HUNKAR SAG GIYDIRME
Harid FEDAİ

Harid FEDAİ

07.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Havâdis-i Mahalliyye

Seyf

19 Kânûn-Sânî (Ocak) 1914

Pazartesi; Sayı: 91

 

Havâdis-i Mahalliyye

(İç Haberler)

 

Türk Abonâtının (abonelerinin) Nazar-ı Dikkatine

Kıbrıs Haftalık Tayıms Gazetesinin Hezeyânları!

(Geçen haftadan devam)

- Seyf: Bu gazetecinin maksadını anlamakda hiçbir zorluk çekmedik.

Geçenlerde Kıbrıs tüccarlarına bir konferans vererek Kıbrıs’ın te’âlâsine (yükselmesine) çalışmak içün tüccarlardan mürekkeb (oluşmuş) bir “Ticâret Odası”nın teşkîlini tavsiye etdi. Ve gazetesiyle Kıbrıs’a çok hizmet edeceğini, Avrupa’da Ticaret Odaları’yle teşrîk-i mesâ-î edeceğini va’ad etmişdir.

Kıbrıs’da Rûmlar ekseriyeti teşkîl etdiklerini elbetde istatistiklerden de anlayabilen bu muharrir (yazar), kendi fikirlerine göre makale yazmağı ve bu süretle hem gazetesini satmağı ve hem de daha ba’zı dolaplar çevirmeyi düşündü ve Kıbrıs’ı Yûnânistân’a hediye etmesini İngiltere’den isteyecek kadar küstahlık gösterdi.

Buna Türkler’in verecekleri cevap şudur: “Hiss-i millîmizi cerîhedâr eden (yaralayan) böyle paçavralara ihtiyacımız yoktur. Bunun içün gazetelerinizi iâde etmekle kendimiz de vatanımıza büyük bir hizmet etmiş gibi tatlı bir his duyuyoruz.

--

Gazetemizi makineye verdiğimiz sırada gençlerimizin kâffesi (tümü) bu paçavrayı i’âde etdiklerini kemâl-i meserretle (büyük bir sevinçle) haber aldık.

* İşbu makale, geçen haftadan tertîb edilmiş ise de, kesret-i münderecâtımıza (yazılarımızın çokluğuna) nazaren bu haftaya te’hîr edilmiştir.

 

Zırâ’at (Tarım) Müfettişleri

Taşrada (ülke dışında) tahsil edip avdet eden üç Rûm gençleri Hükûmete mürâcaatla Zırâ’at (Tarım) Dairesinde münhal (boş) bulunan üç müfettişliğe istid’â etmişlerse de (dilekçe vermişlerse de), Hükûmet bunların her üçüne de cevâb-ı red (olumsuz yanıt) vermiştir.

“Foni”, bu harekete hayret ediyor. Ümid ederiz; Hükûmet işbu müfettişliklere zırâ’at (tarım) hakkında hakkıyle ders görmüş ve elinde diploması bulunan mutahassıslardan (uzmanlardan) ta’yîn edecek (atayacak); ve böyle bir yaz mevsimini Avrupa’da geçirmekle insan zırâ’at (tarım) mutahassısı (uzmanı) olamaz. Çünkü bu Rûm müsted’iler (adaylar) hatırımızda kaldığına göre, geçen sene zırâ’at (tarım) hakkında tetebu’âtda (araştırmalarda) bulunmak üzre Avrupa’ya gitmişlerdi.

Hükûmetin bunları reddetmesindeki isâbeti alkışlarız.

 

Karışık Sütler, Ekmekler

Mâh-ı hâl-i efrencînin (içinde bulunduğumuz ay’ın) sekizinci Perşembe günü akşamı Lefke Kârî (Köy) Mahkeme-i Nizâmiyye’si (Cezâ ve Hıkûk Mahkemesi) Mümeyyizi (Hâkimi) İzzetlû Mustafa Râ’if Efendi’nin kerîmeleri (kızları) ve Baf Kazası da’vâ-vekillerinden (avukatlarından) İzzetlû Mehmed Hulûsî Efendi birâderimizin (kardeşimizin) halîle-i muhteremeleri (saygın eşleri) Şifâ Hanım, hayli zamandan beri mübtelâ olduğu (tutulduğu) derd-i devâ-yı nâ-pezîrden (amansız hastalıktan) rehâ-yâb olamayarak (kurtulamayarak) “erci’i…” emr-i celîline “lebbeyk-zen” icâbet olmuştur.

Merhûme, gunûde-i hâk-i gufrân oldukça Cenâb-ı Hakk, mâtem-zede zevciyle bi’l-cümle akrâbasına sabr-ı cemîl ü ecr-i cezîl ihsân buyursun, âmîn!

