HUNKAR SAG GIYDIRME
Harid FEDAİ

Harid FEDAİ

24.10.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

 Donanma Mecmû’asından –

Seyf

12 Kânûn-ı Sânî (Ocak) 1914

Pazartesi; Sayı: 90

 

Havâdis-i Mahalliyye

(İç Haberler)

 

Edebiyat

 

 Donanma Mecmû’asından –

 

Açmayalım… Kaçmayalım

   Girid’in çok yaşamış yırtıcı bir kartalına sorunuz, kaç kişinin beynini bel’ etmişdir (yutmuştur); nice bî-çâre çocuklar, nice bî-çâre ana parça parça kuşa kurda yem olup gitmişdir? Girid’in deri (kapısı) büyükdür, onu hiç açmayalım, fakat Allah içün olsun, bu sefer kaçmayalım.

                             --

Bu sefer kaçmayalım çıksa da dünya karşı

Kalmasın jeng-i atâletle kılıçlar kında

Üç yüz altmış sene vardır ki hezîmet marşı

Çalınır ugk-ı siyâsîmizin etrâfında

Bu sefer kaçmayalım, kaçmayalım, kaçmayalım

Rûh-ı ecdâdımıza dâğ-ı hicâb açmayalım

                             --

Girid’in bağlıdır âsâyişi bahriyemizin

Barbaros, Köprülü, Osmânlı drednotlarına

Çünki ancak kuduran bir ada’nın, bir denizin

Durulur karşı bu ahenler ile serserîne

Veriniz, cân-çekişirken paradan kaçmayalım

Veriniz, ellere, düşmanlara el açmayalım

                            --

Bizi on üç sene evvelki zaferden mağlûb

çkaran kukuvve-i bahriyemizin za’afı idi.

Elli bin kabr-i şehîdin üzerinden uzanup

dehrin almışdı yaman elleri bizden Girid’i

 

Alamazsak yine üç beş gemi… Âh açmayalım

Verelim varımızı aç kalalım kaçmayalım.

 

Parasız kalmadı bir sahası vîrân vatanın

Batdı tırnakları kahr-ı feleğin her yanına

Nice bî-çare Hüseynin, nice bî-çâre öksüz Hasanın

Kerbelâ okları, hyançerleri girdi kanına

 

Biz o tırnakları artık sökelim kaçmayalım

Yetişir çektiğimiz bir yeni derd açmayalım

                           --

Veriniz, her deniz üstünde birer râyet-i nûr

Açalım bâd-ı sabâlarla terennün ederek

Gezsün âfâkı bütün keşti-i millet mağrûr

Bahr-ı ummân sa’adetle köpürdükçe felek

 

Veriniz, işte bu feyze varalım kaçmayalım

Veriniz, ellere düşmanlara el açmayalım.

 

Hüseyin Su’âd

 

* 1325 (1909) de söylenmiştir.

                          --

 

Vatandaşlar!

 

Donanmayı Unutmayalım!

   Hükûmet Osmâniyye’nin Brezilya Hükûmeti nâmına inşâ edilen drednotu satın almasından kuşkulanan Kıbrıs matbû’âtı’ yûnâniyyesi (Kıbrıs R^m basını), Baş-Despot Girillos’u vazife başına dâvet ediyor ve Kıbrıs Rûmları üzerine senevî (yıllık) bir donanma vergisi tevzî’ etmelerini (koymalarını / uygulamalarını) tavsiye ediyorlar.

   Foni’nin tahminine göre insan başına senede iki şilin kadar bir meblâğ tevzi’ olunursa, on bir lira kadar bir para terâkûm edecek (birikecek) ve hiç kimseye bâr (yük) olmayacaktır. Çünki her köyde teşekkül edecek (oluşturulacak) olan donanma cem’iyyetleri üç ayda bir def’a iâne vergisi (yardım parası) taahhüd eden (üstlenen) kimseye müracaat edecek ve yalnız yarım şilin tahsil ederek (toplayarak) iki şilini dört takside alacaktır.

