HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
KIBRIS Başyazı

KIBRIS Başyazı

29.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Hükümette kriz mi demiştiniz?

Bazı gazetelerimiz "hükümette kriz" olduğunu yazdı...

Neden?

Çünkü, hükümeti oluşturan iki parti, bir yasa tasarısı konusunda "zıtlaştı" da ondan...

Demokratik hukuk devletlerinde, gazetelerin yazdığı doğrudur ama bizde değildir.

Neden?

Çünkü, bizde hükümet, "dilediğini yapabilir" bir hükümet değildir.

Mesela krize sebep olan konu, KTHY ve Eti'nin eski çalışanlarının bazı sosyo - ekonomik hakları ile ilgili yasanın geçirilmesi konusudur.

DP kanadı; "... Bu yasa geçerse, 2017'de hiç istihdam yapamayız" demiştir.

Neden hiç istihdam yapılamayacak?

Çünkü, Türkiye ile yapılan protokol gereği öyle de ondan...

Yani bir anlamda Türkiye aslında bu yasanın geçmesi taraftarı değildi...

Peki, "Türkiye'ye rağmen mi bu yasa geçti?"...

Yani yukarıda söylediğimiz, "... bizde hükümet, "dilediğini yapabilir" bir hükümet değildir" iddiamız üç satır sonra baddos mu oldu?

Bunun sorumluluğunu UBP alacak... Zaten Hüseyin Özgürgün, "aldım bile, seçimse seçim" diyor.

Ancaaaak, ben iddia ediyorum ki erken seçim olmayacak.

2018'e kadar kimse seçim beklemesin.

Kriz falan da yoktur.

"Ama saatleri geri almadılar!"...

Yetkileri olduğunu düşünmüyorum. Bu konu sendikalara izah edildi, sendikalar da kabul etti ve mesele kapandı.

Zaten yaz geldiğinde kendiliğinden çözülecek bir konu; dert etmeyin he he he he!

Elektriğe zam!

Bu konu hükümeti yıkar mı?

Hayır!

Çünkü bu da bir kaç gün sonra unutulur gider.

Kısacası?

Evet kısacası, hükümette kriz yoktur...

UBP ve DP, kardeştir; ilk genel seçime de hükümette girmenin geleneksel alışkanlıkları olduğu, bu şekilde oy kazanabildikleri de bilinen bir gerçektir!

Rüşvet-i yüzdelik makamında kumarhane türküleri!

Kimisi çocuğunun okul taksitinden kesecek, kimisi belki de borcunun iki aylık taksitini ödemeyecek...

Kimisi keyfi için gidecek, kimisi arkadaşlarına takılmak zorunda olduğu için...

Efendim, "kumar", Kıbrıslı Türklerin önemli bir bölümünün ciddi bağımlılığıdır.

Bet ofislerde ve casinolarda bu bağımlılık iflaslara hatta intiharlara, ailelerin mahvına dönüşüyor...

Efendim kumarhaneler kapatılsın!

Ne münasebet!

Asla kapatılmasın!

Ama, çok sıkı denetlensin, üyelik sistemine geçilsin, turist oynayacaksa oynasın... Bunlara karşı olan yok diye düşünüyorum...

Ancak, vatandaş oynamasın!

Bunu ben mi diyorum?

Evet ben de diyorum ama ayrıca yasalarımız diyor!

KKTC yurttaşlarının kumarhaneye girmesi ve oynaması yasaktır!

Giriyorlar mı?

Dringa!

Yani, ülkedeki kumarhanelerin tamamına yakını, KKTC'li kumar tutkunlarına da açıktır.

Yani, ortada bir suç vardır; göz göre göre de bu suçun işlenmesine göz yumulmaktadır!

Anarşi!

Anarşi değil midir bunun adı?

Yasak olduğu halde, özellikle içinde bulunduğumuz "yılbaşı dönemi" günlerinde ve en başta da 31 Aralık akşamı, kumarhaneler Kıbrıslı Türk kumar tutkunları tarafından doldurulacaktır.

Polisi göreve davet ediyorum...

Ve ayrıca, haddim olmadan, Yüce Mahkeme'mize aleni bir kaç soru sormak istiyorum; aflarına sığınarak:

"... Sayın Mahkeme; ben av ruhsatı çıkarmadan ava gittim. Suçluyum. Mahkemeye çıkarılırsam, çok sayıda kumarhanesi olan ve kumarhanelerine kimlik kontrolü yapmaksızın, KKTC vatandaşlarını kabul eden bir patron da suçlu olur mu? Daha doğru bir ifadeyle sorarsam, göz göre göre yasaya aykırı davranan kumarhane patronlarına yasal hiç bir soruşturma açamayan KKTC Devleti, av ruhsatım olmadığı için ava gittim diye beni hapse atar mı?"

