KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Harid FEDAİ

Harid FEDAİ

01.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

İstikbâlimiz (Geleceğimiz) Denizdedir

İstikbâlimiz (Geleceğimiz) Denizdedir

Evet! İtiraf etmeliyiz. Bizim gibi sevâhili (sahilleri) cihan kadar geniş bir devletin hayatı, bu hayatın istikbâli (geleceği), bu istikbalin azameti (büyüklüğü) denizlerdedir.

Bir zamanlar satvet-i Osmâniyye (Osmanlı gücü) karşısında makhûr (yenilmiş) İtalya, Trablus gibi himmet edilmemiş (önem verilmemiş), fakat havasıyla, ehemmiyet-i mevkiyyesiyle (stratejik durumuyla), kuvve-i inbâtiyyesiyle (bereketli topraklarıyla) bir hârika-i hılkat (yaratılış ayrıcalığı) olan vatanın bu parçasını ne ile aldı?

Şimalinden (kuzeyinden) cenûbuna (güneyine), şarkından (doğusundan) garbine (batısına) kadar İslâmla memlû (dolu) olan bu ülkeden nufûz-ı Hılâfet-i İslâmiyye (İslâm Halifeliğinin gücü) ne ile kırıldı, parçalandı?

Anadol’un sînesinde (bağrında) birer hâle-i kıymetdâr (kıymetli çevre), iklîl-i Saltanatın (saltanat tacının) birer gevheri olan Adalar ne ile düşman istilâsına uğradı?

Müttefikler’in harbinde (savaşında) dûçâr olduğumuz (uğradığımız) felâket, Devletin olsun, Milletin olsun, gördüğü hakaretin sebebi nedir?

Yâ! Rûmeli gibi her parçası bir cennet olan ülkeyi kanlar ağlayarak düşmana teslim nedendir?

Bir zamanlar bütün Avrupa’ya karşı hâkimiyet ve nufûz-ı siyasetleri (siyaset etkileri) olan Osmânlılar’ın bu küçücük hükûmetlerden gördüğü hakaret nedendir?

Hep fıkdân-ı bahriye!.. (deniz-gücü eksikliği) Eğer azamet-i bahriyemiz (deniz gücümüz) olsa idi bu gibi hâdisât-ı müellimenin (üzücü olayların) hiçbiri vukû’a gelmez (olmaz); yâhûd siyesetde olsun, meydân-ı veğâda (savaş alanında) olsun gâlibiyyet (yengi) bizde kalırdı.

Şâyân-ı teşekkürdür (teşekküre değerdir) ki artık bu hakikat, ‘hayatımız denizdedir’ hakikatı bütün Osmânlılar ve İslâmlar tarafından teslim edildi. Bunun içindir ki herkes bu bâbdaki (konudaki) muâvenetinde (yardımında) kendini gösteriyor.

Bilmeliyiz ve itiraf etmeliyiz ki biz Osmânlılar değil, bütün âlem-i İslâm (İslâm dünyası) ırzıyle de, namusuyle de, servetiyle de, sa’âdetiyle (mutluluğu ile) de bu Hılâfetin (Halifeliğin), bu Saltanatın (Osmanlı İmparatorluğu’nun) zıll-ı himâyesindedir (gölgesi altındadır).

Hind’de olsun, Kafkasya’da olsun, Çin’de olsun, Cava’da olsun, çâr aktâr-ı cihânın (dünyanın dört bir yanında), ne tarafında olursa olsun, İslâmiyyet – Allah başımızdan eksik etmesin – bu gölgenin altındadır.

Dîn-i celîlin (kutsal dinin) bu hâmi-i yegânesi (tek koruyucusu) ise, bildiğimiz, zaman-ı vukû’âtın (olayların) bize gösterdiği üzre bir şevkat-i bahriyeye (büyük deniz gücüne) muhtaçtır. Bunu da yalnız hazîne-i devlet yapamaz. Millet, İslâmiyyet bunu der-uhde etmeli (üstlenmeli). Bu bâbda (konuda) mu’âvenet (yardım), İslâmlara bir farıza-ı kat’iyyedir (kaçınılmaz görevdir.)

Evet! Ferâ’iz-i esâsiyye-i dîniyyenin (İslâmlığın en temel görevlerinin) en mukaddes (kutsal) ve mübeccelidir (yücesidir). Zirâ din de bunda, ‘azamet-i İslâmiyye (din ululuğu) de bundandır.

