Akacan Holding
Göksel SAYDAM

Göksel SAYDAM

08.05.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Ücretlerin vergilendirilmesi

Vergi hukuku uygulamalarında bazı gelirlerin “ücret” kapsamında mı yoksa “serbest meslek” geliri kapsamında mı vergilendirileceği Vergi Dairesi ile vergi yükümlülükleri arasında ihtilaf konusu oluşturmaktadır.

Bunun başlıca nedeni, ücretlerde vergilendirme rejiminin stopaj yöntemiyle yapılması, yani her ücret ödemesinde işverenin hizmetlinin ücretinden belli hesaplama ve oranların uygulanması sonucu devlet bütçesinin sürekli kaynak elde etmesinden mahrum bırakılmasını önlemek, aynı zamanda vergi güvenliğini sağlamaktır.

Diğer bir neden ise vergi sorumlusu sıfatıyla işverenin vergi kesintisi yapmak zorunda olduğu miktarların özel amaçlar için kullanılmasını önlemek suretiyle Vergi Dairesi’ne ödenmesini gerçekleştirmektir.

Bu amaçla da bahse konu yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediğinin Vergi Dairesi tarafından sürekli denetlenmesi gerekir. Ancak, devleti yönetenlerin denetim zafiyeti dolayısıyla diğer konularda olduğu gibi bu konuda da denetimlerin yapıldığını söylemek mümkün değildir.

Ancak, KKTC’deki denetimsizliğin çok zayıf bir düzeyde olduğunu dikkate alarak vergi yasalarının öngördüğü yükümlülükleri gerektiği gibi ve süresinde yerine getirmeme gibi bir gerekçe olmayacağı gibi vergi cezasından da kaçınmalarına gerekçe oluşturmaması gerekir.

Bu nedenle, bugünkü konuya “ücret” kelimesinin tanımıyla ve daha sonra buna ilişkin olarak vergi hukukunda yer alan bazı terminolojilerle yükümlülükler hakkında bilgiler vermeyi uygun gördüm. Halk lisanında genellikle “aylık” veya “maaş” olarak da anılan “ücretin” tanımı, 24/1982 sayılı Gelir Verisi Yasası’nın 4(1) (c) maddesinde aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır.

“ÜCRET – (i)  Her türlü hizmet veya herhangi bir hizmet akdi karşılığı,  avanslar dâhil tahakkuk eden veya alınan para ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatler ücrettir.

(ii) Evvelce yapılmış veya ileride yapılacak hizmetler karşılığında, avanslar dâhil, alınan para ve para ile temsil edilebilen menfaatler de ücret sayılır ve bu ücreti alan bakımından almaya hak kazandığı yılın geliri sayılır.

(iii) Hizmetlilere verilen yardımlar, verildiği gün ve yerdeki ortalama perakende fiyatlarına göre; konut temini ve başka biçimde sağlanan menfaatler, konutun emsal değerine göre değerlendirilir.”

Bu tanımlamayı özetleyecek olursam “ücret” tanımını “işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat” şeklinde açıklayabilirim.

Sağlanan ücretin, ödenek, tazminat, zam, avans, transfer parası, prim, ikramiye, bahşiş veya başka isimler altında ödenmesi veya çeşitli ayınlar şeklinde isimlendirilmesi ücretin vergilendirilmesi özelliğini değiştirmez. Örneğin, her türlü isim altında hizmetlilere yapılan parasal ödemelere ilaveten işveren tarafından bu kişilere sağlanan bedelsiz konut, araba, özel seyahat iaşe vs. kullanma ve yararlanma gibi ayınlar menfaat olarak ücret olarak kabul edilerek gelir vergisine tabi tutulması yasa gereğidir.

Gelir Vergisi Yasa’nın 4(1)(c)(v) maddesi ise “işveren” kelimesini şu şekilde tanımlamıştır:

“Bu bend uyarınca hizmetlilere ücret ve menfaatlere ücret ve menfaatleri sağlayan gerçek veya tüzel kişiler, bu Yasa (Gelir Vergisi) ile belirlenen ödevleri yerine getirme bakımından işveren sayılırlar”

Diğer bir anlatımla, ücretin tanımını yaparken yukarıda tanımı yapılan “işveren” kelimesindenanlaşılması gereken, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dâhilinde personel çalıştıran kişidir. Bu kişinin çalıştırdığı personele eski tabir ile müstahdem veya şimdiki tabir ile “hizmetli” denir.

İşvereni tanımladıktan sonra “işyeri” tanımı 27/1977 sayılı Vergi Usul Yasası’nın 97. maddesinde aşağıdaki şekilde açıklanmıştır.

 

İşyerinin tanımı

 

97.

Ticarî sınaî, tarımsal ve meslekî faaliyette işyeri;  mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalâthane, şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticarî, sınaî, tarımsal veya meslekî bir faaliyetin yürütülmesine ayrılan veya bu tür faaliyetlerde kullanılan yerdir.

 

Uluslararası vergi hukuku prensipleri kapsamında ücretlerin vergilendirilmesinde temel yöntem, “stopaj usulü”, yani “kaynakta kesinti yöntemi” ile verginin devlet adına işveren tarafından hizmetlinin ücretinden hesaplanarak stopaj (kaynaktan kesinti) yöntemi ile Vergi Dairesine ödenmesidir. (GVY. Md. 27 ve 31) İngiliz vergi hukukunda bu yönteme “Witholding Tax”, uygulamasına ise “Pay-As-You-Earn” (Paye) denir.