--

Hürriyyet ve Terakkî Kulübü’nde

Bir İhtifâl-i ‘Azîm

(Büyük Merâsim)

 

Şanlı Bir Gece

Memleketimizde milliyet ve vatan hislerinin tezâhürâtına (gösterilmesine) ma’kes (makam) olan Hürriyyet ve Terrakî Kulübü, yine şehrimiz ehali-i İslâmiyyesine müşa’şa (görkemli), heyecanlı bir gece yaşattı. Türkler’in, Osmanlılık hislerinin böyle şanlı, şa’şa’alı tecelliyâtına (gösterilerine) daima vasıta olan Kulübün, Osmanlı ana-vatanının donanma i’ânesi (yardımı) içün göstermekde olduğu gayretlere bu ada’da pey-rev (öncü) olmaması kâbil değildi.

“Birinci Sultan Osman” drednotunun, Halife’nin deniz kuvvetine iltihâk ettiğine (katıldığına) dâir vârid olan (yayılan) beşâret-engiz (müjdeli) haberler üzerine şehrin hamiyetli (yurd-sever) Türkleri’nde hasıl olan galeyan-ı vatan-perverîden istifade ederek Kulübün hidemât-ı mümâsilesine (benzer hizmetlerine) bir parlak hizmet daha ilâve edeceği herkesce bekleniyordu. Fakat bu kadar az bir zamanda böyle şa’şa’alı neticeye destres (ulaşmış) olacağı ümid olunmuyordu. Vakit o kadar dardı ki geçen haftaki gazetemizde Kulübün iâne-i milliye (milli yardım) içün cum’a-ertesi günü-akşamı fevka’l-âde bir müsâmere (eğlence gecesi) tertib edeceğini i’lâna (duyurmaya) muktedir (erkli) olamamıştık.

Kulüp bu ihtimali iki gün zarfında düşünmüş; ale’l-acele mevki-i icrâya koyarak (hayata geçirerek) azimkârlığını, hamiyet-i vatan-perverlik vadilerinde en fa’âl (etkin) bir hey’et-i hayrına bir şeyler yapılabilecekse ancak mütenevvir (aydın) gençler tarafından yapılacağını bir kere daha parlak bir delil ile isbat etmiş oldu.

17 Kânûn-ı Sânî (Ocak) tarihine müsâdif olan (rastlayan) cumartesi günü akşamı Kulüpde “Donanmamız Menfa’atine” bir fevka’l-âde müsâmere (eğlence gecesi) yapılacağını; ancak Çarşamba günü akşamı ihrâc edilen (çıkarılan) duhuliye (giriş) biletlerinden anlamıştık.

Kulübün vatan-perverane teşebbüsâtına (girişimlerine) daima müzâheret eden (destekleyen) sınıf, ma’lûm biletleri öyle bir tehâlükle (istekle) aldılar ki müsâmere akşamına kadar heman hiç duhuliye (giriş) bileti kalmamıştı.

Kulübün konferans salonu istî’âba (içermeye) kâfî olsaydı, huzzârın (hazır bulunanların) iki-üç misli bir izdihâm (yığılma) hâsıl olacağı anlaşılıyordu. Salonda pek sıkı bir sûrette yerleştirilmiş olan sandalyeler umûmen (hepten) işgâl edilmiş ve izdihâmdan (yoğunluktan) giriş-çıkış âdetâ müstahîl (imkânsız olmuştu.

Şâyân-ı hayretdir ki huzzârı (kalabalığı) teşkil edenler her zamanki sîmâlar idi. Ekâbir ü ulyâ-yı umûr hazarâtı (ünlüler ve mevki sahipleri) ale’l-usûl (her zamanki gibi) bu ğaleyanlı (coşkulu) tezâhürât-ı milliyyeye (millî gösterilere) ‘adem-i iştirâkle (gelmemekle) lâzıme-i siyâsete (siyasetin gereğine) ri’âyet etmiş (uymuş) oldular.

Müsâmereye Kulûb Kâtib-i Fahrîsi (Gönüllü Yazmanı)nın heyecân-engîz (heyecanlı) nutkuyle (konuşmasıyle) ibtidâr olundu (başlandı). Nutukta, geçen Kurban Bayramı’nda Kulübün güşâd ettiği (açtığı) serginin hâsılât-ı sâfiyesi (net geliri) İ’âne-i Milliyye Cem’iyyeti’nin İstanbul merkezince kabz edildiğini (alındığını) mübîn (bildiren) 147 liralık makbûz-ı  resmi, huzzâra (oradakilere) irâ’e edilmiş (bildirilmiş); ve üç ay evvelki hamiyetlerinin (özverilerinin) berât-ı tasdîki (tasdik belgesi) olan varaka-ı mezkûreyi (adı geçen belgeyi) müşâhede etmekle (görmekle) müftehir olan (sevinç duyan) sâmi’în (dinleyenler) tarafından hararetle alkışlanmıştır.

