Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Hüseyin Vedat AĞLAMAZ

Hüseyin Vedat AĞLAMAZ

11.07.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Okuma - yazmanın sosyolojisi ve okuyanın konumu…!

“Yaşamak bir haktır. Ve her insan eşit koşullarda bu hakka sahiptir. Bu yüzden yaşama hakkı kötüye kullanılır sorgulanmazsa”…  Bernard Shaw.

Okumak; yazmanın en temel argümanlarından biridir. Hatta o kadar ki, okumuyorsanız yazmanız imkansızdır.   O yüzden yazmanın en temel argümanlarından biri olan okumayı düzenli, hatta bunu bir sistematiğe bağlayarak yapmalısınız. Hatta iyi bir zaman yönetimiyle hiç tahmin edemeyeceğiniz sayfa sayılarına ulaşıyorsunuz. Kendimden örnek vererek bunu sizlerle paylaşmak isterim. Yaklaşık 40 yıllık bir zaman dilimine yayılan okuma serüvenimin 35 yılı zaman yönetimi prensipleriyle gerçekleştirdim.  Her gün 15 sayfayla başlayan bu disiplin, bir yıl sonra, size ilginç gelecek ama, kendiliğinden 50 sayfaya çıktı. Bunun en büyük nedeni fark ettikçe bilgiye olan susamışlığımdır. O gün bu gündür bu standardımı hiçbir şekilde kaybetmedim. Fazlası oldu ama hiçbir şekilde azalmadı. Bu o kadar muhteşem yansıyor ki kişiliğinize, kendinize şaşırmaktan kendinizi alamazsınız. Genellikle buna benzer örnekleri her platformda vermeyi de asla ihmal etmiyorum. Okumak sizi konumlandırır. Konumunuz okumanın size kattığı değerlerle zenginleşir. Zenginliğinizin temeli bilgiye dayalı olduğundan statünüzde yeni yeni anlamlar yüklenir. Bu, her okuma gerçekleştiğinde statünüz yeniden ve yeniden anlamlanır. Ve bir anlam bütünü içerisinde sosyal bir varlık olmanın gereklerini yerine getiren sosyal bir birey olursunuz. Bu sizi belki yazmaya, belki de paylaşmaya yöneltecektir. Sonuçta yazmak bir kitapla veya bir makaleyle veya ne bileyim bir bildiriyle şekillenecektir. Bu size yeni bir konum sağlayacaktır. Artık okuyanın yanında bir de yazansınız. Eğer okumanızı nitelik temeli içerisinde gerçekleştirdiyseniz, yazdıklarınız da nitelik kazanacaktır. Okumaya yeni başlayanların bunu anlaması nerdeyse imkânsızdır. O yüzden yazarken her daim hedef almamız gereken kitle bu kitle değildir.  Bunun ötesine geçmiş ve yazıda nitelik arayan okuyucudur. Çünkü nitelikli okuyan yazarın yazdığını sahiplenendir de ayrıca. Bu yüzden yazarlar arasında söyle bir söylem var. Özellikle şairler arasında bu söylem daha yaygındır. “yazdıklarım artık benim değildir. Okuyanındır”

Doğru okuma nedir? Nasıl başlar…

Her ne kadar bazı istisnalar olsa da okuma genelde küçük yaşlarda ve pek tabi ki ailede başlar. Ve bir ihtiyacın ürünüdür. Tarih boyunca birçok filozofun temel aldığı felsefelerden biri de “KENDİNİ BİL” felsefesidir. Bu aynı zamanda varoluşçuluğun da temelini oluşturmaktadır. Var olmak ve var kalmak insanoğlunun en temel felsefesini oluşturmaktadır. Hemen hemen her bireyin yönelimini bu iki temel felsefe oluşturmaktadır. Ama nasıl? Bilgiye dayalı bir erdemle mi, yoksa etrafımızda ne olup bittiğini anlamadan gelişi güzel var olmak mı? Okudukça ve okuduklarımızı sorguladıkça, insanı insan yapan o erdem denen mertebeye ulaşırız. Bu aynı zamanda doğanın bir parçası olduğumuz algısını da yüklenmemizi sağlar. İnsanoğlunun geçirdiği son 150 yıllık sürece baktığımızda, sanayi toplumu olmaya başladığımız andan itibaren ve sanayi toplumu olmanın ortaya çıkardığı yenidünya düzeninde sistematik bir şekilde okuma biçimlerinin değişmesi ve nitelikli bireyi ortaya çıkaran yöntemlerin yeni kapitalist algıyla yeniden şekillenmesi insanoğlunu doğadan koparmıştır. Sanayi toplumuyla birlikte ortaya çıkan kapitalist sistem, sorgulamayan, daha çok tüketen bireylere ihtiyaç duyduğundan okuma biçimleri de buna göre şekillenmiştir. Yani kapitalist sistem bireyi yeni yöntemleriyle doğadan kopararak hem ürettiğini daha çok satmaya hem de insanın doğayı katletmesini sağlamıştır. Aslında günümüz insanının vermesi gereken en büyük mücadele kapitalizmin bu yöntemlerine karşı vereceği mücadeledir. Bunu da yapmanın en temel argümanı, yaşınız kaç olursa olsun, okumuyorsanız, okumaya başlamanızdır. Ve pek tabi doğru okumanızdır. İnsan oğlunun son 150 yıl dünyada yaşadığı her vahşetin ve kriminalitenin sorumlusu kapitalizmin ta kendisidir. Özelikle geçtiğimiz 50 yıl içerisinde teknolojiyi de tekeline alarak daha da vahşileşmiştir. O kadar ki insanı insan yapan her argümanı ukdesine almıştır. Medya başta olmak üzere, eğitim, üretim, kültür, sanat, sağlık ve bilim onun yasalarıyla şekillenmiştir.

Yani içinde insan olmayan yöntemlerle. Hele son dönemlerde dünyanın dört bir yanında bulunan tüm üniversitelerin sistemlerini de ukdesine alarak varlığını (vahşetini) daha da pekiştirmiştir. Bu yüzden özellikle yeni nesillerin okuma gerekliliği daha da önem kazanmıştır. Ve özellikle yeni nesillerin şunu bilmeye ihtiyacı vardır. Bu dünya sizlerin okumalarıyla yeniden şekillenecek. Sizlerin doğru okumalarıyla birçok canlının nesli tükenmeyle karşı karşıya kalmayacak. Sizlerin doğru okuması milyarlarca insanın açlıkla mücadelesini ortadan kaldıracak. Adalet olgusu sizlerin doğru okumasıyla yeniden yeşerecek. İnsanı doğayı ve tüm canlı yaşamı yok sayarak varlığını korumaya ve konumunu muhafaza etmeye çalışan ve her gün tüm insanı daha da onursuzlaştıran kapitalizmi okumalı ve öğrenmelisiniz. Bu yeni nesillerin en büyük sorumluluğudur. “Okuyorsan öğrenirsin. Öğrenirsen fark edersin. Fark edersen anlarsın. Anlarsan her türlü kötülüğü önlersin.” İşte bu insanı insan yapan en temel argümandır. Bunun tersi benciliktir. Vahşettir. Ve günümüz insanının şu an içinde bulunduğu vahşette bilmemenin, okumamanın tezahürüdür.

Unutmayın okuduklarınız kadar varsınız.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.