Güngut
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Göksel SAYDAM

Göksel SAYDAM

28.08.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Vergileme yetkisinin ve etiğinin önemi

Vergileme konusu birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de önemli bir konu olmaya devam etmektedir. Bunun başlıca nedeni hükümetlerin en büyük bütçe gelir kaynağını vergilerin oluşturması ve bunun en etkin şekilde halka mal ve hizmet olarak dönüştürülmesindeki beceridir. Diğer bir anlatımla, vergiler halkın refahının artırılmasında ve ülkenin sosyo-ekonomik durumunun gelişmesinde en büyük araç olduğu gerçeği dikkate alındığında vergilenmenin gerek devleti yönetenler gerekse vergi yükümlüleri ve vatandaşlar bakımından büyük önem taşır.

Bu nedenden dolayıdır ki uluslararası vergi hukuku verginin tarh, tahakkuk ve tahsilinde devletlere etkin kurallar tanımıştır. Ancak, aynı zamanda bu kurallar paralelinde “vergi etiği” olarak tanımlanan çeşitli kurallar da geliştirilmiş olup bu konu sadece vergi yükümlülerini değil aynı zamanda Vergi İdarelerini de bağlamaktadır.

Uluslararası vergi etiği kurallarının oluşmasında en büyük etken çağdaş ülke mahkemelerin çeşitli zamanlarda vergi konuları ile ilgili vermiş olduğu önemli kararlar olmuştur. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bir kararında “Vergilendirme gücünün aynı zamanda bir tahrip gücü olduğu” (1) vurgulamış ve bu tahribatın önlenmesi gereği hususunda uyarılarda bulunmuştur.

Mahkeme bu ifadesiyle vergileme gücünün tahrip gücü olarak değil, ekonominin aktörleri olan işletmeler ile vatandaşların canlı ve gelişmeye açık tutulmasını sağlayacak güç olarak kullanılması gereğini belirtmiştir.

Bunun nedeni devletle vatandaşlar arasındaki en önemli ilişkilerden birinin vatandaşların oluşturduğu devletin ve yetkilendirdiği hükümetlerin vergi tarh ve tahsil etme otoritesi ile vatandaşların bu tahrip gücünden korunmaları için, yani idare ile işletme veya halk arasında hak ve yetki dengesinin kurulmasının da çok önemli olduğu gerçeğinin dikkate alınmasıdır.

Bu dengenin oluşumu sadece ekonomik ilkelerden değil, aynı zamanda çağdaş insan haklarının zorunlu tuttuğu ilkelerden kaynaklanmıştır.

Öte yandan, devleti vatandaşın parasına istediği zaman ve ölçüsüz el koyan bir oluşumdan ayıran en önemli özellik devlete, kamu kurum ve kuruluşlarına verilen vergi ve sair kamu alacağı tarh ve tahsil etme yetkisinin vatandaşlar tarafından verilmiş olması gerçeğidir. Diğer bir anlatımla, vatandaşların ve işletmelerin vergilendirilmesinin halkın iradesiyle seçilmiş olan otorite tarafından yapılmasıdır. Ancak, bu otoritenin vergilendirme gücü sınırsız değildir. Vatandaşlar nasıl ki devlete, kurum ve kuruluşlara vergi ödemekle yükümlü ise, devlet de vatandaşlarına saygılı, adaletli olmak ve haklarını korumak zorundadır. Her ne kadarda bazı haklar vergi yasalarında düzenlenmiş ise de önemli olan vergi etiğinin oluşmasını gerçekleştirmektedir. (Burada belirtmiş olduğum “vergi” kelimesi, Belediyelerin, Sosyal Güvenlik Kurumlarının kamu alacağı niteliğindeki gelirleri de kapsar)

Vergilendirme etiği ile ifade edilmek istenen esasında vergi yükümlüsü ile Vergi İdaresi arasındaki ilişkilerin kurumsal bir yapı içerisinde karşılıklı güven ve adalet temeline dayandırılması gereğidir. Bunun nedeni ise vergi kaçırma (tax evasion) eylemi derecesinin bu kurumsal bağlantının düzeyine, kapsamına ve ciddiyetine bağlıdır.

Vergi İdaresine tanınan “takdir etme yetkisindeki” genişlik veya sınırsızlık vergi yükümlülükleri ile Vergi İdaresinin karşı karşıya gelme sıklığının artmasına ve birçok sosyo-ekonomik olumsuzluklara neden olmaktadır.

