Cyprus Today sol
  • 29 Kasım 2017, Çarşamba 9:30
Hüseyin VedatAĞLAMAZ

Hüseyin Vedat AĞLAMAZ

Kıbrıs’ta mutluluğun resmi ve resmi olan görece mutluluklar!

Sormaya kalksanız ‘mutluluk nedir’ diye sanırım 7.5 milyarlık cevap alırsınız. O kadar görecedir ki mutluluk, birine göre mutluluk diye bilinen şey bir başkasına göre mutsuzluk olabiliyor.

Neyle mutlu olur insan sorusundan önce yaşamın anlamını sorgulamak belki ulaştırır bizi mutluluğun en anlamlısına. Tarih boyunca birçok filozof bu sorunun cevabını, belki cevaplarını aramış ve/veya sorgulamıştır. Bu biraz da Tolstoy’un “insan ne ile yaşar” sorgusuyla da alakalıdır. Mutluluk bir ihtiyaç olgusu veya kavramı sayılabilir mi? En basit şekliyle uzun saatler aç veya susuz kalan bir insanın yemeğe ve suya ulaştığı an verdiği tepki mutluluk sayılabilir mi? Özlenene ulaşmak mutluluk mu? Fakat yine susayacak ve acıkacak olmamız özlenene ulaştığımızda yaşayacağımız mutluluğu mutsuzluğa dönüştürebilir mi? Burada vurgulamaya çalıştığımız şey fiziksel biyolojik bir ihtiyaçtır ve sürekli tekrarlanan bir döngüdür. O zaman döngüye dayalı mutlulukla mutsuzluk paradoksal eğilimler içerir.

Bu noktada ruhsal ihtiyaca dayalı arzularımıza bakarsak, her ne kadar ruhsal veya spritüel olsa da burada da  fiziksel ve biyolojik ihtiyaç söz konusudur. Bu ruhsal ama fiziksel ve biyolojik olan ihtiyacın hiç bitmeyeceğini düşünürsek bu noktada da yakalayacağımız ihtiyaç, mutluğu ve mutsuzluğu içinde barındırır. Nereye bakarsanız bakın bu yaşamın her noktasında vardır ve bir realitedir.

Peki mutlulukla mutsuzluk arasında, belki de bu güne kadar hiç aklımıza gelmeyen başka bir şey var mıdır? Belki var belki yok, bu noktada bile bu ikilem yaşamımızı meşgul edecektir. Aslında ne yaşarsak yaşayalım yaşam denen serüvenimiz hep bunlarla dolu olacak. Bu da felsefenin en temel meselesini oluşturur. Sizleri bayağı gerilere götürerek, oralardan buralara bir yolculuk yapalım. Tarih de ünlü filozoflar bunun için ne dediler. Dedikleri mutlak mı kaldı yoksa dönüştü mü? Yoksa hala bu gün felsefe bunları tartışıyor mu?

Mesela Platona göre yaşamın anlamı;“bilginin en yüksek biçimine ulaşmaktır” Bu da “iyi ideası”dır. Tüm iyi şeyler değerini iyi ideasından alır. Aristoteles, tüm yeteneklerin ve sorgulamaların ve dahi her etkinlik ve etkinlik seçiminin bir iyi hedefi olduğunu düşünür. “İyi”nin, tüm çabanın amacı olması bu yüzden haklıdır. Her şey bir amaçla yapılır ve bu amaç “iyi”dir. Kiniklere göre doğayla uyum içinde erdemli bir yaşam sürmek yaşamın anlamıdır.

Nietzsche, hayatın objektif bir anlamının olmadığını söyler. Onun için sonsuz tekrar edilen bir hiçliktir. Schopenhauer için de hayat boş bir şeydir. Halihazırdaki insan onu abartır. Buda’ya göre hayat bir katlanmadır. Acılarla doludur ve mümkün olan en hafif şekilde geçirmek gerekir. Bunun için iştahı yok etmeli ki acı da yok olsun. Ludwig Wittgenstein, “Doğal süreçlerle meydana gelen gündelik dil ile hayatın anlamı, insanın dünyadaki yeri gibi konular hakkında konuşulabileceğini” söyler. Ancak “anlam belirlenemez”.

Bu konularda bilimsel bir konuşma yapmak imkânsızdır. Yani yaşamın anlamı kesin olarak söylenemez, böyle bir şey ifade edilemez. Terry Eagleton Wittgenstein’dan yola çıkar ve soruyu dilbilimsel eleştiriye maruz bırakır. Mesela, ona göre hayatın anlamı nedir sorusu:  “iyi kötüden daha mı özdeştir” gibi bir sorgulamaya denk gelir

