Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Harid FEDAİ

Harid FEDAİ

26.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Seyf

22 Kânûn-ı Evvel (Aralık) 1913

Pazartesi; Sayı: 88

 

Havâdis-i Mahalliyye

(İç Haberler)

 

Teşekkür

   Doktor, izzetlû Hüseyin Behiç Bey vasıtasıyle Baş-Mahalle’de sâkin (oturan) diş tabîb-i hâzıkî (uzman diş doktoru) Mişel Efendi tarafından bana 01 Kânûn-ı Evvel (Aralık) 1913 tarihinde yapmış olduğu bir takım dişleri altı gün zarfında bilâ-ıztırâb ve meşakkat (acı ve zorluk çekmeden) istimâl etmekte (kullanmakta) olduğumdan son derece memnun olarak tabîb-i mûmâ-ileyh (adı geçen doktor) Mişel Efendi’ye; ve vesatâtlarından (ara-buluculuklarından) dolayı Doktor Behiç Beyefendi’ye takdim-i teşekkürât; ve dişlere ihtiyacı yahud dişlerinde ıztırabı olanlara Doktor Mişel Efendi’yi tavsiye eylerim.

 

Saray-Önü’nde (Atatürk Meydanı)

Bakkal Kemaleddin Ali Seyyâh

                                                                  --

İ’lânât (İlânlar)

   Bu sene Iyd-ı Adha’(Kurban Bayramı) da Lefkoşa mahallâtından (mahallelerinden) muhtarlar ve ba’zı efendiler, delâlet ve himmetleriyle toplanılan kurban derileri esmânı (bedelleri) ve ba’zı karyelerden (köylerden)

vürûd eden (ulaşan) kezalik kurban derisi olarak cem’ân (toplam) yirmi yedi lira, bundan akdem (önce) Der-Cem’iyyeti Merkez-i Umûmîsi’ne takdim kılındığı gibi; bu kere Leymosun kazasına tâbî Pendakomo karyesi

(köyü) ehâlî-i İslâmiyyesi tarafından Mu’allim (öğretmen) Mahmûd Nedim Efendi ma’rifetiyle irsâl olunan

(ulaştırılan) bir lira kurban derisi esmânı (bedeli) dahi Merkez-i Umûmî’ye (Genel Merkez’e) takdim kılınmış

olup; şu vesileyle ehâlî-i mezbûrenin (adı geçen halkın) geçen sene Hilâl-i Ahmer (Kızılay) i’ânesi (yardımı) olarak yirmi lira kadar bir fedâkârlıkta bulunmak suretiyle ibrâz-ı hamiyet eylemiş (milli sevgi göstermiş) olduklarını dahi şâyân-ı zikr ü takdir gördüm (değimeye ve kutlamaya uygun buldum)

 

Müftî-i Kıbrıs

Mehmed Ziyâeddin

                                                                   --

Doktor Ahilleya Kakullî

   Atina’daki nazarî, ilmî tahsilini dört sene kadar bir müddetle Berlin, Viyana, Münih’de ikmal etmiş ve bu müddet zarfında en büyük hasta-hânelerde mühim ameliyat görmüştür.

   Doktor, emrâz-ı dâhiliye (İç hastalıkları) mutahassısı (uzmanı) olup cild ve kadın hastalıklarını; ve en son usûl ile de Frengi ve Bel-soğukluğu’nu tedâvî eder. Bundan başka âlât-ı kimyeviyyesi de olup îcâb eden her şey’i bi’z-zât tahlîl eder.

   Mahall-i Mürâca’at: (Adres): Saray-Önü’nde Giryago Efendi’nin Eczâ-hânesi’dir. Fukara (Fakirler) meccânen (parasız) tedâvî edilir.

                                                                  --

Seyf

05 Kânûn-i Sânî (Ocak) 1914

Pazartesi; Sayı: 89

 

Baş-Makâle;

       Hâle Değil

    İstikbâle Bakmalı

   Biz bu düstûrı (kuralı) ta’kib eder (izler), biz bu hakikat üzerinde çalışır, biz bu mesâ’îmizde (çalışmamızda) ciddiyet gösterir isek, hayatımızdan emin olabiliriz. Bizim hayat ve mevcudiyetimiz (varlığımız) ancak bununla te’mîn edilir (sağlanır). Vatan da, millet de, bunların menâfi’i (yararları) da, terakkiyyâtı (ilerlemesi) de, selâmeti de yalnız, evet! Yalnız bununla te’mîn edilir (sağlanır).