Devleti yönetenler, vergi yükümlülerini sadece bütçeye kaynak sağlayan birer makine olarak görmemeli devlet bütçesine daha fazla kaynak sağlamaları için önlerine çıkacak engelleri kaldırmak, iş kapasitesini artırmak ve rekabet edebilirliği güçlendirmek suretiyle gelişmelerine olanaklar yaratmalıdır. Ayrıca, kayıtdışı ekonomi ile mücadeleye de gerekli önem verilmeli, devletin vergi ve sosyal güvenlik kayıplarına ilâveten işletmeler arası haksız rekabet yaratan kayıtdışılıklar ortadan kaldırılmalıdır.

Bunun nedenini asgariye indirgemek için Vergi İdaresi bürokrasisinin sadeleştirilmesine, çalışanlarının mesleki eğitim düzeyi yeterli, kendini sürekli yenileyen, her zaman vatandaşa karşı saygılı davranmayı ilke haline getiren, ülke ekonomisinin gelişmesine inanan ve vatandaşın bilinçsizliğinden yararlanarak menfaat çıkarmamayı ilke haline getirmiş olan kişilerden oluşmasına büyük önem verilmelidir.

Bunların sağlanmasında en önemli mekanizma liyakat ve tarafsızlık esası olmalıdır. Vergi İdaresi bürokrasisi kavramı, genellikle vergi sistemindeki karmaşıklığı, kırtasiyeciliği ve keyfiliği ifade etmektedir. Bu nedenle, vergi yasaları ve buna ilişkin vergi sisteminin oluşturulmasında yasaların çağdaş normlarda, formaliteleri en aza indiren, pratik vergilendirme ve tahsilat yöntemlerine büyük önem verilmelidir. Bu amaçla iletişim ve elektronik araçların azami düzeyde kullanılmasına gerekli önem verilmek suretiyle halkımızın “hem vergi ver, hem de eziyet çek” algısı artık giderilmelidir. Bu nedenle dolaysız vergilerin 1982 ve öncesi dolaylı vergilerin ise 1995 yıllarındaki durumlara göre düzenlenmiş olan KKTC vergi hukuku ve sistemi ile kadro yapısı güncelleştirilerek uluslararası vergi hukuku düzeyine getirilmelidir.

Unutulmamalıdır ki “kamu etiği” devletin idari alanında doğru ve ciddi davranış standartları ile çok yakından ilgilidir. Kamu etiği kamu görevlilerinin günlük çalışmaları sırasında kullandıkları kamu gücüne dayalı işlemlerden oluşmakta olup verimli bir kamu idaresinin oluşturulması ve vatandaşlara gerekli hizmetlerin sunulması için kamusal etiğe gerekli önem verilmelidir.

Kamusal etiğe gerekli önemin verilebilmesi için hükümet edenlerin halkın nazarındaki güven seviyelerini artırması gerekir. Bu yapılmazsa, vatandaşlar devlet kurumlarına duydukları güven derecesi oranında vergi verme konusunda içsel bir motivasyon sergileme durumunda bırakılmış olacaklardır.

Diğer bir anlatımla, vatandaşın devleti yönetenlere olan güven duygusunun azalması veya kaybedilmesi durumunda daha az veya hiç vergi ödenmeyeceği için, devlet otoritesini elinde tutanlar vergi gelirlerini artırmak amacıyla daha baskıcı ve yüksek vergi oranları uygulamalarına başlayacaklardır. Böyle bir durum karşısında vergi yükümlüleri de her olanağı kullanarak vergi kaçırma yöntemlerini arama yollarına başvuracaklardır ki bu durumu kabul etmek mümkün değildir. Bu durum ancak KKTC’nin sonunu getirir.

Özetle, her konuda olduğu gibi taraflar arasında “güven ortamı” oluşmasının çok büyük önemi vardır. Bu ortamın oluşması ise “kamu etiği” ile “vergi etiği” arasındaki ilişkilere bağlı olup, doğanın gereği hiçbir kişi güvenmediği veya karşılığını almayacağı hiçbir şey için ödeme yapmasını beklemek hayaldir.

  • “PowerToDestroy”- ThepoliticalUses of the IRS from Kennedy toNixon (Ivan R. Dee/Chicago 2002)
Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.