Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Göksel SAYDAM

Göksel SAYDAM

03.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

 ‘Vergi Duyuruları’nın yasal durumu, temel nedeni ve sonuçları (1)

Çağdaş vergi sistemlerinde vergilendirme işlemlerinin beyan esasına dayandırılmış olup bu konuda vergi kayıplarını önlemek amacıyla da çeşitli vergi güvenlik önlemleri ile desteklenmiştir. Beyan esası dünyada yıllarca uygulanan çeşitli vergilendirme yöntemleri sonucunda kabul edilen en mantıklı yöntem olmuştur. Beyan esasının bir başka özelliği de belli dönemler itibarıyla yükümlülere gelirlerini ve kazançlarını veya zararlarını hesaplayıp Vergi İdaresine beyan etmek konusunda özgürlük tanınmasıdır. Diğer bir anlatımla, devlet tüm vatandaşlarını karşı vergi verme ödevlerini yerine getirme yükümlülüğünde dürüst davranacaklarını peşinen kabul etmektedir.

Bu durum her ne kadar da vergi kayıplarına neden olabilecek sakıncalar taşıyorsa da, beyanlarını doğru ve gerektiği gibi olarak yerine getiren dürüst vergi yükümlüleri de mevcuttur. İşte burada gerek Vergi İdaresine olan güven, gerekse verginin halka hizmet olarak döneceği ve ülkenin sosyo-ekonomisine yapacağı katkıların derecesi çok önemlidir.

Bunun başlıca nedeni, beyan edilip ödenen vergilerden bahse konu yararın ve katkıların halka hizmet olarak dönmemesi nedeniyle, hükümete olan güven sarsılır ve vergi sisteminin etkinliğinde zafiyetlerin oluşumuna neden olacağından yükümlülerin diledikleri kadar vergi ödemeleri yönünde eğilimler başlar.

Beyan esasının bu zafiyetinin giderilmesi amacıyla vergi güvenliği kavramı bu konuda önem kazanır. Gerek dolaylı, gerekse dolaysız vergi yasalarında otokontrolü ve doğru beyanda bulunmayı sağlamak amacıyla bazı güvenlik önlemleri vardır. Bu önlemler zaman ve zaman karşılaşılan bazı durumlar nedeni ile yapılan yasal değişikliklerle etkinleştirilmektedir. Vergi güvenlik mekanizması konusundaki düzenlemelerin özeti ilgili vergi yasalarında ve özellikle Vergi Usul Yasaları’nda yer almaktadır.

Bu konuda KKTC vergi hukukuna baktığımız zaman “beyan esasının” dolaylı ve dolaysız vergi yasalarımızda ve buna ilişkin güvenlik önlemlerinin de Vergi Usul Yasamızda yer aldığını görmekteyiz. Güvenlik önlemlerinin esas amacı vergi beyanlarının gerçek durumu yansıtmasını ve vergi kaybını asgariye indirilmesi sağlamak amacına yöneliktir.

KKTC’deki belli başlı temel vergiler Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi, Banka Sigortalar Vergisi, Şans Oyunları Vergisi, Özel İletişim Vergisi ve Taşınmaz Mal Vergilerinden oluşmaktadır. Tabii ki bunlar haricinde amacı dışında kullanılan bir de Fiyat İstikrar Fonu Yasası altında uygulanan ancak, vergi geliri olarak bütçeye mali kaynak sağlayan bir uygulamanın da olduğunu unutmamak gerekir.

Bahse konu vergilerden dolaysız vergi türü kapsamında olan Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi uygulamalarına ilişkin genel vergi güvenlik önlemlerine ek bir önlem de genel vergi gizliliği kuralından istisna tutulmuş olan beyana dayanan vergilerin halkın bilgisine sunulmasına yönelik olarak Resmi Gazete’de yayımlanması kuralıdır.

Beyan esasına dayalı vergileme işlemlerinin vergi tarhiyatının başlangıcını oluşturduğuna göre vergi beyanlarının gerçek durumu yansıtmasını sağlamaya yönelik olarak vergi hukukumuzdaki mevcut vergi güvenlik önlemlerini aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

  • Yoklama Yetkisi,
  • Denetim Yetkisi,
  • Hesap ve Kayıtları İnceleme Yetkisi,
  • Ekonomik Kıymetleri ve Belgeleri Arama ve İnceleme Yetkisi,
  • Bilgi Toplama Yetkisi,
  • Yükümlü Levhası Asma Zorunluluğu,
  • Yasa ile Belirlenen Çeşitli Giderlerini Kısıtlaması Yetkisi,
  • Kaynakta Vergi Kesme (Stopaj) Yetkisi,
  • Belge Düzenine ve Kayıt Nizamına Uyma Zorunluluğu,
  • Yükümlülerin Vergi Beyanlarının Resmi Gazete’de Halka Duyurulması Yetkisi.

Bilindiği üzere uluslararası vergi hukukunun temel kurallarından biri “gizlilik” kuralıdır. Bunun en önemli nedeni ise kişiler ile işletmelerin ticari sırlarının, itibarlarının, güvenirliklerinin ve ekonomik rekabet ilkelerinin olumsuz yönde etkilenmemesini sağlamaktır.

