Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Harid FEDAİ

Harid FEDAİ

17.04.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Seyf’in Üçüncü Senesi

Seyf

09 Mart 1914

Pazartesi; sayı: 98

 

Seyf’in Üçüncü Senesi

 

Seyf bugün üçüncü senesinin nüshasını (sayısını) mevki-i intişâre vaz’etmekle (yayımlamakla) müftehirdir (övünç duyar)

Seyf, bugüne kadar ağrâz-ı şahsiyyeden (kişisel çıkarlardan) tamamen sâlim (arunmış) olarak menâfi-i millet (milli çıkarlar) ve muhâfaza-ı hukûk-ı vatan (vatan hukûkunun korunması) yolunda vâki olan (yapılan) neşriyyâtıyle (yayınlarıyle) vazîfe-i mevdû’asuını (üzerine düşen görevi) îfâ ettiğinden (yerine getirdiğinden) dolayı kendisini bahtiyâr addeder (mutlu sayar); ve muhterem kâri’lerinden (okuyucularından / abonelerinden) göreceği rağbet üzerine hidemât-ı âcizânesini (mütevazı hizmetlerini) tevâlî ettireceğini (sürdüreceğini) abonât efendilere va’ad etmekle kesb-i şeref eyler (şeref duyar).

--

İstikbâlimiz Emîndir!

 

İstanbul gazeteleri, hılkatın (dünyanın) h^rika-i celâdet ve hamâseti (eşsiz yiğitlik ve kahramanlığın timsali) olan Harbiyye Nâzırı’nın (Savaş Bakanı’nın) ordumuzda ciddi ve fevka’l-âde hâ’iz-i ehemmiyet (çok önemli) icrââtını (uygulamalarını) yazıyorlar.

Askerin her dürlü hâlâtıyle (durumlarıyle) vezâ’if-i askeriyesinin (askerî görevlerinin) tamâmıyle îfâsına (yerine getirilmesine) dikkat ediliyor; hem de ayni zamanda bu hesapsız evlâd-ı vatana dînî, ilmî dersler veriliyor; hem kışla, hem mekteb (okul), hem asker, hem talebe (öğrenci). Bir asker, vatana karşı mecbûr olduğu hızmeti îfâ (yerine getiriyor), hem de ayni zamanda tenevvür ediyor (aydınlanıyor / bilinçleniyor.)

Bir asker, silk-i celîl-i askerîye (askerliğin yüce katına), câhil giriyor, ma’lûmât-ı dîniyye ve ilmiyesiyle (dinini öğrenerek ve bilgili olarak) çıkıyor. Ne azîm (büyük) icrâât (uygulamalar)!..

Bunu mevki-i tatbike vaz’eden (uygulayan) nâzır (bakan) alkışlanmaz, takdis edilir (kutsanır). Çünki bir taraftan askerliği bütün ma’ânî (engeller) ve mezâyâsıyle (meziyetleriyle) ihyâ etmekde (yerine getirmekte) olduğu gibi, bir taraftan da ma’ârifi ta’mım (eğitim – öğretimi yayma), bunun lezzetini milletinin dimâğına (belleğine) sürüyor. Bu ne büyüklük, bu ne ulviyet (yücelik). Gece gündüz menâfi-i milliye ve vataniye (milli ve vatanî çıkarlar) hakkında ta’mik edilen (yoğunlaştırılan) o efkâr (görüşler) sayesinde, birgün gelecek ki yüzde otuz derecesinde ma’âriften (eğitim – öğretimden) behre-mend (pay almış) olan bu millet, yüzde sekseni, belki de doksanı bulacaktır.

Ey Nâzır (Bakan)! Günde, sade, hatta dakikada vatana olan hârika-i hidemâtını (üstün hizmetlerini), İslâmiyyete gösterdiğin milliyetini; Osmânlılık’taki icrââtını (uygulamalarını) gördükçe; sahrânın yakıcı kumları üstünde, güneşin kavurucu ateşleri altında; daha sonra da Balkanlar’ın karları arasında hayatı istikrâr ederek (hiçe sayarak) yaptıklarını düşündükçe, seni, biz Osmanlılar takdir değil, bizimle berâber dünyâ tebcîl eder (yüceltir).

