Cyprus Today sol
  • 01 Ağustos 2017, Salı 13:28
Hüseyin VedatAĞLAMAZ

Hüseyin Vedat AĞLAMAZ

Bir iletişim aracı olarak bilginin önemi ve neden okumak zorundayız!

Her ne kadar çağımız iletişim çağı da olsa, insanoğlu ve canlılar, var oldu olalı hep iletişim vardır ve canlılar var olduğu sürece de hep varlığını sürdürecektir. Aradaki tek fark, insanoğlunun gelişim çizgisine göre iletişimin de şeklinin yeniden ve yeniden şekillenmesidir.

Yaşamın neresini ele alırsanız alın, hep karşınıza iletişim çıkar. Pozitif ve negatif anlamda karşımıza çıkan iletişim her zaman bu iki şekliyle var olmuştur. Genel anlamda pozitif iletişim içinde sürekli bir entellekyayı (bilgiyi) barındırırken, negatif iletişim de içinde bilgisizliği barındırır. İşte bu yüzden sağlıklı, etkili ve pozitif bir iletişim için her türden bilgiyle donanmalıyız. Bunun için de sürekli ama sürekli okumalıyız. Hatta yaşamımızı planlarken en büyük önceliğimiz okumak olmalıdır. İnsanoğlunun yaşam serüvenine bakacak olursak bütün eylemlerinin başında anlaşılmak gelir.

Bu o kadar yoğundur ki yaşamımızda, nerdeyse onunla yatar onunla kalkarız. Bu yoğunluğu o kadar dorukta yaşarız ki çoğu zaman anlaşıldım mı anlaşılmadım mı acabalarında ömür tüketiriz. Ve belirsizlik adeta bir karabasan gibi sarar ruhumuzu. O kadar ki hiç aklınıza gelmeyecek insanların iletişim problemleriyle karşılaştığınızda adeta şok geçirirsiniz. İşte bütün bunların kaynağında eksiklik vardır. Yani bilgi eksikliği.

Eksik bilgilerinize rağmen bir şeyleri anlarmış gibi yapmak da insanoğlunu bu acaba karabasanından kurtaramaz. Çünkü insanoğlunun asla kandıramayacağı tek şey kendisidir. İşte yaşam denen serüvenin en zor kısmı bunlardan mütevellittir. Halbuki yaşam o kadar basit ve de anlaşılırdır ki, işi bu kadar zorlaştırmanın hiçbir anlamı yoktur. İhtiyacımız olan şey bilgi. Ve bilgi her yerde sizin onu en basit şekliyle edinmenizi bekliyor. Yapmamız gereken sadece ve sadece yaşamımızı planlamak. Bunu en kolay yöntemi ise zaman yönetimidir. Bu noktada insanoğlunun o kadar çok yanlış algısı var ki, zamanı yönetmenin bir akademik yönelim olduğu yanılgısına da sahiptir.

Aslında bunda biraz da sistemin rolü var ama yine de zamanı yönetmek bireyin kendi ukdesinde bir sorumluluktur. İşe hemen şu şekilde başlayabiliriz. ‘Yatmadan önce her akşam 5 sayfa kitap okuyacağım’ demek bir zaman yönetimidir. Veya her gün ‘yarım saat ben kimim, varlık nedenim nedir?’ sorularına da cevap aramak bir zaman yönetimidir. Ya da her gün ‘ülkemde veya şehrimde bulunan bir tarihi eserle ilgili bilgi sahibi olacağım’ demek de bir zaman yönetimidir. Ve bilin ki bunun sonu da yoktur.