   Ma’a’t-teşekkür (teşekkür ederek) görüyoruz ki Lefkoşa’daki Türkler arasında böyle üç ayda yarım şilin değil, ayda yarım ve bir şilin iâne (yardım) vermeği taahhüd edenlerimiz (üstlenenlerimiz) vardır.

   Ma’a-mâ-fîh (bununla birlikte) unutulmamalıdır ki biz Türkler, bir şey’e evvelâ teşebbüs eder ve sonunda hiç de muntazamen o vadide yürümeyiz.

   Ümid ederiz ki bu def’a mevkiimizin pek vahîm (kritik) olduğunu ablar ve muntazamen (düzenli olarak) te’diyâtımızda (ödemelerimizde) devam ederiz de, Osmanlılığa olan merbûtiyyet-i milliyemizi (milli bağlılığımızı) eserimizle isbat etmiş oluruz.

   Cezîre’de (Ada’da) Rûm mektep (okul) mu’allimleriyle (öğretmenleriyle) kilise papazlarının i’âne (yardım) cem’inde (toplanmasında) gördükleri vazifeyi bir kere nazar-ı dikkate alırsak; bizim mu’allim (öğretmen) ve imamlarımıza re’îs-i rûhânîlerimiz (dînî başkanlarımız) tarafından tevdî’ edilecek (verilecek) bu gibi hayırlı ve vatanperverâne (vatan sevgisi dolu) işi ma’al-memnûniyye (memnuniyetle) kabul edeceklerini; ve bulundukları köylerde ayda bir def’a ehaliyi câmi’e dâvetle oradaki beher (her) kişiden ta’ahhüdâtını (yükümlülüğünü) tahsîl ederek (toplayarak) Donanma Cem’iyyeti Riyâseti’ne (Başkanlığı’na) göndereceklerini kaviyyen (içtenlikle) ümid ederiz.

   Fakat sûret-i tevzî ve tahsîl (dağıtma ve toplama) hakkında mu’allimlere (öğretmenlere) ba’zı gûnâ (bazı türden) nasihatda (öğütte) bulunmak için, Donanma Cem’iyyeti’nin Kıbrıs’daki şu’be riyâseti (başkanlığı) tarafından Cezîre (Ada) bir def’a ya bi’z-zât (kendisi tarafından) devredilmeli (dolaşılmalı), veyahud muallimlerin (öğretmenlerin) anlayacakları bir lisan ile kendilerine matbû (basılı) ta’lîmâtlar (emirler / buyruklar) gönderilmelidir.

   Bir de gerek Lefkoşa ve sâir kasabalarda ve gerek köylerde teşekkül edecek (oluşturulacak) olan bu gibi i’âne (yardım) komisyonlarının be-heme-hâl (gecikmeksizin) her şu’besinde bir de hey’et-i teftişiyye (Denetleme Kurulu) intihâb olunmalı (seçilmeli) ve her üç ayda bir defa olmak üzre; ve yâhûd münâsib (uygun) gördüğü bir zamanda Komisyon’un mu’âmelâtını (işlemlerini) tedkik etmelidir (incelemelidir). Çünki nazar-ı teftiş (denetim) altında bulunmayan hiçbir iş mihver-i lâykında (beklenen düzende) asla cereyan edemez (yürütülemez).

   Ayni zamanda karye (köy) ve kasaba mekteb (okul) mu’allimleri (öğretmenleri) mektebler,ndeki (okullarındaki) mevcud talebeden (öğrencilerden) haftada yalnız on para tahsil eder (toplar) ve ayda bir def’a çocukların ismiyle beraber bir listenin de Donanma Re’îsi’ne gönderilmesine ihtimâm edilirse (özen gösterilirse), diğer taahhüdât-ı mâhiyyeden (aylık yükümlülükten) gayrı (başka) bir vâridât (gelir) te’mîn edilmiş (sağlanmış) olur.

   Bunları daha açıkça düşünmek için bir ictimâ-ı umûmî (genel kurul / akdı (yapılması) fâideden hâlî değildir (yararlıdır) zannederiz.