Olabilir, olabilir, Kudret (Tanrı), istikbâl-i İslâm’ın (İslâmın geleceğinin) netâ’ic_i meş’ûmesini (kötü sonuçlarını) bildiğinden, vaktinde bir melekü’s-sıyâne (koruyucu melek) diye seni halk etti (yarattı). Rütbe-i kudret-i beşeri (insan-oğlunun rütbesini) inkâr ettirecek hârikalar (mucizeler) gösterdim, cihân (dünya) da bunun şâhididir (tanığıdır). Fakat vatan, evlâdına teşekkür etmez, harâretle kucaklar; millet sana minnet-dâr olmaz, samimiyetle seni sînesine basar.

Bu mesâ’î (çalışmalar), mes’ûllere (sorumlulara) ta’mîm edilmeli (duyurulmalı), mes’ûller de (sorumlular da) kemâ-hiye-hakkıhâ (gereği gibi) îfâ-i cezâ’ifde (görevleri yerine getirmede) zerreten – mâ (asla) kusûr etmemelidirler. Askerî gibi mülkiyeye (sivil me’mûrlara) de himmet olunmalı (yardım etmeli). Bu noktada en ziyade fakîr olan cihet-i ilmiyedir (bilim kesimidir). İlmiyyenin (bilmin) vatan, millet üzerinde ne yaman te’sîri vardır.

Son zamanlarda Hükümet, Hükûmet, medreseler üzerine ‘atıfetü’l – hâzai (derinden derine) dikkat etti; ıslâhât (düzenlemeler) yaptı. Bu âtılları (tenbelleri) hiç olmazsa imtihâna (sınava) tâbi tutdu (soktu). Efrâd-ı millet (bireyler) pây-i tahta (baş-kente), vilâyetlere (illere) yayılır, medreselere yerleşir. Maksad tahsil değil, askerlikten tahlîs-i girîbân (yakayı kurtarmak) – Ne kadar şâyân-ı teessüfdür (üzüntü-vericidir) ki bir Müslüman, vatanına hizmet etmek içün ne meşrû (yasal / doğal) bir sebep buluyor – Devlet bunları nazar-ı dikkatden dûr (uzak) bırakmamalı idi. Askere gitmeyen o vatan evlâdı, hayatını râtıb (rutûbetli / nemli) bir medresenin ıssız köşesinde geçirir.

Milletin i’timâd-ı tâmmı olan ve sonra da mevki-i ikbâl ü ihtirâmı işgâl eden bir zât, bir mu’allim; evlâd-ı vatana ta’lîm etmiş (eğitim – öğretim vermiş), terbiye-i Osmâniyye vermiş bir siyâsî, Avrupalılar’ın mazhar-ı takdiri olan (beğenisini kazanmış) bir Osmânlı, bir diplomat diyor ki: “Medreselerimiz Fâtih’in açtığı gibidir.” Ne mühim hakîkat! Demek milletin bir kısm-ı mühimi (önemli bir bölümü) atûlete (tembelliğe), anın (onun) emvâc-ı bî-pâyânı (sonsuz dalgaları) arasına atılıyor, bırakılıyor. Artık anlardan (onlardan) ne intizâr edebiliriz? (ne bekleyebiliriz?) Hîç!..

Rutûbet içinde emrâr edilen (geçirilen) bu hayatın sıhhat nokta-i nazarını (bakımını) düşünmemekle deriz ki, milletin düşünemediği bir girîveye (çıkmaz yola) kendini atmaktır.

Bizce medâris-i matla ‘ilm ü irfândır (medrese demek bilim ve aydınlıktır). Fakat gördüğümüz hakâyık-ı müte’addide (türlü gerçekler), efkârımızın (düşüncelerimizin) adem-i isâbetini (yokluğunu) gösterir. Bu da Devlete terettüb eden (düşen) bir vazîfe-i mütehatt,medir (kaçınılmaz görevdir)

Çünki fazîlet-i ilmiyeyi kimseye münâsib görmeyen bu “yâdigarlar”, ülkeye dağılıyorlar ve senenin bir ayında halkı tesmîn ediyorlar (zehirliyorlar).