Birden fazla işverenden ücret veya başka kaynaklardan gelir elde edenler ile Şirket Direktörleri her yıl gelirin elde edildiği yılı izleyen ayın Nisan ayı sonuna kadar Vergi Dairesine Yıllık Gelir Beyannamesi vermek durumundadırlar. Bir tek işverenden ücret geliri elde eden hizmetliler Vergi Dairesi tarafından talep edilmediği sürece Yıllık Gelir Beyannamesi vermezler. (Md. 22-26).

Gelir Vergisi Yasası’nın 33. Maddesine istinaden işverenler, yaptıkları ödemelerden ve/veya sağladıkları ayın ve sair menfaatlerin parasal değerlerin miktarları üzerinden gerekli verginin hesaplanıp stopaj yöntemi ile, yani kaynakta vergi kesintisi yapmak ve bu miktarı Vergi Dairesine ödeme bakımından “Vergi Sorumlusu” olarak yükümlü kılınmıştır.

Ayrıca, kısmi mesai veya hizmet dolayısıyla ücret veya benzeri isimler altında sağlanan ödenekler ile menfaatlerinde yukarıda belirtmiş olduğum kurallar kapsamında vergi stopaj yöntemi ile vergilendirilmeleri yasa gereği olup bu konudaki sorumluluk ödemeyi yapan işverene aittir.

Yukarıda belirtmiş olduğum vergi kesinti işleminin işverenin kayıtlarında gösterilmesi Gelir Vergisi Yasası’nın 34. maddesine istinaden zorunlu tutulmuştur. Bu konudaki düzenleme aşağıdaki gibidir.

 

Vergi kesintisinin gösterilmesi

 

34.

İşverenler, hizmetlilere ödedikleri ücretlerden 31.madde uyarınca yaptıkları vergi kesintilerini, Vergi Usul Yasasında belirtilen ücret bordrosunda veya bordro yerine geçen diğer kayıtlarda göstermek zorundadırlar.

 

 

 

31.maddede belirtilen ödemelerden ve 32.maddede belirtilen iratlardan yapılan vergi kesintisi, vergi kesenin kayıt ve hesaplarında ayrıca gösterilir.

 

 

 

 

 

 

 

           

Ayrıca vergi kesintisi işverenler, adı edilen Yasa’nın 35. Maddesi uyarınca vergi kesintisine bağlı tutulan hizmetlilere yapmış oldukları işlemleri gösteren “ücret pusulası” türünde her hizmetliye belge vermelerini zorunlu tutmuştur.

Bu yükümlülüklerini yerine getirmeyen işverenlere kesilip ödenmesi gereken vergi miktarları kendilerine terkedilmiş vergi olarak kabul edilerek Vergi Usul Yasası ile Kamu Alacaklarının Tahsili Usulü Yasası kurallarına istinaden işletmelerinden veya malvarlıklarından tahsil edilir. Konu ile ilgili kural Vergi Usul Yasası’nın 12. maddesinde aşağıdaki gibi yer almıştır:

Vergi kesenlerin sorumluluğu

12.

(1)

Yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi kesmeye zorunlu olanlar, verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve  bununla ilgili diğer ödevlerin yerine getirilmesinden sorumludurlar.

 

 

 

 

(2)

Bu sorumluluk, bunların ödedikleri vergilerden dolayı gerçek yükümlülere dönme hakkını kaldırmaz.

Ücretlerde Vergi Stopajı (kaynakta vergi kesintisi) gerçek ve safi ücret üzerinden yapılmaktadır. Safi ücretin,  vergilendirilmesi işveren tarafından hizmetliye verilen para veya ayınlarla sağlanan menfaatler toplamından istisna ve muafiyetler düşünüldükten (Md. 6 ve 7) ve kişisel ile ailevi ve sosyal güvenlik ödemeleri indirimleri (Md. 12,13,14 ve 15) yapıldıktan sonra kalan miktar (matrah) üzerinden ile 7 oranlar arası matrah dilimleri dikkate alınarak hesaplanır.

Yukarıda belirtilen indirimler arasında en önemli ayrıntı ise, vergisini yıllık esasta ödeyenlere safi kazançlarının ’nu kadar özel indirim uygulanırken vergi yükümlülüklerini aylık olarak ödeyen hizmetlilerin safi kazançlarından % 17 oranında özel indirim yapılmaktadır. Bunun nedeni ise peşin ödenen vergiler karşılığı devletin tanıdığı bir tür iskontodur. KKTC asgari ücretin tümünün vergiden muaf tutulduğu ender ülkeler arasında yeralmakta olup sosyal adalet ilkeleri bakımından olumlu bir düzenlemedir.

Bu vesileyle “Stopaj” terminolojisinin tanımı ile ilgili bir hususa daha değinmekte yarar görmekteyim. “Stopaj”, vergi hukuku literatürümüze İngilizce “Stopage” (durdurma) kelimesinde türeyerek girmiştir.

Stopajın esas tanımı kaynakta vergi kesintisi yapma yöntemi olup bu yöntem sadece ücretlere değil kira, faiz, tarımsal ürünbedelleri ve bazı özellikli gelir türlerinde de uygulanmakta olup, ithalatta uygulanan stopaj yöntemi sadece KKTC Gelir Vergisinde yer almış bulunmaktadır.

Stopaj uygulamasının bir tür vergilendirme yöntemi olmasına rağmen özellikle bazı Bakanların, siyasilerin ve yetkililerin “stopaj” kelimesini bir “vergi” türü olarak algılayarak verdikleri beyanatlarda bunu “stopaj vergisi” olarak ifade etmesi beni üzmektedir.

Bu küçük tanım farklılığını bilmeyenlerden vergi reformu yapmalarını beklemek acaba ne kadar gerçekçi olur?

 

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.