İşte bu yüzden yaşamımızı daha anlamlı kılmak için bu zaman yönetimi denen ve hiçbir akademik formasyon gerektirmeyen kavramın içine atmalıyız kendimizi.
Başında da belirttiğim gibi sağlıklı, etkili ve pozitif iletişim için bilgiyi edinirken en büyük eylemimiz de okumaktır. Ama nasıl?
Birçok insana göre, okumak dendiği zaman akla gelen ilk şey “kitaptır”. Ve pek tabii ki birçok bilgiyi de kitaplardan ediniriz. Fakat okumak, salt kitap endeksli değildir. Dinlemek de bir okuma biçimidir. Bunun yanında görmek de. Hissetmek de. Koklamak da. Tatmak da. Yeter ki nasıl dinlemeniz, nasıl görmeniz, nasıl hissetmeniz, nasıl koklamanız ve nasıl tatmanız gerektiğini öğrenin. Bunun için hiçbir akademiye ihtiyacınız yoktur. İhtiyacınız olan şey duyularınızın farkında olmaktır. Daha doğrusu yaşamı bütün güzellikleriyle algılayan ve her insanın en önemli argümanı olan bedenimizi tanımaya ve anlamaya çalışalım. Çünkü bu hayatta sahip olabileceğimiz en muhteşem enstrümanımız bedenimiz ve ruhumuzdur. Ve onun da ihtiyaç duyduğu tek şey bilgidir.
İşte bu yüzden okumak zorunluluğumuz var. İlk önce kendimiz, daha sonra da yaşamı oluşturan her şeye karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek için.
Günümüz vahşi kapitalizminin bireye dayattığı tüketim çılgınlığını düşünecek olursak bilgilenmenin gereği daha da önem kazanmıştır. Gel gelelim bilgi çağında bireyin bilgisizliği de insanoğlunun şu sıralar yaşadığı en büyük paradokstur. Ve bundan daha absürt bir durum olamaz bence.
İşe, kendimize şu soruyu sorarak başlayabiliriz. Kapitalizm, hiçbir baskı yapmadan bize ön gördüğü yaşam biçimini neden kabulleniyoruz. Aslında en can alıcı soru da budur. “Algı operasyonlarıyla” ve en büyük hedefi bilinçaltımız. Bunu her gün gözümüze soktuğu görsel ve işitsel algı operasyonlarıyla (propagandayla) yapıyor. Bunun için önce bilinçaltının nasıl çalıştığıyla ilgili bilgi sahibi olmanız lazım. İnsan sadece bilince sahip değildir, bunun yanında yirmi dört saat hiç durmadan çalışan ve kayıt yapan, çoğu zaman da bilince yön veren bir insani varlıktır. Bilinçaltı her ne kadar da yirmi dört saat kayıt yaparsa yapsın en hızlı tepki verdiği üç temel kavram vardır. 1. Dehşet,  2. Ölüm,  3. Seks (cinsellik). İşte kapitalist algının başarısındaki üç temel öğe. Bunu için sizlere önerebileceğim ve bana göre bu alanda yazılmış en anlaşılır kitaplardan biri olan Ahmet Şerif İzgören’in “Eşik Altı Büyücüleri” kitabıdır. İddia ediyorum bu kitaptan sonra yaşamınız çok daha anlamlı ve anlaşılır olacaktır. Ve hem okumanın, hem de okuma zorunluluğumuzun neden gerekli olduğu algısını yükleneceğiz. Şimdiden herkese, daha aydınlık ve daha adil bir dünya için iyi okumalar dilerim. Kitabı daha iyi anlamanız için önsözünü sizlerle paylaşmak çok doğru olacak diye düşünüyorum.

“Propaganda iyi ya da kötü değildir, doğru ya da yalan olması gerekmez. Propaganda bir yöntemdir. İnanların fikirlerini, duygularını, bakış açılarını ve davranışlarını sponsoru adına değiştirmek için yapılan tüm çalışmaları içeren bir yöntem! Uygulamaları korkunç ya da sınır tanımıyor olabilir. İnsanları dişleri arasında ezebilir. Hedefe giderken ne gerekiyorsa yapar. Ama ilginçtir; iyi ya da kötü diyemezsiniz. Tek kurtuluşunuz ise hazır olmaktır. Eğer okumayı bilmezseniz sizi bir parçası haline getirir. Ve beyninizle oynar. Birileri çaresiz insanları güç için öldürürken, siz özgürlük savaşı zannedersiniz. Birileri ülkenizi sömürürken, siz refahımız artıyor zannedersiniz. Daha kötüsü birileri dünyayı yok ederken, siz her şey iyiye gidiyor zannedersiniz. Hadi perdeyi aralayalım. Sakın ses çıkarmayın. Bizi fark etmesinler…”

“Her zorunluluk, içinde zorluğu barındırır. Dünyada tek zorunluluktur okumak; içinde zorluğu değil güzelliği ve aydınlanmayı barındıran”.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 28 18 7 3 34 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 28 16 5 7 18 53
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 28 16 5 7 15 53
4 BİNATLI YSK 28 14 7 7 19 49
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 28 11 11 6 8 44
6 BAF ÜLKÜ YURDU 28 11 8 9 14 41
7 LEFKE TSK 28 12 5 11 11 41
8 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 28 13 2 13 2 41
9 CİHANGİR GSK 28 11 6 11 2 39
10 TÜRK OCAĞI LİMASOL 28 12 2 14 2 38
11 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 28 10 7 11 3 37
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 28 10 2 16 -25 32
13 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 28 8 7 13 -15 31
14 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 28 5 8 15 -32 23
15 YALOVA SK 28 5 7 16 -21 22
16 OZANKÖY SK 28 4 7 17 -35 19
yukarı çık