   Öyledir! Hâle değil, istikbâle bakmalı. Fakat yalnız bir atf-ı lâhza-i nazar edüp (göz-ucuyla bakıp) de yine künc-i istirâhata (ilgisizliğe) uzanır, yan gelirseniz maksad (istek), hîn-i husûle gelmez (oluşmaz).

   Mâzî (geçmiş), medfûn (gömülü); onun ne şa’şa’a-i vakâyi’ine (geçmiş parlaklığına), ne de mezellet-i ahvâline (silik durumuna) bakmalı.

   Mâzî, oldu geçdi. Onun hârika-i vakâyi’i (geçmiş mucizeleri), olsa olsa ber mefâhir-i milliye (milli övünç) olabilir. Fakat zillet (alçaklık) içinde mâzînin (geçmişin) mefâhir-i milliyyesi (milli övuncü) de bir zül (utanç) teşkil eder.

   Neden, neden, biz bu nâm-ı Mübeccel-i Osmânî’yi (Osmanlılar’ın şanlı adını) takdir değil, takdîs ettiren (kutsayan) o zamanın Osmânlılar’ı gibi bir Osmânlılık gösteremeyelim? Ne demek, biz onların vâris-i hamâset (yiğitlik mirasçıları) ve hamiyetleri (yurt-severlik mirasçıları) değil miyiz? Onların kahraman, fedakâr babalarımız olduklarını inkâr edebilir miyiz? Edemeyiz, fakat ne ile ispat edebiliriz? Onlar bu Devleti hâkimâne, cihângîrâne idare ettiler. Onların zamanında bu Devlet, bugün bizi zîr-i tahakkümünde (baskısı altında) ezen, kahreden Avrupa’ya, evet!, Avrupa’ya, bugün muazzam olan devletlerin birine ikisine değil; vakit vakit dördüne, beşine, hatta hepsine gâlibane (üstünlükle) hükmederdi. Fakat bize kanlarıyla şânını i’lâ (ululadıkları), servetleriyle nâmusunu ikmâl ettikleri (bütünledikleri) vatanı, devleti bıraktılar, geçtiler.

   Biz ne hale koyduk? Vatan düşman baltalarıyle parçalanır, millet düşman süngüleriyle şehid edilir; yavrular, ihtiyarlar feryad eder, cihan, İslâm kanına boyanmış, bu vakâyi’-i fecî’a (acıklı olaylar) biri diğerini ta’kîb edip gidiyor. Biri batar, diğeri çıkar. Millet birinin acılarını unutmadan diğerinin yarası açılır.

   İşte hep bunlar, elimizde bulunan evâmir-i mukaddese-i İlâhiyyeye (İlâhî kutsal emirlere), ahadîs-i hikemiyye-i peygamberiye (peygamberin hadislerine) ve nizâmât-ı mevcû’aya (yürürlükteki kurallara) ‘adem-i ri’âyetimizden (uymamızdan), bunları tatbik etmediğimizden (uygulamadığımızdan) adâletin teşmîl edilmemesinden (yayılmamasından) tevellüd eder (doğar). Biz bu halde devam ettikçe, vakâyi’-i hûnîn (kanlı olaylar) biri diğerini veli edecek (izleyecek), vatan da parça parça edilecektir.

   Bugün Osm^nlılar’a, İslâmlar’a mütehattim (kaçınılmaz) bir vazîfe terettüb eder (düşer) kş; Osmânlı nâmûsuyle, İslâm kanıyle vatanın milletin imdadına şitâbân olmak (koşmak).

   Mâzî (geçmiş), bir hayaldir. Onun için mefâhir (övünç duymak) da, teessüf (üzüntü duymak) da boştur.

