HUNKAR SAG GIYDIRME
İhsan Erol ÖZÇİL

İhsan Erol ÖZÇİL

01.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Patatesin serüveni

Adamızda oldukça fazla yetişen sponda cinsi patates vazgeçemediğimiz ürünlerin başında gelmektedir ve ada dışında da ihraç ürünlerin içerisindedir.

Fastfood gıda ürünlerinde kullanılan patates de sponda cinslerindendir. Çünkü sponda cinsi patates her türlü pişirme yöntemine uygundur.

Artık marketlerde de kırmızı tatlı patatesi de görmekteyiz. Belki yakın zamanda adamızda da kırmızı tatlı patates yetiştirilmeye başlanır.

Fırın kebabı, sulu kebap patatessiz düşünülemez. Eskiden patates sadece Amerika kıtasında yetiştirilmiş bir bitki sayılıyordu. Dolayısıyla Avrupa, Asya ve Afrika bu harika yiyecekle çok sonradan tanışmış bulunuyor. Amerika yerlileri dışında patatesi ilk görenler İspanyol istilacılar olmuş.

Bunlardan biri olan Pizzaro 1530’ların başında Güney Amerika’ya gittiğinde, İnka Kızılderililerinin temel gıdalarından biri olan patatesi de gördü ve onu İspanya’ya getirdi.

Patates İspanya’da yerlilerin verdiği adla “patata” olarak tanındı. Ancak patatesin bir yiyecek olarak burada pek fazla bir beğeni ile karşılanmadığını da tarih kitapları yazmakta.

Patatesin kaderinin değişmesi İspanyolların bu bitkiyi İtalya’daki kolonilerine götürmeleriyle başladı. Kolay yetişen bir sebze olarak ilgi gördü ve geniş alanlarda üretilmeye başlandı.

Yine de patates İtalya’da uzun yıllar boyunca bir köylü yiyeceği olarak kaldı. İtalya’dan Fransa’ya, Almanya’ya ve oradan da Rusya’ya ulaşan patates, buralarda da aynı kaderi paylaştı.

Aynı yıllarda İngiliz kaşif Sir Walter Raleigh de Kuzey Amerika’da Virjinya bölgesinde patatesi bulmuş ve İngiltere’ye getirmişti. İngilizler, yanlış bir inançla, bu bitkinin zehirli olduğuna inandılar ve patatesi yüzyıllarca birçok çiçek olarak saksılarda yetiştirdiler.

19. Yüzyılın başına kadar Avrupa’da ancak yoksul köylüler patatesi yemeklerinde kullanmaktaydı. Ürünün geri kalan kısmı ise büyükbaş hayvanlara yem olarak verilmekteydi.

Patatesin kaderini değiştiren kişi, Fransız kimyacı ve ziraatçı Antonie Augustin Parmentier (Antuan Ogustin Parmantiye) oldu. Vestfalya’da savaş esiri olarak kalan Parmentier patatesle ilk kez burada karşılaştı. Kısa zamanda bu harika yiyeceğin yararlarını fark etti.

1727 yılında Fransa’da görülen açlığa karşı çare aranması sırasında Parmentier Besançon Akademisi’ne patatesin yararları üzerine bir tez sundu. Tezi ödül kazandı. Parmentier 1778 yılında patatesin yararları üzerine bir bilimsel eser yayınladı.

Dönemin önde gelen bilim ve sanat adamları kendisini destekledi. En önemlisi, devrin Fransa’nın kralı XVI. Louis’in desteği oldu. Aşçılar bu sebzeyle yemekler icat ettiler.

Bu sırada Avrupa’ya giden Türkler orada patatesi görüp tanıdılar ve patates yemeklerini tattılar. Patates bir süre Avrupa’dan ithal edildi.

Daha sonra Türklerde İstanbul’a yakın bir yerde patates üretilmesi için girişimlerde bulunuldu ve Adapazarı civarında ilk deneme istasyonunu kuruldu.

Adapazarı’nda patates yetiştiriciliği böylece başlamış oldu. Zamanla patatesi geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesi sayesinde bu sebze Türk mutfağında kendisine daha geniş bir yer bulmaya başladı.

Bize özgü patates yemekleri yapılmaya başlandı. Türk mutfağı da patatessiz düşünülemez hale geldi.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.