   Her halde Kıbrıs Müslümanları iyice anlamalıdırlar ki Cezîre’deki (Ada’daki) bekâ ve sa’âdetimiz (kalış / yaşayış ve mutluluğumuz), Adalar’ın Türkiye’ye iâdesiyle ve bunların iâdesi ise Yûnân donanmasına iki-üç misli fâ’ik (üstün) bir donanma tedarikiyle (sağlanmasıyle) kâbil (mümkün) olacaktır. Bunun için haydi vatandaşlar, durmayalım, çalışalım, çünkü vaktimiz pek dardır.

                                                            --

Seyf Gazetesi Müdîriyyetine

 

Efendim!

    Mu’teber (saygın) gazetenizin 88 numrolu nüshasında (sayısında) “İnsan Ölür Nâmı Ölmez” ser-levhalı (başlıklı) müessir (etkili) makalenizi kemâl-i teessürle (büyük üzüntüyle) okudum. Bütün efrâd-ı milletin (millet bireylerinin) el-birliği ile vazîfe-i milliyelerini îfâ edecekler (yerine getirecekler) zannediyor ve her hafta gelen gazete sütunlarını gözden geçirerek beyhude yere iâne listesini arıyordum. Fakat zannımda ne kadar yanılmışım!

   Eğer bir milletde gayret-i diniye, milliye bulunmazsa o millet inkırâza (çökmeye) mahkûm ve binâ-en-aleyh âlem-i siyâsetde yaşamaktan nasîbi (payı / hakkı) yoktur.

   Eğer biz vatanın ilel-ebed (sonsuza değin) yaşamasını ârzû ediyor isek, esbâbına tevessül etmemiz (gereğini yapmamız) lâzımdır. Bugün bir İâne (Yardım) Komisyonu’muz bile teşekkül etmedi (oluşturulmadı)!

   Nerede Cezîre’yi (Ada’yı) devredip (dolaşıp) herkesi iâneye (yardıma) teşvik edecek hubbü’l-vatanlarımız (vatanı sevenlerimiz)? Yaşamak isteyen milletler böyle mi hareket eder? Yanı-başımızdaki komşuların haline bir im’ân-ı nazar (dikkat) ile bakar isek bizim ne derece hissiz bir millet olduğumuz tezâhür eder (ortaya çıkar).

   Her gün ictimâ’lar (toplantılar), bir türlü kararlar. Sonra o yorulmak bilmez, icrâ-yı faaliyetini (etkinliklerini) gördükçe insanın çıldıracağı geliyor! Ne kadar şâyân-gıbta (takdir olunacak) bir hal! Yoksa bu kadar felâketlerden müteessir olmadık mı?

   Bed-baht Rûm-Eli’mizin nasıl elden gittiğini, melekler kadar bî-günâh (günahsız) yüz binlerce ma’sûmların süngüler altında nasıl kıvrandığını; o güzelim cennet – âsâ adalardan nasıl tard edildiğimizi (atıldığımızı) göz önüne getirmek kifâyet eder (yeter).

   Son muhârebe (savaş) kaça mal olduğunu ve bu felâketlerin donanmasızlıktan ileri geldiğini unutmayalım! Ve yine emin olalım ki Rûm-Eli’de dökülen şehitlerin intikamını yine donanmamız alacaktır.

   Rakîblerimize gâlib (üstün) bir donanma vücuda getirilmesi (oluşturulması) için mâlen, bedenen fedâkârlıkda bulunmak her Müslümana bir farz-ı ‘ayndır (Allah buyruğudur). Bu farz diğer farzlardan daha mühimdir. Zîrâ bugün Beytu’l-lah (Kâbe), kabr-i Nebî (Peygamberin kabri) bile tehlikede! Allah aşkına olsun, yetişir bu gaflet! Sağ iken ölmüş gibi durmak zamanı değildir. Mes’eleye ciddî sûretde ehemmiyet verelim.

   Düşmanlarımız bizim hissizliğimize bakarak, “Elinizden Pây-i Tahtınızı (Baş-Kentinizi, İstanbul’u) alacağız” demekten sıkılmıyorlar.