Biz Osmânlılıkca bu cihete merci’inin (ilgili makamın) nazar-ı dikkatini (ilgisini) değil, insaf ve merhametiyle milliyetini celb eder (çeker) ve Harbiyye Nâzırı’nın (Savaş Bakanı’nın) bu bâbdaki (konudaki) icrââtını (uygulamalarını) nümûne-i imtisâl (örnek) gösteririz.

--

Seyf

09 Mart 1914

Pazartesi; Sayı: 98

 

Ajans Royter’in Telgrafları

 

Rusya’da Ayyaşlık

 

Rusya ahalisi arasında ayyaşlığın fevka’l-âde ka’ammüm etmesinden (yayılmasından) Rus unsurunun (varlığının) bozulmakta ve ahlâk ve bünyece (yapıca) maddi ma’nevî zararlara uğramakta olduğu Hükûmetçe nazar-ı dikkate alınmış ve bu bâbda (konuda) birtakım tedâbîre (önlemlere) mürâcaat olunmağa başlanmıştır.

Bu tedâbîr cümlesinden (önlemler açısından) olarak Çar, içkiye karşı olan nefretini göstermek içün, geçit resimlerinden spnra Hükümdâr’ın ordu şerefine bâde-nûş olması (içki içmesi) âdet-i kadîmesini (eski alışkanlığını) ilğâ eylemiştir (ortadan kaldırmıştır)!

 

Lord Minto’nun Vefâtı

 

Sâbık (eski) Hindistan vâlî-i umûmîsi (genel valisi) Lord Minto, bir müddetden beri dûçâr olduğu (tutulduğu) hastalık neticesi olarak Londra’da vefât etmiştir.

 

İngiltere Parlamentosu’nda

Fevka’l-âde Bahriyye Büdcesi

Bahriyye Nâzırı (Denizcilik Bakanı) Çorçil tarafından teklif olunan (önerilen) Fevka’âde Bahriyye (Olağan-üstü Denizcilik) Büdcesi Avâm Kamarası’na tevdî edilmiştir (sunulmuştur)..

İşbu Fevka’l-âde Büdce mûcibince (uyarınca) taleb olunan (istenilen) tahsisât-ı munzame (ek-ödemeler), Kanada’nın İngiltere donanmasına ihdâ etmekden (hediye etmekten) istinkâf ettiği (kaçındığı) üç drednot yerine İngiltere’ce serî’ân (ivedilikle) üç drednot inşâsı (yapımı) içün sarf ve istimâl olunacaktır (harcanıp kullanılacaktır).

Kanada ümid olunan mu’âveneti (yardımı) diriğ ettiği (yerine getirmediği) içün 1916 senesi baharında İngiltere kuvve-i bahriyesi (deniz gücü); matlûb olan rüchân ve tefevvuku (beklenilen üstünlüğü) kaybetmek tehlikesine ma’rûz bulunduğu cihetle (uğradığından), parlamento’dan serî’ân (ivedilikle) tahsîsât-ı munzame (ek – ödenek) talebine (istenmesine) mecbur olmuştur.

Lâyiha (tasarı), Hükümet tarafından verilen îzâhât (açıklamalar) üzerine Meclis’ce kabul olunmuştur.

--

İngiltere Gazetelerinde Görülen

Mutâlâ’ât (Yorumlar)

 

Epir’de Harekât-ı İhtilâliyye

(Baş-kaldırı Girişimleri) ve

İ’lân-ı İstiklâl (Bağımsızlık İlânı)

 

Şark (Doğu) hakkındaki karar-ı Düvelî’nin (Büyük Devletler kararının) tekmîl (bütün) alâkadârânı (ilgilileri) memnun bırakmadığı birtakım ahvâl ve vekâyi (durumlar ve olaylar) ile tezâhür etmektedir (ortaya çıkmaktadır).