Huzzâr (hazır olanlar) öyle bir şevk ve galeyanla ihsâs ediyordu ki, o gece birkaç saat içinde, mahdûd (sınırlı) bir cemâ’atın üç ay evvel bütün memleketin verdiği i’âne (yardım parası) ile rekâbet etmeğe kalkışacakları anlaşılıyordu.

Salâhi, Fâzıl ve Nevzâd Efendiler tarafından kırâ’at olunan (okunan) mü’essir (etkili) vatanî (milli) manzûmelerin (şiirlerin) istimâ’ıyle (dinlenmesiyle) hissiyyât-ı hamiyeti (yurt sevgisi) çûşa gelen (coşan) huzzâr (hazır bulunanlar) artık “Büyük Türk Donanması” gâye-i emelinin nuşîn-i tahalliyle (etkisiyle) hep keselerini boşaltmağa hazırlanıyorlardı.

Huzzârın (hazır bulunanların) hissiyâtında (duygu/düşüncelerinde) hâsıl olan galeyân (coşku) bu derece-i nihâyeye (son dereceye) geldiği bir sırada idi ki; sâhib-i imtiyâzımız (gazetemizin sahibi) tarafından sûret-i mahsûsada (özel olarak) tertıb ve i’âne-i milliyyeye tahsîs edilerek Kulûbe tevdî edilmiş (bırakılmış) olan “Enver – Niyâzî” levha-i ğurrâsı (parlak resmi) mevki’-i müzâyedeye (açık artırmaya) çıkarıldı. Artık hamiyet ve vatan-perverlik (milliyet ve vatan sevgisi) imtihanı (sınavı) açılmıştı. Alâhî! O ne mü’essir (etkili) bir manzara-yı hurûşân (coşkulu görüntü) idi!

Herkes veriyor, veriyor, veriyordu. Çocuklar veriyor, büyükler veriyor, herkes kemâl-i şevk ile (büyük bir istekle) yek-di-gere (birbiriyle) rekâbet ediyordu.

Tepsiler “Büyük Türk Donanması” uğruna altın, gümüş paralarla doluyor, herkes kesesini büyük bir meserretle (sevinçle) boşaltıyor; ceplerden saatlerini çıkarıp tepsiye bırakıyordu.

Bilâ-istisna (ayırımsız) her ferd (birey) mazhar-ı takdîr olmakla beraber bi’l-hassa (özellikle) içlerinden fevka’l-âde fedâkârlık gösterenler vardı ki bunlar alkış tûfânlarına gark ediliyorlardı.

Bu meyânda (arada) Sâhib-i İmtiyâzımız (Gazetemizin Sahibi) Mehmed Münîr Bey, Gazzâz-zâde Hacı Mustafa Lutfî Bey, Doktor Behiç Bey, İ’dâdî (Lise) mu’allimi (öğretmeni) Nu’mân Efendi, Sarrâc Hüseyin Vechi Efendi, Tüccâr Mehmed Enîs Efendi, Asma-Altı’nda kahveci Ahmed Ağa, Aynalı Ali Ağa, Hüseyin Hâmî Bey, Fâzıl Efendi, Peristeronalı Ali Fehmî Efendi, Yorgancı Mustafa Şevki Efendi, Hacı Hamîd Bey nâmına (adına) Attar-zâde Hakkı Efendi tarafından birer lira; Portada Süleyman Efendi, Râhim Bey, Zırâ’at (Tarım) Müfettişi Muhyiddîn Bey, Bakkal Nûh Çavuş, Bakkal Rif’at Efendi, Mes’ûd-zâde Dervîş Efendi, Ahmed Münîr Bey, Ken’ân Efendi-zâde Hasan Bedevî Efendi, İbrahim Yahyâ Efendi, Kulûb Kâtibi Ahmed Râ’ik Efendi, Zabtiye Mustafa Şevki Efendi, Kulûb i’ane tahsîldârı (yardım toplayıcısı) Mustafa Na’îm Efendi, Da’vâ-Vekîli (Avukat) Hıfzı Bey, Hallûma-zâde Kunturacı Hasan Efendi, Bakkal Şevkî Efendi, çırağı Vemâl Efendi, Kasab Sokko-zâde Mehmed Efendi, Ömeroğlu Ali Bey ve sâ’ir birçok def’alar küllî (yekûn) meblâğ vererek temeyyüz ettikleri (belirlendikleri) gibi; müzâyede (açık artırma) hıtâmında (sonunda) Terzi Mustafa Fâ’ik Efendi ve Müftî Efendi nâmına birâder-zâdesi Münîr Bey ikişer lira vermişlerdir.