Bugün her Müslümân dînen, şer’en, insâniyyeten, evlâd ve ahvâdının (torunlarının) istikbâlini te’emmül etmek (inceden inceye düşünmek) nokta-i nazarından (açısından) bu hususta tahammül edebileceği kadar fedâkârlık ihtiyârına (yapmasına) mecbûrdur. Biz hayatı değil, ensâli (nesilleri / kuşakları), bunların refâhını düşüneceğiz. İnsanlık da bunu emreder.

O halde böyle muhâkeme (irdeleme) yürütürsek, servetimizi denizlere dökmekten başka çâre yoktur.

Bir derece olsun, tefevvuk-ı bahrîsi (deniz gücü üstünlüğü) olan Yûnân’ın muhârebe-i zâ’ilede (geçen savaşta), bu koca Devlet-i Osmâniyye’ye karşı aldığı vaz’iyyeti (durumu) gördük; Boğaz’a kadar sardı, kuşandı; kıble-gâh-ı İslâma kadar da tehdîd etti (korkuttu).

Denizde bu vukû’ât (olaylar) cereyân ederken (sürerken) Rumeli’nde de servetli servetsiz İslâmlar çocuklarıyle, ihtiyarlarıyle, kadınlarıyle kılınçtan geçirildi. Dün mes’ûden, müreffehen (mutlu, rahat) râyet-i İslâmiyye (İslâm bayrağı) altında yaşayan İslâmlar; bugün bir kısmı şehîd, bir kafilesi de Türkiye’ye hicret etmiş (göçmüş); yine o babanın zîr-i cenâh-u ‘âtıfetine (iyilik-sever kanatları altına) mürâca’at.

İşte bu hakâyık (gerçekler), efkâr-ı İslâmı (İslâmların düşüncelerini) uyandırmalı da felâket-i âtiyyeyi (gelecek felâketi) düşündürmeli; ondan sonra da çâre-i def’ine (giderilmesine) çalışmalı.

Biz Müslümânlar yaşamak ister; dîni, şerî’atı muhafaza etmek arzusunda bulunur; vatana, ecdâdının

(dedelerinin) kanlar döke döke zabdederek bize, namusumuza, İslâmiyyetimize emânet bıraktıkları bu vatana muhabbetimiz var ise, evâmir-i mukaddese-i İlâhiyyeye (Allahın kutsal emirlerine), Cenâb-ı Risâlet-penâh’ın (Hz. Peygamberin) sinîn-i seniyye-i müte’addidesine (bunca kutsal yıllarına) ittibâ etmek (uymak) ister isek; Devlete, Saltanata, Hılâfete zahîr (destek) olmalıyız. Servetimizi değil, cânımızı da vermekte tereddüd etmemeliyiz.

Düşün ey Müslümân! Sen kimsin? Yazın cayır cayır yakan güneşleri altında aç, susuz; kışın karları, buzları içinde vatanı içün, millet içün, dîni içün harb (savaş) ede ede şehid düşen bir Müslümân kardaşından ne farkın vardır. Sen de Müslümân, Osmânlı; o da… Sen mes’ûd bir âile içinde sa’âdet-i hayatiyyeyi idrâk ederken O, düşman kurşunları altında inleyen vizileye can verir. Söyle ey kardaş! Senin kardeşine ne meziyet-i tefevvukun (üstün özelliğin) olabilir?!..

Evet! Siz de yalnız İslâmiyyete değil, âlem-i insâniyyete karşı hamiyetinizi (özverinizi) göstereceksiniz. Her şey tehlikede. Şânlı nâmlı hayat geçiren Osmânlı bu hakarete tahammül etmez. İntikam lâzım. İntikam olacak, fakat milletin mu’âvenetini (yardımını, desteğini) ister; millet milliyetini göstermeli. Bütün istikbâlimiz (geleceğimiz) denizlerdedir.

--

Havâdis-i Mahalliyye

(İç Haberler)

 

Vatan Eczâhânesi

Doktor Behiç Bey’in himmetleriyle Mustafa Tevfik Efendi tarafından Lefkoşa’da Saray-Önü’nde bu nâmde (adda) bir eczane güşâd edilmiştir (açılmıştır). İhtiyâcât-ı İslâmiyyeden biri de, şübhe yok, bu idi. Eczâhânede her dürlü eczâ bulunur.

Yeni açılmasından da istidlâl edileceği (anlaşılacağı) vechile bütün eczâlar da tazedir.

 

İbret-i Âlem!

