Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Göksel SAYDAM

Göksel SAYDAM

24.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Vergi güvenlik yöntemleri (2)

Geçtiğimiz haftalardaki yazılarımda her yıl “Beyan Esasına Dayanan” ve kamuoyunda “Vergi Listeleri” olarak tanımlanan uygulama nedeni ve konusuna ilişkin “Vergi Güvenlik Önlemleri” hakkında özet bilgiler vermiştim. Bugünkü yazımda ise KKTC’deki “Vergi Güvenlik Önlemlerininnasıl uygulandığı veya uygulanması gerektiği hakkında bazı bilgiler vermeye çalışacağım.

1. VERGİ GÜVENLİK ESASININ YASAL İŞLEVLİĞİ:

Bir gerçek veya tüzel kişi statüsündeki vergi yükümlüsünün belirli bir dönem içinde elde etmiş ve Vergi Dairesi’ne vermekle yükümlü olduğu beyannamede bildirimde bulunduğu gelir toplamından daha düşük miktarda gelir beyanında bulunmasına karşın, tasarrufunda bulundurduğu ekonomik kıymetler ile servet miktarında belirgin bir artışın meydana gelmesi, bir kısım vergiye bağlı gelirlerin beyan dışı bırakılmış olabilir olanağını oluşturmaktadır.

Beyan edilen vergiye tabi gelir, servete katılan vergiye bağlı kazanç ve/veya irat toplamından az olursa  (buradan doğal olarak yükümlünün yıllık kişisel ve ailevi giderleri de göz önünde tutulduktan sonra) eksik beyan edilen kısım bu gelire eklenerek, vergi kaybının giderilmesi için Vergi Dairesi’ne tarh, tahakkuk ve tahsil edilmesine vergi yasalarımız olanak vermektedir. Ancak, bu işlemler yapılırken 2015 yılı öncesi Vergi Dairesi’ne tanınan sonsuz Re’sen vergi tarh etme yetkisi, 15/2015 sayılı VUY (Vergi Usul Yasası) değişikliği ile somut kanıtlara ve uygulamalara dayandırılmak suretiyle, bu yetkinin istismarı engellenmiş olduğu gibi uluslararası vergi hukukunun temeli olan “Gerçek Usulde” vergilendirme sağlanmıştır.

Bahse konu  “Gelir-Servet” ilişkisinin Vergi Dairesi lehine yarattığı kazanç saptama yöntemini geçersiz veya etkisiz hale getirmek amacıyla, bazı vergi yükümlüleri çeşitli yöntemlere başvurmaktadır. Ancak, diğer ülkelere kıyasla ülkemizin nüfus azlığı ve coğrafi küçüklüğünün vergi denetim inceleme veya bilgi toplama konularında Vergi Dairesi’ne sağladığı veya sağlaması gereken bazı avantajların gerektiği gibi kullanılması halinde, vergi kaybı veya kaçırma girişimlerinin büyük bir kısmı etkisiz kılınabilir.

Ayrıca, mevcut vergi yasalarımızda Vergi Dairesi’ne bu konularda geniş yetkiler vermektedir. Özellikle, bu yetkiler 1982 yılında yürürlüğe giren 24/1982 sayılı Gelir Vergisi Yasası’nda düzenlenmiştir. Bu kurallar bahse konu Yasanın 30. ve 38. maddelerine ve bahse konu değişiklik Vergi Usul Yasası’nın bazı maddelerinde yapılan düzenlemelerde yer almıştır. Diğer bir anlatımla, birçok siyasinin sürekli olarak “Nereden Buldun Yasası’nın” çıkarılması konusunda ileri sürdükleri, istem KKTC Vergi mevzuatında mevcuttur.

Önemli olan bu konudaki vergi inceleme teknikleri ile yöntemlerini uygulayacak personelin, her zaman yazılarımda belirtmiş olduğum niteliklere ve özelliklere sahip olması,  kullanılacak yetkilerin istismar edilmeden veya politik, kişisel egoların tatmini veya tetikçilik amaçları için kullanılmamasıdır. Yani, saptanacak vergiye tabi gelirin somut delillere ve gerçeğe dayanması ile yükümlünün yasal haklarının gözönünde bulundurulması gerekir. Bu kural gerek Anayasamızda gerekse uluslararası vergi hukuku ile KKTC vergi hukukunda da yer almıştır.

Önemli olan, bahse konu herhangi bir vergi güvenlik önleminin uygulanmasında yatırımcıları ürkütmeyecek veya tedirgin etmeyecek şekilde ve makul sürelerde gerektiği gibi kullanılmasının hiç kuşkusuz vergi adaleti ile kamu gelirlerinin tahsilâtına büyük yararı olacağı gibi vergi güvenlik önlemleri dolayısıyla vergi kayıplarının asgariye indirilmesini sağlamaktır.