Cenûbî (Güney) Arnavudluk ahvâlinin (durumunun) gittikçe kesb-i vehâmet etmekte olduğu (kötüleştiği) teeyyüd ediyor (pekişiyor).

Epir Rumları’nın vekilleri (temsilcileri), Ergüri’de ictimâ ederek (toplanarak) Yûnân Hükûmeti’nin Cenûbî (Güney) Arnavudluk Rumları’nı bilâ kayd u şart (kayıtsız – şartsız) Arnavudluk idaresine terk ve teslim etmek hakkındaki karar-ı Düveli’ye (Büyük Devletler kararına) ittibâ etmesini (uymasını) şiddetli lisanla protesto ettiler.

Epirliler, Yûnân Hükûmeti’nin hiç değilse kendileri için idârî bir muhtariyet istihsâline çalışacağını ümid etmekde idiler.

Yûnân’ın cevâbî notası, bütün bu ümidlerin inkisârına (kırılmasına) sebep olduğundan, Epirliler kendi başlarına harekâta kıyam etmişlerdir (kalkışmışlardır). Birçok Rumlar ailelerini Yûnânistân’a göndererek “Hürriyyet ve İstiklâl” ailelerini Yûnânistân’a göndererek “Hürriyyet ve İstiklâl” uğrunda Arnavudlar’la mücâhede etmeğe (mücadeleye) azmeylemişlerdir (niyet etmişlerdir).

Atina’daki rü’esânın (önde-gelenlerin) sabır ve te’ennî edilmesi (temkinli davranılması) hakkındaki nesâyihine (nasihatlarına) rağmen, Haymara havalisindeki Epirliler mahalli (yerli) Yûnân idaresini lağv ederek (ortadan kaldırarak) muhtâriyet i’lân ve istiklâl (bağımsızlık) bayrağını rakzetmişlerdir (çekmişlerdir).

Atina Hükûmeti’nin bu ahvâle (hallere) karşı nasıl bir hatt ü hareket (davranış) ta’kib edeceği henüz mechuldür (bilinmiyor).

Epir’den Atina’ya gelmiş olan hey’et-i murahhasa (yetkili kurul), Epirliler’in metâlibini (isteklerini) Düvel-i Mu’azzama (Büyük Devletler) süferâsına (temsilcilerine) arz etmişler (sunmuşlar) ise de; Devletler’in cevabını beklemeden i’lân-ı istiklâl edilmiştir (bağımsızlık duyurusu) yapılmıştır.

Yûnân Hükûmeti, Devletler’in kararına ittibâ’en (uygun olarak) cenûbî (güney) Arnavudluk’dan askerini çekmeğe mübâşeret edildiğini (başlandığını) Düvel-i Mu’azzama’ya (Büyük Devletler’e) ihbâr etmiştir.

--

Sırbistan’ın Zâyi’ât-ı Harbiyyesi

(Savaş Kayıpları)

 

Her iki Balkan muharebesi (savaşı) esnasında Sırb ordusunun ne mikdar zâyi’âtı (kayıpları) olduğu Sırb Harbiyye Nâzırı (Savaş Bakanı) tarafından İskobçina Meclisi’nde beyan edilmiştir.

Nâzır’ın (Bakan’ın) beyânâtına (bildirdiğine) göre Osmanlı – Sırb muhârebesinde (savaşında) Sırblılar’ın zâyi’âtı (kayıpları) beş bin maktûl (ölü) ve on sekiz bin mecrûh (yaralı) olduğu gibi, Sırb-Bulgar muhârebesinde de sekiz bin maktül (ölü) ve otuz bin mecrûhdan (yaralıdan) ibarettir.

Mecrûhların (yaralıların) üç bin kadarı muahharen (sonradan) vefat ettiği gibi, muhtelif hastalıklardan vefat edenlerin adedi on iki bine; ve kolera vefeyâtı (ölümleri) da dört bin üç yüz adedine (sayısına) bâliğ olmuştur (ulaşmıştır). Bu hesaba göre Sırb ordusundan her iki muhârebe (savaş) neticesinde (sonucunda) otuz iki bin kişi maktül olmuştur (ölmüştür).

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.