Foni’nin verdiği ma’lûmâta nazaren, Midilli ahâlî-i Hristiyâniyye’si, Yûnân donanmasının takviyesine sarf edilmek üzre senevî 20,000 İngiliz lirası vermeği taahhüd etmiştir. Bu havadisi veren Foni, Kıbrıs Rumları’nı tahti’e ediyor (kınıyor).

Ve Kıbrıs adası Midilli’den büyük ve mahsûldâr olduğundan 40,000 lira verebileceklerini alâkadârâne (ilgililere) ihtar ediyor. Ve “Baş-Despot ile bütün rü’esâ-yı milleti (millet başkanlarını) vazife başına dâvet içün, acaba bundan daha ziyade fırsat mı var?” diyor.

- Seyf: Kıbrıs Hristiyanları’nın Yûnânistan’a karşı perverde ettikleri (başladıkları) hissiyâtı, şübhe yok, devletimiz içün biz de besleriz.

Fakat bu sâ’ika (gerekçe) ile onların gösterdikleri hamiyeti (özveriyi), ayni sâ’ikaya (gerekçeye) ma’rûz (bağlı) bulunduğumuzdan, onlar kadar, hattâ daha ziyâdesini biz de göstermeliyiz. Hâkimiyyet-i bahriye (güçlü donanma) bununla da te’mîn-i hayât (yaşaması) içün iki devlet, iki millet meydan-ı müsâbakadadır (yarış alanındadır.) İleri, dâ’imâ ileri! Bütün servetimizle, cânımızla ileri! İnsaniyyet, insanlık, hamiyet (özveri) bunu emreder. Din de bunu îcâb ettirir.

 

Yine İlhâk ‘Av’avesi (Havlaması)!

Foni refikimizin istihbârât-ı husûsiyyesine (özel haber aldığına) nazaren (göre), Kıbrıs’ın tâli’i (geleceği / yazgısı) hakkında epey zamandan beri Yûnânistân (?) ile İngiltere arasında müzâkere (görüşmeler) cereyân ediliyorumuş. Ve pek yakında işbu müzâkere hıtâma (sona) ereceğinden, Ana-vatanlarına kavuşacaklarını Cezîre (Ada) Rûmları’na te’mîn ediyorlar.

Câhili, köylüleri başka dürlü kandırılıp da para almak mümkün olmadığından bu gibi erâcifi (yalanları / uydurmaları) neşretmekte (yayımlamakta) Foni refikimizi ma’zûr görürüz.

 

Yûnân Parlamento A’zâları (Üyeleri)!

Geçen sene muhârebeye (savaşa) bizzat iştirâk edip maktûl düşen (ölen) yedi Yûnân meb’ûsunun hizmetini takdis (kutlama) içün, Yûnânistân Meclis-i Meb’ûsânı (millet-vekilleri) bir lâyıha (yazı) tertîb ederek (hazırlayarak), muhârebede (savaşta) ölen arkadaşlarının birer heykeli’ni i’mâl ettirmek (yaptırmak) içün lâzım gelen meblâğın (paranın) Hükûmet sandığından (bütçesinden) te’diyesine (ödenmesine) karar vermiştir.

 

Yûnân Me’mûrları

Kıbrıs hapis-hâneleri hakkında tedkikâtda bulunmak üzre Girid ve Yûnânistân’dan ba’zı Yûnân me’mûrlarının yakında Cezîre’mize (Ada’mıza) gelecekleri istihbâr kılınmıştır (haber alınmıştır).

 

Zamm-ı Ma’âş

(Maaş Artışı)

Me’mûrîne (me’murlara) verilecek zamm-ı ma’âş ve sınıfların tasnîfi (düzenlenmesi) hakkında vaktiyle verdiğimiz ma’lûmât (bilgiler) – mevsûkan (güvenilecek biçimde) aldığımız ma’lûmâta nazaren – kesb-i hakikat ediyor (gerçekleşiyor):

Mevcud sekiz sınıf me’mûrîn (me’mûrlar) dörde tenzîl edilecek (indirilecek). Birinci sene yüzde on kadar bir zaman alacak; ve böylece senevî bir derece ile sınıflarını terfî’ edecektir (yükseltecektir) İşittiğimize göre 200 liradan fazla ma’âş alan me’mûrlara “tahsîsât-ı şahsiye” verilecektir.

 

Mukayyid Mu’âvini Behâeddin Efendi

Lefkoşa Mahkeme Mukayyid Mu’âvini (kayıt işlerini yapan me’mûrun yardımcısı) Mehmed Behâeddin Efendi altı ay me’zûniyyetle (izinle) İstanbul’a ‘azîmet etmişdir (gitmiştir)

Haber aldığımıza göre Behâeddin Efendi İstanbul’da hukûk derslerine devam edecek ve diploma aldıktan sonra Kıbrıs’a avdet ederek münhal (boş) bulunan Girne Hâkimliği’ne ta’yîn edilecektir.