Jeremy Bentham, acı ve hazzı doğadaki iki efendi olarak görür. İşlevsellik Kuralı’na göre en çok insana en büyük mutluluğu getiren şey “iyi”dir. Hayatın anlamı: en büyük mutluluk prensibidir. Herkesi, en çok mutlu etmektir. Albert Camus, “hayatın anlamı en acil meseledir” der. Ona göre hayata katlanıp katlanılamayacağı sorunu en büyük sorundur. İntihar etmek, etmemek kadar anlamlıdır. Yaşamın amaçsızlığı, absürt bir durumu getirir. Bu da desteksiz ve düzgün bir ivmesi olmayan yaşantılarla şekillenir. Bu saçma yaşamda ne yapsanız yeridir. Hayat yabancı ve saçma görünmektedir…

Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabına göre: İnsan yaşamı anlam içermektedir. Yaşamı anlamlı kılmak ve amaçla doldurmak için insanın temel motivasyonu anlam aramaktır. Anlam, insan acı içindeyken bile bulunabilir. İnsanı güdüleyen şey yaşamını anlamlı kılma çabasıdır. Herkes için geçerli evrensel bir anlam yoktur. Her birey için yaşamın anlamı farklıdır. Nihai anlamda yaşam sorunlara doğru çözümler bulmak ve her birey için kesintisiz olarak koyduğu görevleri yerine getirme sorumluluğu üstlenmek anlamına gelir. Bu görevler ve bu nedenle yaşamın anlamı insandan insana ve an be an değişir.

Alfred Adler’e göre yaşamın anlamı; yaşam bütününe katkıda bulunmaktır. Yalnızca tek bir insan için anlam taşıyan bir sözcük aslında anlamsız olur. Her insan önemli biri olmayı amaç edinir. Ancak kendi önemlerinin başkalarının yaşamlarına yaptıkları katkılarda yattığını anlamazlarsa sürekli olarak aynı yanlışı tekrarlarlar. Atalarımızı var eden, onları anlamlı kılan şey bugünkü hayata yaptıkları katkılardır. Öyle ise diğerlerine ne oldu? Sorusu ile sadece kendini düşünen bencil bireyleri hedef alır.

Bütün bu sorular ve cevaplar insanı ilkel yaşamdan modern dünyaya, sistemler kurmaya taşımıştır. Özellikle bu noktada Alfred Adler’in söylediğine dikkatinizi çekmek istiyorum “atalarımızı var eden, anlamlı kılan, bugünün hayatına kattıkları değerlerdir” diyor. Peki bizim atalarımızı mutluluk ve yaşama anlam katma bağlamında ele alacak olursak bugüne nasıl bir değer kattıkları sorusunu sormadan duramayız. Bu güne bakarak aslında neler kattıklarıyla ilgili fikirler edinmek ve bunu üzerinden tartışmak o kadar kolay ki, adeta her birimiz bir ‘HİÇ’le yüzleşiriz. Hiç, hem de kocaman bir hiç. Özellikle yeni jenerasyonların bununla yüzleşmesi, gelecekte mutluluk döngüleri oluşturmalarına katkı sağlayacaktır. Atalarımız kendilerinden sonraki nesiller için ne yaptı? Geçtiğimiz 100 yıla bakacak olursak bu topraklar üzerinde var olmak ve var kalmak için bütün etnik gurupların 100 yıla yakın süre birbirlerini acımasızca katlettiklerini ve bunun adına da var olma mücadelesi dediklerini hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir topluluğun yok oluşu üzerine kurulan her var oluş içinde şiddetle yok oluşu barındırır. Bu gün içinde bulunduğumuz mutsuzluk durumu da bunun tezahüründen başka bir şey değildir. Asıl olan farklılıklarla var olabilmektir. Farklılıkları içselleştirebilmektir. Çünkü farklılıklar aynı zamanda bir zenginlik olup en önemli mutluluk kaynağıdır. Ne kadar çok farklılık o kadar çok mutluluk.

Her ne kadar da mutluluklarımız bir döngüye bağlıysa ve göreceyse de, minimize ve maksimize olacak olanakları yaratmak durumundadır tüm jenerasyonlar. Toplu olmanın ve toplu yaşamanın gereğidir bu. Salt biyolojik bağı olanların mutluluğu için çaba sarf edilirse geleceğimiz nokta şu andan daha da vahim olacak. Bireysel, ailesel ve zümresel mutluluklar her daim görecedir ve resmidir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 28 18 7 3 34 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 28 16 5 7 18 53
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 28 16 5 7 15 53
4 BİNATLI YSK 28 14 7 7 19 49
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 28 11 11 6 8 44
6 BAF ÜLKÜ YURDU 28 11 8 9 14 41
7 LEFKE TSK 28 12 5 11 11 41
8 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 28 13 2 13 2 41
9 CİHANGİR GSK 28 11 6 11 2 39
10 TÜRK OCAĞI LİMASOL 28 12 2 14 2 38
11 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 28 10 7 11 3 37
12 GENÇLİK GÜCÜ TSK 28 10 2 16 -25 32
13 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 28 8 7 13 -15 31
14 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 28 5 8 15 -32 23
15 YALOVA SK 28 5 7 16 -21 22
16 OZANKÖY SK 28 4 7 17 -35 19
yukarı çık