   Şimdi çalışmalıyız. Ciddî nazarımızı (bakışımızı) mâzîye değil, istikbâle (geleceğe) atf-ı nazar etmeliyiz (çevirmeliyiz). Osmânlılığımızı Osmânlıca muhafaza etmeliyiz. Vatanı da İslâmca müdâfaaya (savunmaya) çalışmalıyız.

   Bütün Osmânlılar Osmânlılığı ve vatanı; bütün İslâmlar İslâmiyyeti düşünmeli. Her ferd nasîbe-i tefekküründe (düşünce yönünde) ciddiyet göstermeli, ondan sonra da âtîye (geleceğe) doğru ta’mik etmeli (yoğunlaşmalı). Bütün felâkât (felâketler), bütün mesâ’ib (uğursuzluklar) âtiyyeyi (geleceği) görmeli; daha sonra hakikati buna tatbik etmeli (uygulamalı).

   Hâl (içinde bulunulan zaman) tehlikeli; mâzî (geçmiş), hayal; hâle (şimdiye) değil, istikbâle (geleceğe) bakmalı!

                                                                                   --

İngiliz Gazetelerinde Görülen Mütâlâ’ât (Yorumlar)

 

İngiliz Notası

Arnavutluk Hududu

Ve

Adalar Mes’elesi

   Ma’hûd (bilinen) Londra Mu’âhedesi mûcibince halli (çözümü) Büyük Devletler’e terk edilmiş olan Arnavudluk ve Adalar mes’eleleri hakkında, İngiltere tarafından diğer beş devlete 10 maddeyi hâvî (içeren) bir nota verilmiştir.

   Şehr-i Cârî’nin (içinde bulunulan ay’ın) 13. Günü Büyük Devletler’in Hâriciyye Nezâretleri’ne (Dışişleri Bakanlıkları’na) tevdî edilmiş (verilmiş) olan bu nota ile İngiltere Hâriciyye Nâzırı (Dışişleri Bakanı) tam vaktinde Yûnânîler’in imdâdına yetişmek istediğini îmâ etmiş oluyor.

   Çünki şehr-i cârînin (içinde bulunduğumuz ay’ın) 31 inci günü Yûnânîler’in; Londra Süferâ (Sefirler / Bakanlar) Encümeni ve Cenûbî (Güney) Arnavudluk Hudûd Komisyonu taraflarından Arnavudluk’a bırakılmış olan yerleri tahliye etmesi (boşaltması) iktizâ ediyordu (gerekiyordu).

   Tahdîd-i Hudûd (Sınır Belirleme) Komisyonu’nun, geçen ay’ın 30’uncu günü ikmâl-i vazife edeceği (görevini bitireceği) tahmin edilmekte olduğundan, bu ay’ın sonunda Yûnânîler’in Arnavudluk toprağından çekilmeleri ihtar edilmişti.

   Halbuki Tahdid-i Hudûd Komisyonu, henüz işlerini ikmal edememiştir (tamamlayamamıştır) Bununla beraber Avusturya ve İtalya Hükümetleri Yûnânîler’i kânûn-ı sânî (Ocak ayı) ibtidasında kuvve-i cebriye ile (şiddet kullanarak) Arnavudluk arazisinden ihrâc edeceklerini (çıkaracaklarını) bir lisân-ı tehdîd ile (sert şekilde) bildirmişlerdir.

   İşte İngiliz Hâriciyye Nâzırı (Dışişleri Bakanı), Yûnânîler’e tahliye (boşaltma) için bir ay mühlet (süre) verilmesi zımnında (hakkında) Devletler’e müracaat ederek ihtilâtat vukû’unu (anlaşmazlık çıkmasını) men etmek (önlemek) istemiştir ki; notanın böyle gayr-ı me’mûl (beklenmeyen) bir zamanda ortaya çıkıvermesinin başlıca sebebi budur.

   Tekmil (bütün) Devletlerce notanın hüsn-i telâkkî edildiği (olumlu yorumlandığı) henüz ma’lûm değilse de, Fransa ile Rusya kabinelerinin (bakanlıklarının) muvafakat etmiş oldukları (onayladıkları) bildiriliyor.