 

Tarla Bekçileri Kanunu

Lefkoşa Komiseri (Kaymakamı) Mister Keyd, geçen Perşembe günü Lârnaka’ya azîmet ederek (giderek) Leymosun’dan gelen Komiser (Kaymakam) Major Bulton ile tarla bekçileri kanunu hakkında ikinci def’a olarak müdâvele-i efkârda (fikir alış – verişinde) bulunmuşlardır.

 

Türk Abonâtının (abonelerinin) Nazar-ı Dikkatine

Kıbrıs Haftalık Tayıms Gazetesinin Hezeyânları!

Geçen hafta neşredilen (yayımlanan) İngiliz “Kıbrıs Haftalık Tayıms” gazetesi Adalar hakkında Türk ve Yûnân nokta-i nazarını (görüşlerini) münakaşa etdikden sonra ve husûsiyle (özellikle) “Tanin” ve “Tasfir-i Efkâr” gazetelerinin müteâlâ’âtını muhakeme etdikden sonra şu ğaddârâne hükmü veriyor:

“Balkanlar’da bir unsur diğerini idare edecek kadar kuvvetli değildir. Bununla beraber sulh (barış) ve müsâlemeti (iş-birliğini) te’mîn içün bir çâre kalıyor. O da milliyet mes’elesidir. Adalar hakkındaki Sir Edvard Grey’in teklifi de bu kâ’ide üzerindedir. Çünki Adalar’ı milliyet kâ’idesi üzerine halletmek lâzım gelirse, Adalar’ın kâffesi (hepsi) irsen Yûnânistan’a â’iddir. Zîrâ Adalar’da, hattâ Girid ve Kıbrıs’da ekseriyet-i ‘azîmeyi (büyük çoğunluğu) Yûnânîler teşkil ediyor. Fakat Türkler her hâlde Sakız ile Midilli’yi gâ’ib etmek istemiyorlar. Ve bunu iki drednot iştirâsıyle (satın almasıyle) de fi’ilen anlatmak istiyorlar. O halde İngiltere, Balkanlar’da yine kan dökülmesinin önünü almak içün Epir kıt’asının Arnavudluk’a ve Adalar’ın bir kısmının Türkiye’ye verilmesinden uğrayacağı zâyi’âtı telâfî etmek ümniyyesiyle (umuduyla) Kıbrıs adasını Yûnânistan’a hediye etmelidir. Çünki er-gîç bu adanın bize lüzûmsuz bâr-ı sakil (ağır yük) olduğunu anlayacağız.”

- Seyf: Bu gazetecinin maksadını anlamakda hiçbir zorluk çekmedik.

Geçenlerde Kıbrıs tüccarlarına bir konferans vererek Kıbrıs’ın te’âlâsine (yükselmesine) çalışmak içün tüccarlardan mürekkeb (oluşmuş) bir “Ticâret Odası”nın teşkîlini tavsiye etdi. Ve gazetesiyle Kıbrıs’a çok hizmet edeceğini, Avrupa’da Ticaret Odaları’yle teşrîk-i mesâ-î edeceğini va’ad etmişdir.

Kıbrıs’da Rûmlar ekseriyeti teşkîl etdiklerini elbetde istatistiklerden de anlayabilen bu muharrir (yazar), kendi fikirlerine göre makale yazmağı ve bu süretle hem gazetesini satmağı ve hem de daha ba’zı dolaplar çevirmeyi düşündü ve Kıbrıs’ı Yûnânistân’a hediye etmesini İngiltere’den isteyecek kadar küstahlık gösterdi.

Buna Türkler’in verecekleri cevap şudur: “Hiss-i millîmizi cerîhedâr eden (yaralayan) böyle paçavralara ihtiyacımız yoktur. Bunun içün gazetelerinizi iâde etmekle kendimiz de vatanımıza büyük bir hizmet etmiş gibi tatlı bir his duyuyoruz.

--

Gazetemizi makineye verdiğimiz sırada gençlerimizin kâffesi (tümü) bu paçavrayı i’âde etdiklerini kemâl-i meserretle (büyük bir sevinçle) haber aldık.

* İşbu makale, geçen haftadan tertîb edilmiş ise de, kesret-i münderecâtımıza (yazılarımızın çokluğuna) nazaren bu haftaya te’hîr edilmiştir.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.