21/1977 sayılı Vergi usul Yasası’nın 6(1). maddesi şöyledir:

Vergi Gizliliği

24/2015

6.

(1)

Aşağıda belirtilen kişiler, görevleri dolayısıyla, yükümlünün ve yükümlü ile ilgili kişilerin, kendilerine, işlem ve hesap durumlarına, iş, işletme ve servetlerine veya mesleklerine ilişkin olmak üzere gizli kalması gereken hususları açığa vuramaz ve kendilerinin veya üçüncü kişilerin yararına kullanamazlar. Ayrıca bu kural, aşağıda belirtilen kişiler bu görevlerinden ayrılsalar dahi devam eder.

 

 

 

(a)

Vergi işlemleri ve incelemeleri ile uğraşan memurlar;

 

 

 

(b)

Vergi Yasalarına göre kurulan komisyonlara katılanlar;

 

 

 

(c)

Vergi işlerinde kullanılan bilirkişiler.

Ancak, vergi güvenliğini sağlamak amacıyla, gelir vergisi yükümlülerinin Gelir Vergisi Beyannamelerinde beyan edilen gelirleri ile bu gelirleri üzerinden tarh olunan yıllık Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi Beyannamelerinde beyan edilen vergi matrahları ile bu matrahlar üzerinden tarh olunan Kurumlar Vergisi,  Gelir Vergisi ile yükümlülerin ad ve unvanları ve varsa yetkili muhasip-murakıplarına ve unvanları, beyanname vermeyenlerle zarar gösterenlerin bu durumları Vergi Dairesi tarafından, beyannamenin verildiği veya verilmesi gereken yıl içinde Resmî Gazete’de yayımlanır.  Yükümlülerin vergi tarhına esas olan beyanları,  kesinleşen vergi ve cezaları ile vadesi geçtiği halde ödenmemiş bulunan vergi ve ceza miktarları Maliye İşleriyle Görevli Bakanlıkça açıklanabilir.

 

Özetle, yukarıdaki maddede yer alan koşullu istisna kuralarından da anlaşılacağı üzere, kişi ve işletmelerin Vergi İdaresine verecekleri Yıllık Gelir Beyannamelerinde beyan ettikleri kâr veya zararlarının Resmi Gazete’de ilan edilmek suretiyle kamuya açıklanması öngörülmüştür. Bunun nedeni, kişilerin ve işletmelerin gelirlerinin halkın yaptığı mal ve hizmet alımları ile diğer ekonomik kaynaklarından sağlandığı gerçeğine dayanılarak bir tür halka hesap verebilirlik anlayışına dayandırılmak suretiyle, vergi yükümlüleri üzerinde bir tür psikolojik kamuoyu baskısı yaratmaktır. Bu uygulamanın her zaman başarılı sonuçlar verdiğini söylemek ise mümkün değildir.

Her ne kadar da beyana dayanan vergilerin ilan edilmesi ilgili vergi yükümlüleri üzerinde gerçek beyanda bulunmaları yönünde kamusal bir psikolojik baskının yaratılacağı varsayılmış ise de bu uygulamanın olumlu etkileri olabileceği gibi olumsuz etkisi de olabilmektedir. Şöyle ki, özellikle mesleki ve ekonomik rekabet kapsamında faaliyet gösteren kişi veya işletmeler rakiplerinin beyan ettikleri gelir ve ödedikleri vergi miktarlarının kendilerinkinden daha düşük olduğunu görmeleri halinde, gelecek yıllarda onlarda rakiplerinden daha düşük vergi ödeme psikolojisi içerisine girdikleri de ayrı bir gerçektir.

Bu konudaki yasal düzenleme, tüm vergi türlerini kapsamamakta olup sadece dolaysız vergi türlerinden olan gelir ve kurumlar vergisine ilişkin yıllık beyanname verme zorunda olan kişi ve işletmelere münhasır tutulmuştur. Diğer bir anlatımla KDV, BSİV, Taşınmaz Mal Vergisi ve diğer vergi yasaları bahse konu kapsama dâhil değildir.

Bahse konu uygulamaya KKTC ve TC dışında başka bir ülkede rastlamak mümkün değildir. KKTC’de beyana dayanan duyurular Resmi Gazete’de duyurulurken, TC’deki uygulamada bu duyurular yükümlülerin bölgelerdeki bağlı oldukları Vergi Daireleri’nin ilân tahtalarına asılmak suretiyle halkın bilgisine sunulmaktadır.

Diğer ülkelerde ise banka, sigorta, finans kuruluşları ile halka açık şirketler ve belli sermaye yapısı üzerindeki işletmelerin Bağımsız Denetim Raporu ile birlikte yıllık bilançolarının ve gelir tablolarının günlük gazetelerden en az iki tanesinde yayımlanmasının zorunlu kılınması suretiyle detaylı bir şekilde halkın bilgisine sunulmaktadır. Bu konuda Bankalar Yasası ve Sigorta Şirketleri Yasası’nda da benzeri kurallara yer verilmiş olup benzeri uygulama KKTC’de de uygulanmaktadır.