2. GERÇEK USULDE VERGİLENDİRMEYİ DESTEKLEYİCİ GÜVENLİK ÖNLEMLERİ:

  1. Çapraz inceleme Yöntemi:

Gelir veya Kurumlar Vergisi beyanlarının doğruluğunun denetimi vergi incelemesi ile gerçekleştirilir. Vergi incelemesi zaman alıcı, maliyeti yüksek ve yükümlü açısından da külfetli bir işlem olup hiç kuşkusuz bunu yapacak olan görevlilerin de belirli düzeyde özelliklere; örneğin mesleki eğitim konularında başarılı olmak yanında, mesleki ve hukuki bilgilere ve tecrübeler ile ekonomik vizyona sahip olmaları gerekmektedir.

Elbette tüm vergi beyanlarının aynı yılda incelenmesi olanaksızdır. Dolayısıyla, beyan edilen kazanç veya zararların ve bunlara ekli hesapların doğruluğunun saptanması hususunda değişik güvenlik önlemleri uygulanmaktadır. Bunlardan ilk akla gelen, yükümlüler arası karşılıklı denetim yönteminin kullanılmasıdır. Buna vergi terminolojisinde “çapraz inceleme” denir. Bu önlemin çalışması için, mal ve hizmet alım ve satımlarında taraflardan biri için gelir sayılan unsurun, diğeri için bir gider unsuru olması gerçeğidir. Bu nedenle, gelirini düşük beyan etmek amacında olan satıcının, bir işlemi belgesiz yapması halinde elde ettiği bedeli kendi gelirine dâhil etmeyeceği gerçeği nedeniyle, mal veya hizmeti alanın maliyetini veya giderini artırmayacağı için alıcının fatura veya benzeri belge verilmesi konusunda direnmesi gerekir. Çünkü, her mal veya hizmet satışı ve alışı taraflardan birinin gelirini, diğerinin ise giderini oluşturur.

Sonuçta belgesiz işlem, malı veya hizmeti alanın maliyetini veya giderlerini azaltmayacağı nedeniyle dönem sonu kazancı yüksek çıkacağından ilgili vergi yükümlüsü yersiz ve gerekenden daha fazla vergi ödemiş olacak ve KDV indiriminden de yararlanamayacağı için, daha fazla KDV ödemiş olacaktır.

Ayrıca, bu kayıtdışı işlemler, işletmeler arası iktisadi rekabet dengesinin de bozulmasına neden olacağı gibi, KDV’nin de eksik tahakkuk etmesine yol açacaktır. Bu yöntemin olumsuz tarafı ise mal ve hizmeti alanın gelir vergisi yükümlüsü olmaması veya götürü vergi kapsamında olması durumunda, bu önlemin gerektiği gibi randıman vermeyebileceğidir. Bunun önlemi ise Vergi Dairesi tarafından sürekli vergi denetlemeleri yapmak ve fatura, makbuz, fiş veya benzeri belge vermeyenlere ilaveten, bu belgeleri almayanlara da vergi cezası ile mümkündür.

Yukarda belirtmeye çalıştığım yöntemin uygulanması, özellikle az kalkınmış veya kalkınma uğraşı içinde olan ülkelerde gelir vergisinin tabana yaygınlaşmasına yeterince yardımcı olmaz ve kayıtdışılığı teşvik eder. Bu yöntemin başarı olanağı ancak, bahse konu ülkelerin tüketicilere vergi iadesi yapılmakla mümkün olabilir ki bu uygulamadan da 2007 yılında vazgeçilmiştir. Yukarda belirtmiş olduğum “çapraz denetim” yöntemi dışında “vergi güvenlik önlemleri” olarak tanımladığım diğer önlemler genellikle aşağıdaki dört türden oluşur:

  1. Ortalama Kar Haddi Yöntemi:

Vergi yasalarımız, Vergi Dairesi’ne “takdir” esası hakkı tanımaktadır. Bu takdir esasına varışta, özellikle devletin belli başlı emtialara uyguladığı veya piyasanın belirlediği ortalama kâr oranları esas alınabilir. Kontrole tabi emtia kapsamı dışında kalan emtialar için ortalama kâr oranlarını saptamak, liberal ekonomilerdeki serbest fiyat belirleme uygulamaları dolayısıyla çeşitli ihtilaflar yarattığı ve gerçek usulden uzaklaşıldığı için, bu yöntemin uygulanmasında çok somut delillerin elde edilmesi gerekir. Nitekim, değiştirilmiş şekliyle Vergi Usul Yasası’nın “Vergi Yasalarının Uygulanması ve İspatı” yan başlıklı 4(2) maddesi “ispat” kelimesinin tanımını yapmakta olup, sübjektifliğe yer bırakmamaktadır. Bu yöntemin başarı şansı o ülkenin KDV uygulamasına uyumu ve halkın genel vergi kültürü ile paralellik arz etmektedir. Ancak, KKTC’de uygulanan çok değişik miktarlardaki KDV oranları ile istisna ve muafiyetler bu uygulamaya maalesef pek katkı sağlamamaktadır.