Adalar

   İngiliz notası, ta’yîn-i mukadderâtı îcâb eden (geleceklerini belirlemek gereken) Adaları; “İtalya ve Yûnân işgalinde olanlar” nâmıyle (adı altında) iki kısma tefrik ediyor (ayırıyor).

   Yûnân işgalinde olan Adalar için nota, Yûnân hakkında pek sahîh (açık) bulunuyor. Epir hududunda Avusturya

ile İtalya’nın hatırlarına ri’âyeten (saygı duyarak), Yûnân dûçâr-ı özür (Kendisinden özür dilenmesi durumunda) olduğundan, o zararı telâfi etmesi (gidermesi) için Adalar’da Yûnân’a ta’vîzât kabilinden (ödün verme gereğiyle) fazla müsâ’idâtda bulunulması (toleranslı davranılması); ya’nî Çanakkale Boğazı medhalinde (girişinde) bulunan Bozcaada ile İmroz’dan mâ’adâ (dışında), Yûnân işgalinde bulunan adaların umûmen (hepten) Yûnân’a bırakılması teklif olunuyor.

   İtalya, işgali altında bulunan 12 Ada’ya gelince: Bunların İtalya tarafından tahliye olunarak (boşaltılarak) Türkiye’ye i’âde olunması iktizâ eylediği (gerektiği) ve fakat bu adalar Türkiye’ye i’âde olundukları zaman bir nevi muhtariyet idare verilmesi lüzumu beyan olunuyor.

   Notanın tevdî’i (verilmesi) zamanına kadar Midilli ile Sakız’ın Türkiye’ye iâdesi lüzûmuna kâ’il olan (inanan) mahâfil (çevreler), bu nota üzerine dûçâr-ı hayret olmuştur (hayrette kalmıştır.)

   Ma’a-mâfîh (Bununla birlikte) bu teklîfâta (önerilere) diğer devletlerce ne yolda cevap verileceği henüz ma’lûm olmadığından, bütün alâkadâranca (ilgililerce) memnuniyeti mûcib olacak bir sûret-i hâl (çözüm) bulunabileceğine ümid-vârdır.

   İttifâk-ı Müselles (Üçlü Antlaşma) Devletleri, İngiliz notasına verilecek cevap hakkında te’âtî-i efkâr etmektedirler (fikir alış-verişinde bulunmaktadırlar.)

 

Nota’nın İstanbul’da Te’sîsi

   Asya-yı Osmânî’nin tamâmiyyet-i mülkiyesi nokta-i nazarından, Anadolu sahiline pek karîb (yakın) olan Adalar’ın Yûnân elinde bulunmasına hiçbir vakit râzı olmayan Bâb-ı Âlî (Başbakanlık), bu bâbda (konuda)

kuyûd-ı ihtirâziyye beyânıyle (çekince bildirilerek) Adalar’ın ta’yîn-i mukadderâtını (geleceklerini belirlemelerini) Devletler’e bırakmış olduğundan, Devletler’in lâzıme-i adâlet ve nasfete (doğruluk ve erdemlikten yana) ri’âyet-kâb (uygun) olacaklarına ümid-vâr bulunuyordu.

   Şimdi, Midilli ile Sakız dahi dâhil (içinde) olduğu halde Anadolu sahiline hâkim olan bu kadar adaların Yûnân’a verilmesi teklifi İstanbul’da azîm (büyük) hayret ve teessürle (üzüntüyle) telâkki edilmiştir.

   Hükûmet mahâfili (çevreleri), matbû’ât (basın), bu bâbda (konuda) gayet şiddetli ve azimkâr beyânâtda bulunuyorlar. Sadrazam Paşa (Başbakan), Midilli ile Sakız’ın ecnebî (yabancı) bir hükûmete terkine (bırakılmasına) Hükûmet-i Osmâniyye’nin hiçbir zaman muvâfakat edemeyeceğini beyân etmiştir.

                                                                    --

Osmanlı Bahriyyesi

   Hükûmet-i Osmâiyye, Avusturya’da kâ’in (bulunan) Fiyume İnşâât-ı Bahriyye Destgâhları’na 500 bin liralık torpido-botlar inşâsı (yapımı) için sipariş vermiştir.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.