"... Kumarhane patronlarının bu ülkede yayın hayatına girmeleri, devlet yöneticilerine diledikleri gibi baskı yapabilmeleri, Rekabet Yasası’na veya başka yasalara aykırı mıdır? Bir kumarhane patronunun, her hangi bir ithalat veya ihracat şirketine, 'sen gazetemde dağıtılmak üzere, bana bedava ürün vermezsen, senin şirketinden otellerime malzeme satın almayacağım' demesi doğru mudur? Yasa dışı mıdır, yasa içi midir? Kapsama alanımızda mıdır, değil midir?"

Bu ülke Dingo'nun Ahırı değilse, polisimiz, 31 Aralık akşamı başta olmak üzere; her akşam kumarhaneleri denetler; tek bir Kıbrıslı Türk bulursa, patronu içeri tıkar...

Ya da; hep birlikte, "... ya ya ya şa şa şa; devletimiz çok yaşa" türküsünü, "rüşvet-i yüzdelik" makamında bir dinleyelim!

Lefke 1974'ten sonra ilk defa mutlu edildi

Kimse inkâra kalkmasın... Kimse, "ben şunu yaptıydım, biz şunu getirdiydik" de demesin.

Lefke'yi, 1974 sonrası tüm yönetimler inkâr etti, ihmal etti...

Oysa, mesela siyaseten en fazla değer verilmesi gereken, en sağlam "Türk Malı" toprakların olduğu bir bölgeydi Lefke...

Çıkmaz Sokak olarak kenara itildi...

O kadar ki, Lefkeli'nin öfkesi, bir kaç yıl önceki o ahlaksız kupa finali maçında, patlama noktasına gelmişti...

Girmeyeceğim o final meselesine...

Geçti!

Lefkeli, o finalde yaşanan iğrençliği, bariz şikeyi kesinlikle affetmiştir ama unutmamıştır...

Evet, Lefke yatırımsız bırakıldı.

Lefke, unutuldu...

Hastanesi bakımsızlığa, doktorsuzluğa terk edildi...

Doktor gönderemeyen kişiler, "Sağlık Bakanı" unvanlarını hiç utanmadan korudu ama...

Lefke'de sivil toplum örgütleri, hiç oturmadı, hiç dinlenmedi...

Lefke'ye hep sahip çıktı.

Seslerini hiç kısmadılar.

Hep haykırdılar...

Sonuçta, tıpkı o sivil toplumları gibi, Lefke'yi çok sevdiğini çok yakından bildiğim Başbakan Hüseyin Özgürgün ciddi anlamda ağırlığını koydu...

KIBRIS'ın dün Başyazı'sında da dile getirildiği gibi, İçişleri Bakanı Kutlu Evren ve ekibi ile meclisteki ilgili komisyon çok hızlı davrandı. Lefke hak ettiğini aldı. İlçe oldu.

Bu karar kâğıt üzerinde kalmamalı...

Lefke, benim doğum kütüğüne kayıtlı olduğum bir ilçedir artık...

Doğduğum hastane Lefke ilçesindedir... Yaşamımın ilk 18 yılının geçtiği, Gaziveren köyü, Lefke kasabası ve Yeşilırmak köyü bu ilçededir...

Çok mutlu oldum.

Doğru bir karar.

Lefke ve bölge insanına 1974 sonrası ilk kez değer verilmiştir...

Aman bu karar öyle havada asılı ya da kâğıtta yazılı kalmasın...

Lefkeliler, bölgeliler, artık "ilçeye" daha sıkı sarılsın...

Büyük sanatçı olmak

Çok genç öldü... 53 yaşında... Çok sorunlu bir yaşamı olduğu da bir gerçek...

Albümleri 100 milyondan fazla sattı...

Aretha Franklin, Ray Charles, Luciano Pavarotti, Elton John ve daha niceleri ile düet yaptı...

Çok büyük bir sanatçıydı... Öldüğü günün ertesinde, İngiliz gazeteleri, neredeyse sayfalarının çok büyük bölümünü O'na ayırdı...

Bazı gazeteler, özel ek hazırladı...

Dünya'nın tüm ülkelerinde ön sayfalardaydı.

O'nu bu kadar büyük yapan sadece sesi ve şarkıları mıydı?

Hayır...

Öldükten hemen sonra, kanser hastalarına, AİDS hastalarına ve çocuklara hizmet veren çeşitli hayır kurumlarına milyonlarca Sterlinlik yardım yaptığı açıklandı... Bu yardımları gizli yaptı ve yaşadığı sürece de kimse bilmedi...

AİDS'li hastalara yardımcı olan Terrence Higgins Trust, Macmillan Cancer Support ve Childline adlı kurumlar bunlardan sadece bazılarıydı...

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.