  1. Gider Esası Yöntemi:

Gider esası yöntemi her ne kadar da vergi yasalarında ismen olarak belirtilmiyorsa da bu esasın uygulanması “yoktan yonga çıkmaz” atasözündeki gerçeğe dayalı olarak, kişi veya işletmelerin belli başlı harcamaları hesaplamak suretiyle Vergi Dairesi tarafından bu konuda bazı incelemelerin yapılmasına neden oluşturabilmektedir.

Bu yöntemde göz önünde bulundurulması gereken faktörlerin başında kişi veya işletmelerin kişisel giderleri ve lüks veya gereksiz harcamaları ile beyan ettikleri toplam gelirleri veya kazançları arasındaki paralelliğin karşılaştırılmasıdır. Kaynağı açıklanamayan gelirler, beyan edilen vergiye tabi net kazançtan fazla ise aradaki gelir farkının vergiye tabi tutulması gerekir.

  1. Servet Beyanı Yöntemi:

Servet beyanı esasında yükümlülerin belli bir dönemde net mal varlıklarında meydana gelen artışlar, yıllık Gelir Beyannamelerinde beyan ettikleri gelirlerle tutarlı olmalıdır. Belli bir dönem itibarıyla beyan edilen net malvarlığı ile daha önceki bir dönemde beyan edilen net malvarlığı arasındaki müspet fark, iki dönem arasındaki süre içinde beyan edilen geliri aştığı takdirde, aşan miktar vergilendirilmemiş vergiye tabi gelir olarak kabul edilir.

Bu yöntemin uygulanmasına Gelir Vergisi Yasası’nın ilgili kuralları Vergi Dairesi’ne yetki tanımıştır. İki beyan dönemi arasındaki net artış şeklindeki farkın ancak, ilgili dönemlerdeki kazanç veya gelir ile gerçekleşebileceği açıktır. Bu nedenle, kişilerin malvarlığındaki artışların, beyan edilen gelirlerden kişisel ve ailevi geçim için harcanan giderler, gelire ilişkin ödenen vergiler ve varsa borç taksitleri ile diğer zorunlu ödemeler düşüldükten sonra kalan net miktar tasarruf ile elde edildiği kabul edilmektedir. Bu gelirlerin kısmen veya tamamen yasadışı yollarla elde edilmiş olsa bile vergiye tabi tutulmasına engel oluşturmaz.

Ancak, mal varlığındaki bu artışın gelir vergisine tabi olabilmesi için mal varlığındaki artışın gelir vergisine tabi unsurlardan oluşması koşuldur. Diğer bir anlatımla, miras ve ivazsız kazanç olarak veya vergiden muaf veya stopaj yöntemiyle kesin olarak vergilendirilen gelir unsurları (faiz ve kira gelirleri) ile elde edilen net servet artışları ikinci defa gelir vergisine tabi tutulmaz.

  1. Yükümlülerin Kar veya Zararlarının Açıklanması Yöntemi:

Bu yöntem 1977 yılından beri 27/1977 sayılı Vergi Usul Yasası’nda yer almaktadır. Bu yöntemin amacı, kişi veya işletmeleri Vergi Dairesi’ne verecekleri Yıllık Gelir Beyannamelerinde beyan ettikleri vergiye tabi safi kazançlarının vergi veya zararlarının Resmi Gazete’de kamuya açıklayacağı nedeniyle yükümlüler üzerinde bir tür kamuoyu baskısı yaratmaktır.

Bu tür uygulamaya KKTC ve TC dışında başka bir ülkede rastlamak mümkün değildir. Diğer ülkelerde ise bu konudaki uygulama, sadece halka açık şirket statüsünde olan işletmelerin ve finansal kuruluşların bağımsız denetim tarafından onaylanan mali tablolarının her yılsonu itibariyle günlük yerel gazetelerden en az iki tanesinde ilan edilmesini öngörmektedir.

Bu kapsama sadece “Halka Açık Şirket” statüsündeki şirketler ile banka, sigorta ve diğer finansal kuruluşların dâhil edilmesinin başlıca nedeni ise halka açık şirketlerde halkın hissedar veya yatırımcı olarak menkul sermaye haklarının ve mevduatların bulunmasından kaynaklanmaktadır. KKTC’deki uygulama ise sadece bankacılık ve sigortacılık faaliyetleri ile uğraşan kurumları kapsamakta olup, bu uygulamanın çağdaş uygulamalar düzeyinde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

(DEVAM EDECEK)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.