’nun diğer ülkelerde olduğu gibi belli miktarlar üzerinde düzenlenen sözleşme ve benzeri kıymetli evrakları kapsayacak şekilde günün koşullarına göre düzenlenmesi;
Yapılacak bu düzenlemede birkaç TL veya Kuruş gibi çok düşük bedelli Pul Vergisi amaçlı pullarının kullanımına “maliyet-fayda” esasları dikkate alınarak son verilmesi;
Harç karşılığı kapsamında kullanılan belgeler için ödenmesi gereken Pul Vergisi yerine bu verginin ilgili harç miktarına dâhil edilerek makbuz karşılığı tüm tahsilât amirlikleri mevzuatının buna göre düzenlenmesi;
KKTC’de satılan yabancı ülkelere ait tahvil, bono ve benzeri finansal enstrümanlar için Pul Vergisi muafiyeti öngörülmemelidir.
Çok düşük bedelli Pul Vergileri haricindeki Pul satışlarının sadece Gelir ve Vergi Dairesi ile Posta Dairesinde değil vatandaşlara kolaylık sağlanması amacıyla tüm tahsilât amirliklerinde satılmasına olanak veren organizasyonun gerçekleştirilmesi ile


gerek halkımızı gerekse kamu hizmetlerine pratiklik sağlayacak ve zaman kaybı önlemiş olacaktır.

Zaten, 1992 ve 1995 yıllarında yürürlüğe giren Banka ve Sigorta İşlemleri Vergisi ile Katma Değer Vergisi Yasalarının yürürlüğe geçirilmesinin “Genel Gerekçeleri” incelendiği zaman, birçok verimsiz ve “astarı yüzünden pahalı” olan vergi, resim ve harcın yürürlükten kaldırılacağı öngörülmüştü. Ancak, bahse konu yasalar yürürlüğe girmiş ve aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen maalesef gelmiş geçmiş hükümetler ve bugünkü hükümet halen bu konuda herhangi kapsamlı ve çağımıza uygun düzenlemeler yapmamıştır. Umudum, pratik ve basit çözümlere büyük önem veren Maliye Bakanımız Serdar Denktaş’ın bu konuda gerekli yasal düzenlemeleri yapmasıdır.

Diğer görüş ve öneriler yanında bu konuda örnek vermek gerekirse Türkiye’de açıklanan yeni teşvik paketinde Damga Vergisi Yasası’nda önemli teşvik düzenlemeleri öngörülmüştür.

Bunlardan bazıları aşağıda özetlenmiştir.(1)

Yatırım teşvik belgeli yatırımlar kapsamında tedarikçilerle yapılan sözleşmelerden damga vergisi alınmayacak. Bu kapsamda, sabit yatırımların inşası ile bu inşaatlara ilişkin teknik müşavirlik sözleşmeleri de damga vergisinden muaf olacak.

Teşvik belgeli yatırımlar kapsamında satın alınan veya kiralanan “gayrimaddi haklar” için damga vergisi alınmayacak.

Yüksek ve orta-yüksek teknolojili ürünlerin üretimiyle ilgili işlemlerle ilgili kâğıtlar damga vergisinden muaf olacak.

Gemi inşa, bakım ve onarım işlemleriyle ilgili kâğıtlardan damga vergisi alınmayacak.

Yurtdışından teknoloji edinmeye yönelik şirket satın almaları da damga vergisinden ve harçlardan muaf tutulacak.

KKTC yöneten hükümetlerin tekrardan “tekerleği keşfetmesine” gerek yoktur. Ülkemizi yegâne tanıyan ve her konuda yegâne destekleyicimiz olan

Anavatanımızın, vergi yasalarından da yararlanarak bizim yasalarımızı da güncelleştirilmesinin hiç de zor olmadığı görüşündeyim.

Esasında gerek köşe yazarlarının ve uzmanların, gerekse sivil toplum örgütlerinin bugüne kadar yazılı ve görsel basındaki hiçbir görüş ve önerileri gelmiş geçmiş hükümet yetkilileri tarafından maalesef dikkate alındığını hiç gören oldu mu? Bu görüş ve önerilerin en azından üçte biri dikkate alınmış olsa idi KKTC bugünkü duruma düşmezdi.

Bu yazarları ve konusunda uzman kişilerin görüş ve önerilerini dikkate almama, hatta onları hükümet karşıtı olarak algılama anlayışı maalesef tüm hükümetlerde mevcut olup belirtilen görüş ve önerileri dikkate almamak, hatta tersini yapmak, adeta bir kural haline gelmiştir. Bunun başlıca nedeni her şeyi en iyi bilen hükümet yetkilileri ile onların kılavuzlarının üstün bilgilerinin aksini kanıtlanmasından kaçınma ve bütçe gelir kaybı fobisidir.

Temennim bu kişilerin ağaca değil ormana bakma alışkanlığını edinmek suretiyle bu fobiden veya anlayıştan bir an önce kurtulmaları ve ülkemizin mevzuat ile uygulamalarının çağdaş düzeye çıkarılmasıdır. Hükümetlerin en büyük görevi budur. Vatandaşın dikkate aldığı en önemli husus ise hükümetlerin kendilerine sağladığı yaşam koşullarının, yani sosyo-ekonomik durumlarının iyileştirilip iyileştirilmediği durumudur. Diğer bir anlatımla, vatandaşın hayatı kolaylaştırıldı mı yoksa zorlaştırıldı mı? Bugüne kadar vatandaşın hayatının kolaylaştırıldığını söylemek mümkün değildir. Temennim bu gidişatla daha da geriye gidilmemesidir.

-------------------------------------------------

Kaynak: Muhasebe TR kpmg vergi

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.