   “Hubbu’l vatan mine’l-îmân (Vatana muhabbet imandandır). Bizim en zenginimizin vatana ne derece muhabbet ve ne hisle mütehassis olduklarını (duygulandıklarını) gördük!

   İşte i’âne (yardım) listesi bir mîzân-ı hakikidir (gerçek terazidir). Tekrar bu ashâb-ı servete (zenginlere) müracaat edelim. Nâmlarıyle mütenâsib (uyumlu) ibrâz-ı hamiyet (vatan sevgisi) etmezlerse; eski kudemâ-perestliği (büyüklere sevgiyi-saygıyı) bırakarak bu meziyetsiz (özelliksiz) adamlara hürmet etmeyelim.* Her gün içtiğimiz bir tütünün sene-başı dört lira ettiğini, kahve ve sâire için günde sarf ettiğimiz mesârifâtı (harcamaları) düşünerek, bir de milletimize, bâ-husûs (özellikle) böyle bir zamanda verdiğimiz iâneyi (yardımı) göz önüne getirelim de biraz utanalım.

   Zirâ kuru vatan-perverlik iddiası pek vâhiydir (kutsaldır). İşte meydân-ı hamâset (yiğitlik meydanı)! Ecdâdımızın evlâtları olduğumuzu fi’ilen isbat edelim.

   Bendeniz bir fikir tavsiye edeceğim (önereceğim): Lefkoşa’da Umûmî Bir İ’âne Komisyonu teşekkül etmeli; mezkûr (adı edilen) Komisyon senede bir def’a olsun Cezîre’yi (Ada’yı) devrederek (dolaşarak) lâzım gelen irşâdâtı (bilgilendirmeyi) vermeli; her köy ve kasabada birer i’âne (yardım) komisyonu teşekkül edip (oluşturulup) oranın mu’allimi (öğretmeni) veyâ muhtarı ifâ-yı vazîfe eylemeli (görev yapmalı). Her köy ve kasabanın cum’a câmi’lerinde, bâ-husûs (özellikle) Aya Sofiya (Selimiye) câmi-i şerîfinin (kutsal camiinin) iç kapılarına birer iâne (yardım) – sandığı koymalı ve üzerlerine celî (okunaklı) bir yazıyle “Donanma İ’âne Sandığı” diye yazmalıdır. Yetişir bu gaflet; ciddi teşebbüs (girişim) lâzımdır.

   Uyanalım, uyanalım! Zira kervan çoktan gelip geçmiştir.

  • Bizde bir ahlâk var; bir adam vatan hâ’ini de olsa yine hürmet ibrâz etmekden geri kalmayız.

 

Akaça Peristeronası

Mu’allimi

Mehmed Râcî

                                                                   --

İ’lânât

(İlânlar)

   - Fi 9 Kânûn-ı Evvel (Aralık) sene 1913 tarihinden i’tibâren zevcim (eşim) Kasabalı Hüseyin Kasab Osman’ın bütün ahz ü i’tâsı (alış-verişi) kendi nâmına olduğunu ve hâricden (dışarıdan) – kendi imzam tahdinde (altında) olmayarak – alacağı eşyadan kat’iyyen mes’ûl olmayacağımı ‘âmmenin (kamunun) ma’lûmu olmak üzre i’lân eylerim.

 

Baf Kasabası’nda

Havvâ Mustafa Çavuş

                                                                 --

   - Lefkoşalı tüccar Yorgo Rnglidi Efendi, bir müddet evvel i’lân-ı iflâs etmiş ise de; mu’ahharen (sonradan) i’âde-i i’tibâr edip fi 20 Kânûn-ı Evvel (Aralık) 1913 târîhinde mağazasını güşâd etmişdir (açmıştır.)

   Mûmâ-ileyhe (adı edilene) medyûn (borçlu) olanlar deynlerini (borçlarını) târîh-i mezkûrdan (değinilen tarihden) bir aya kadar te’diye etmelidirler (ödemelidirler) Aksi hâlde da’vâ edilecekleri i’lân olunur.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.