Bir-iki sâat devam eden bu hamiyet müsâbakasından (yurt-severlik yarışından) sonra Levhanın müzâyede-i kat’iyyesine başlanmış ve Levka 9 liraya yine Sâhib-i İmtiyâzımız (Gazetemizin Sahibi) Mehmed Münîr Bey tarafından iştirâ edildikten (satın alındıktan) sonra Kulübün hıdemât-ı vatan-perverânesine bir hâtıra olmak üzre Hürriyyet ve Terakki Kulûbü nâmına ihdâ ve teberru edilmiştir (Bağışlanmıştır.)

 

Hâsılat Ne Kadar Oldu?

“Enver – Niyazi Levhası’ müzâyedesinden (açık – artırmasından) 80 lirayı mütecâviz (aşkın) bir meblâğ hâsıl olduğunu şimdiden tebşîr edebiliriz (müjdeleyebiliriz).

Duhuliye (giriş) biletlerinden hâsıl olan meblâğ ile beraber cem’ân (toplam) 100 liradan fazla bir hâsılât (gelir) te’mîn edildiği (sağlandığı) anlaşılıyor ki huzzârın (hazır olanların) mahdûdiyyeti (sayı azlığı) düşünülürse bu netîceden (sonuçtan) bir hiss-i gurur duymamak kâbil değildir.

Kulûb tarafından hesâbât (hesaplar) kapatılıp netîce-i kat’iyye (kesin sonuç) anlaşıldığı zaman ale’l-usûl (gereğince) musaddık pusulasını (tasdik belgesini) karîben (yakında) neşredeceğiz (yayımlayacağız).

 

Kırâ’at-hâneci Mustafa Efendi

Levhanın hîn-i müzâyedesinde (açık artırmasında) dellâllık vazîfesi der-uhde ederek (üstlenerek) zikrolunan (değinilen) parlak netîcenin (sonucun) husûline (gerçekleşmesine) cidden çalışmış olan Saray-Önü’ndeki Kırâ’at-hâne-i Umûmî (Kulûb: Dikili-Taş’ın hemen yanındaki banka binası-H.F.) Sâhibi hamiyetli (yurt-sever) Mustafa Efendi’nin hizmetini alenen takdîr etmeği vecîbeden (borç olarak) addederiz (sayarız).

--

Kulûbden irsâl olunan (gönderilen) cedvelde sâat ihdâ (hediye) eden zevâtın esâmîsi (isimleri) bildirilmiş olmağla ber-vech-i âtî (aşağıda) neşr ü i’lân olunur:

1. Nûh Çavuş Efendi

2. Sarraç Hüsnü Efendi

3. Ken’ân Efendi-zâde Hasan Bedevî Efendi

(Ma’a(ile) altun kordon)

4. Mağusalı Ekmekçi Yûsuf Ziyâ Efendi

5. Berber Mustafa Hâlid Efendi

6. Posta Me’mûru Süleyman Efendi

7. İbrahim Yahya Efendi

8. Komiserlikte (Kaymakamlıkta) Sandık Emîni

Mu’âvini Mehmed Râ’if Efendi

9. Mehmed Câhid Efendi

10. Kunturacı Nâfi Efendi (Hallûma)

11. Kunturacı Cemâl Efendi (Hallûma)

12. Hallûma-zâde Remzî Efendi

13. İ’dâdî’den (Lise’den) M. Şefik Efendi

- Yüzük İhdâ (Hediye) Eden: 1653 Mustafa Onbaşı

Cümlesine (hepsine) tekrar tekrar teşekkür olunur.

--

Müsâmere (Gece Eğlencesi) akşamı efâzıl-ı üdebâ ve ulemâdan (seçkin yazarlar ve bilginlerden) Temyîz

Müdde-i Umûmî (Savcılık) Mu’âvinliği’nden mütekâ’id (emekli), İzzetlû Fâ’ik Bey – Efendi Hazretleri tarafından Îrân ekâbir-i şu’arâsından (öndegelen şâirlerinden) Örfî-i Şîrâzî ve Mâverâü’n-Nehr şu’arâsından (şâirlerinden) Amiki ve Rûdekî ve Emir Meğâzî ve Hekîm Kâânî’nin en müntehib (seçkin) kasâ’id (kasideler) ve

gazellerinden uslûb ve şîve-i ‘Acemâne üzre muhtelif eş’âr-ı ber-güzîde (seçkin şiirler) insâd ve kırâ’at buyurulmuş (seslendirilmiş) ve bi’l-umûm (bütün) huzzâr (hazır bulunanlar) tarafından medîd ü harâretli (devamlı ve içtenlikli) sûretde alkışlanmıştır.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.