KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
KIBRIS Başyazı

KIBRIS Başyazı

23.09.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Çözüm istemek veya istememek nedir?

Kıbrıs sorununa çözüm bulma çalışmalarında önemli bir döneme girildi.

2004 Annan Planı referandumundan sonra, ilk kez bu kadar çözüme yaklaşıldı.

Gerçi söylenenlerle gerçeklerin bir birini tutmadığını, aslında ortadaki durumun gösterildiği kadar iyi olmadığını iddia edenler de var.

Elbette her şeyin düzeldiği, son noktaya gelindiği söylenemez ama yıllardır müzakereler bu kadar düzeyli olmadı...

Arada mutlaka bazı sorunlar yaşandı, geri planda kriz senaryoları, felaket tellalları da oldu her iki kesimde.

Kötü şeyler olsun, her şey berbat olsun, çözüm çabaları yarıda kesilsin diye çok uğraşanlar oldu.

Hem güneyde hem kuzeyde, nifak tohumu ekmeye çalışanlar oldu fazla tarafından.

Başardılar da bazen ortamı kara bulutlu yapmaya.

Güney Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türklere yapılan ırkçı saldırılar sadece güneyde bazı delilerin yaptığı saçmalıklar değildir, kuzeye etkileri olan hareketlerdir.

Kuzeyde çözüm isteyen insanları korkutan, çözüm istemeyenlerin “İşte Rumlar bu, bunlarla yaşanır mı?” denmesine sebebiyet veren yaklaşımlardır.

Yine Güney Kıbrıs gazetelerinin yazdığı felaket senaryoları, yine kuzeydeki çözüm yanlılarını korkutmaktan, yine çözüm olmasını istemeyenlere malzeme vermekten başka işe yaramaz.

Kuzey Kıbrıs’ta da felaket senaryoları yazanlar, harita dağıtanlar var ama hem kuzeyde hem de güneyde tüm yalanlar mutlaka anlaşılacaktır, asıl olan gerçeklerdir.

Önemli olan Kıbrıslı Türklerin kabul edebileceği, halkımızı fazla mağdur etmeyecek, iki bölgeliliği ve garantileri sulandırmayacak bir çözüm bulunmasıdır. Tabii Kıbrıslı Rumların da kabul edeceği bir çözüm olacağını da aklımızdan çıkarmamalıyız. İleride bozulmayacak, yeni sorunlar yaratmayacak bir çözüme varılmalıdır.

Belki yılsonuna kadar çözüm bulunacağının söylenmesi birçok kişiye ütopik gelebilir ama en azından 2017 içinde bir çözüm bulunmalıdır.

Bu ülkenin insanları çözüm için çok bekledi, artık daha fazla bekleyecek, artık yeniden müzakereler yapılmasını, tüm konuşulanların yeniden konuşulmasını bekleyecek sabra da güce de sahip değildir.

Sonsuza kadar müzakere yapılamaz, sonsuza kadar “çözümcülük”, “barışçılık” oyunu oynanamaz.

Mevcut durumdan şikayet ediyoruz, çözümsüzlüğün acısını çok çektik, yaşadığımız devlet tanınmıyor diye ülkede yaşanmadık saçmalık kalmadı.

Çözüm bulunamayan tanınmamış ülkede her türlü olumsuzluğu yaşadık, halen de yaşıyoruz.

Dönün de 1974’ten bugüne neler yaşadığımıza bir bakın, yığınla utanç tablomuz var, yığınla skandal, yığınla bir dünya ülkesinde olmayan hak etmediğimiz olay var.

Kıbrıs Türk halkı yıllarca çok sıkıntılar çekti, şimdi geriye baktığında “Onca sıkıntıyı bazı kesimlerin ülkeyi paylaşmasına, halkımızı hak etmediği durumlara düşürmesine tanık olmak için mi çektik?” diye soruyor.

Bu ülke uyuşturucunun, kadın ticaretinin, kumarın, kaçakçılığın, rüşvetin merkezi olsun diye mi cephelerde gençliğini tüketti insanımız?

Değerlerine sahip çıkmayan, doğasını, tarihi eserlerini, denizini, dağını yok etsin, bir birine zerre saygısı olmayan gelecek nesiller yetişsin diye mi şehitler verdik?

Savaşta kaybetmediğimiz kadar insanı trafik kazalarından, kanserden, kalp krizinden kaybedelim diye mi analar ağladı? Nerelerden geldiğimizi ve neler hedeflediğimizi bilerek hareket edelim.

“Çözüm istiyorum” ya da “istemiyorum” demek kolaydır ama neden isteyip, neden istemediğimize iyi bakmalıyız.

“Çözümcüler” veya “Çözüm istemeyenler” diye sınıflara ayrılmak değildir isteğimiz, bize fayda sağlayacak olan bu değildir.

Ne istediğimizi bilmeliyiz, bu toplumu ileriye taşıyacak, içine kapalı, asalak görünümlü tüketen bir toplum değil, çalışan, üreten, dünyalı olmak isteyen, dünyanın nimetleri için çaba sarf eden bir toplum olmalıyız.

“Çözüm istemiyorum” deyip de içinde bulunduğu sistemden şikayet eden de “çözüm istiyorum” deyip de hiç çaba sarf etmeyen, çözüm olacak bir ülkede yaşamayı hak edecek bir çaba göstermeyenler de dürüst değildir.

“Çözüm istiyorum” ya da “istemiyorum” demek kolaycılığından vazgeçilmelidir.

Ne dünyaları isteyeceğiz çözüm için ne de kendimizi azınlık durumuna düşüreceğiz.

Liderler, New York mesaisi yapıyor şu günlerde, herkes olumlu bir sonuç alınması için oralarda ilk adımlar atılmasını bekliyor.

Bu ülkeyi gerçekçi bir çözüm güzel günlere taşıyacaktır, bunun için herkes, her bir birey anlamlı katkılar koymalıdır.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.