Vergi Usul Yasası’nın 6(1). maddesinin koşul bendi kuralına istinaden Resmi Gazete’de yayımlanan bahse konu bilgilerin herhangi bir kişi tarafından tamamen veya kısmen gazetelerde yayınlanabileceği veya bir kitapta toplanabileceği adı edilen Yasa’nın 6(3). maddesinde açıklanmış ancak, bu bilgilerin ele alınarak yükümlülerin haysiyetine, şeref ve haklarına tecavüz edilmeyeceği de ayrıca kurala bağlanmıştır.

Konu hakkında yasal dayanak ve dünyadaki uygulamaları özetledikten sonra KKTC’de ve uluslararası vergi hukukundaki bazı uygulamalara ve kavramlara ilişkin olgulara ve yasal dayanaklara da kısaca değinmek istiyorum.

  1. Gerek Gelir Vergisi gerekse Kurumlar Vergisi yasaları herhangi bir gerçeğe veya yasalar uyarınca tanınmış olan teşvik ve indirimlere istinaden zarar edebileceğini kabul etmiş olduğundan, bir yıl önce tahakkuk eden “mali zararın” (vergi zararının) daha sonraki yıllardaki kazançların matrahından 5 yıl süre ile indirilebileceğini kurala bağlamıştır (GVY. Md. 11/2).
  2. Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi hesaplaması safi kazanç miktarı esası dikkate alınarak yasaların öngördüğü kabul edilmeyen veya miktarları sınırlanan giderler bu miktara eklendikten ve gerek vergi yasalarında, gerekse diğer teşvik yasalarında belirtilen indirimler veya vergiden istisna tutulmuş olan miktarlar düşüldükten sonra, pozitif miktar kalması halinde gerçekleştirilir. Eleştiriler yapılırken şunun bilinmesinde yarar vardır. “Ticari veya Mesleki Kazanç” veya “Ticari veya Mesleki Zarar” ile “Vergiye Tabi Kazanç” veya “Vergi Zararı” kavramları ve uygulamaları arasında farklar vardır.
  3. Atıfta bulunduğum vergi yasaları kurallarından da anlaşılacağı üzere gerçek ve tüzel kişilerin (şirket ve diğer kurumların) safi kazançlarına ve toplam gelirlerine göre ayrı ayrı Vergi Beyannamesi vermeleri zorunludur. Örneğin, bir limited şirketin safi kazancı Kurumlar Vergisine tabi tutulurken, o şirketten maaş, kâr payı vs. menfaat elde eden hissedar ve direktörlerinin toplam gelirleri Gelir Vergisine tabi tutulması yasa gereği olup, vergi hukuku bakımından aralarında bir bütünsellik veya yeknesaklık yoktur. Bu nedenle, gerçek anlamda vergi zararı tahakkuk eden bir şirket hissedarı ve direktörünün vergiye tabi gelir elde etmesi olasılığı çok zayıftır.

Örneğin, brüt hasılattan (gelirden) giderler düşüldükten sonra hesaplanarak bir yılda tahakkuk eden ticari veya mesleki safi (net) kazanç yürürlükteki bazı gider kısıtlamaları dolayısıyla vergi matrahı olarak artış göstermekte veya bazı yatırım indirimi vs. teşvikler dolayısıyla safi kazanç miktarı azalmakta veya vergi zararına dönüşmektedir. Benzeri nedenler dolayısıyla vergi zararları da vergi matrahına dönüşebilmektedir. (“Matrah” deyimi, verginin tarh edildiği miktar veya unsurdur).

Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik konjonktür ve bu alanda yaşanan olayların neden olduğu olumsuzluklardan kaynaklanan çeşitli faktörler, kişi ve işletmelerin kazançlarının analizinde yanlış sonuçlarının oluşmasına da neden olabildiği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin, dövizdeki istikrarsızlık, petrol, kira, faiz vs. girdi maliyetlerinde meydana gelen artışlar, yüksek veya ek fonlar, kredi tahsilat zorlukları, batak borçlar ve beklenmedik giderler gibi etkenlerden bazılarını belirtmek mümkündür. Ancak, bu gerçekler tüm vergi yükümlülüklerine düşük vergi veya zarar beyan etme gerekçesi veya hakkı vermemektedir.

Esas olan, gelirlerin de yasalarda öngörüldüğü şekilde gerekli muhasebe kayıtlarına gerçek şekilde dâhil edilmiş olmasının yapılıp yapılmadığı durumudur ki bu da kayıtdışı işlemlerle ilişkili olup, Vergi İdaresinin denetim ve vergi inceleme kapasitesi artırılmalı ve yükümlüler başıboş bırakılmamalıdır. Ancak, bu konuda hükümet edenlerin ve Vergi İdaresinin de yükümlü haklarını ve adalet ilkelerini de koruyan önlemleri almasının da asli görevleri arasında olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim

(HAFTAYA DEVAM EDECEK)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.