Cyprus Today sol
  • 18 Mart 2018, Pazar 10:52
KonukYazar

Konuk Yazar

Avrupa Birliği Ortak Savunma Paktı’nın imzalanması Kıbrıs uyuşmazlığına yansımaları

Ali Fikret ATUN
Em. Tümgeneral

 

Avrupa Birliği Ortak Savunma Paktı’nın

imzalanması Kıbrıs uyuşmazlığına yansımaları
 

(geçtiğimiz haftadan devam)

   Kıbrıs’ta bir “de facto” durumun meydana gelmesi, Akritas Planı’nın öngördüğü ENOSİS savaşını yeni bir safhaya taşımış ve Rum-Yunan ikilisini, ENOSİS mücadelesinde, yepyeni bir süreci başlatmakla karşı karşıya bırakmıştır. Bu safhada Rum-Yunan ikilisi, Kıbrıs’ta ENOSİS’i mücadelelerini öncelikle:
   1-KKTC Devleti’nin varlığını son erdirilmesi;
   2-Garanti ve İttifak Antlaşmalarının geçersiz kılınması;
   3-Kıbrıs’ta konuşlanmış Türk askerinin bütünüyle adadan çıkarılması ve onlara göre, “Kıbrıs’ın Türk işgalinden kurtarılması;”
   4-Kıbrıs’ın kuzeyindeki topraklara azami sayıda Rum nüfus yerleştirip, Türklerin, bu bölgede toplanarak oluşturdukları yekpare (homojen) yapının ve Kıbrıs’ta kurulmasına çalışılan “Birleşik Kıbrıs Devleti’nin” “iki toplumlu, iki bölgeli” vasfının ortadan kaldırılması;
   5-Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1964’te aldığı 186 numaralı kararla, Kıbrıs Cumhuriyeti olma vasfının koruması ve onun meşru hale getirilmesi; temel hedefleri üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Bugün hâlâ Rum-Yunan ikilisi, ortaya çıkacak uygun bir ortamda, Batılı büyük devletlerin desteği ve yardımları ile Kıbrıs’ta ENOSİS’i gerçekleştireceklerine inanmaktadırlar. Bu durum muvacehesinde, KKTC Devleti, hâlâ, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmenin arayışı içinde olan Rum-Yunan ikilisinin, AB destekli ENOSİS tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Rumların, ENOSİS emellerine ulaşabilmeleri için zamana ihtiyaçları vardır. Bu nedenle görüşme masasına Kıbrıs uyuşmazlığına adil, tarafları tatmin edecek, kalıcı bir çözüm bulmak üzere değil, ENOSİS’in önündeki engelleri ortadan kaldırmak, adanın Yunanistan’a ilhak edilmesine zemin hazırlamak ve ihtiyaç duyulan zamanı kazanmak için oturan Rum-Yunan ikilisi bu nedenle, uyuşmazlığa bir kalıcı çözüm bulacak siyasi iradeyi ortaya koymaktan kurnazca kaçınmaktadırlar.
   Uzun bir süre pusuda avını bekleyen ve ele geçirdiği ilk fırsatta ona saldıran bir sürüngenin sabır ve kararlılığı ile Rum-Yunan ikilisi, Kıbrıs’ta ENOSİS’i gerçekleştirmek için doğacak fırsatlardan nasıl yararlanacaklarını planlamaktadırlar. 1821’den beri Yunanistan, Mora’da, Tesalya’da, Epir’de, Selanik ile Güney Makedonya’da, Girit’te, Drama ile Kavala’da, Ege Adalarında,Trakya’da, Menteşe Adalarında bu metodu başarı ile uygulamış ve her defasında Osmanlı’dan bir parça toprak alıp sınırlarını genişletmiştir. Şimdi de, ENOSİS’i gerçekleştirmek için, bu metodu Kıbrıs’ta uygulamaktadır. Kıbrıs uyuşmazlığına çözüm bulma arayışında Rum-Yunan ikilisi, Türkiye’nin siyasi, ekonomik, askeri ve sosyo-kültürel yönlerden zayıf düşeceği zamanı; bir başka deyişle, ENOSİS için uygun ortamın oluşmasını beklemektedir. Bu süreçte Rumlar, kendilerini güçlü kılacak her türlü tedbiri alırken; Kıbrıs Türk halkını zayıf düşürmek, yabancı ülkelerle dostluk kurmalarını engellemek; birlik beraberlik içinde hareket etme olanak ve yeteneklerini ortadan kaldırmak için her çareye başvurmakta, Kıbrıs Türk halkı arasına nifak tohumları ekmekte, “halk, hükümet, devlert” üçlüsünün ortak hareket etme ve ortak karar almalarını engellemek için her yolu denemektedirler. Bunun yanı sıra, BMGK’nin, 186/64 sayılı kararını istismar ederek Kıbrıs Cumhuriyeti’ne tek başlarına sahip çıkan Rumlar, adada yegâne meşru devlet olduklarını iddia etmekte; Bu sıfatı pekiştirip, meşru hale getirmek için, Doğu Akdeniz’de, tek başlarına, Lübnan, İsrail, Mısır ile anlaşmalar yapmakta; Kıbrıs’ın güneyinde “Münhasır Ekonomi Bölge” sini (MEB) ilan ederek burayı parselleyip, bu bölgede, uluslararası şirketlerle doğalgaz ve petrol arama anlaşmaları imzalamaktadırlar.n
   Bilindiği üzer, Jeopolitik konumu ile Akdeniz, Avrupa’nın yumuşak karnının altı ve en zayıf yeridir. Bu nedenle Avrupa’nın güvenliği Akdeniz’den gelmesi muhtemel her türlü tehdit ve tehlikeye karşı açıktır. Ayrıca, Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan enerji kaynakları Avrupa’nın ağır endüstrisinin can damarı olup, ekonomik kalkınmasının devam ettirilmesi için yaşamsal önem arz etmektedir. Bu nedenle AB, güvenliğini sağlamak ve Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan enerji kaynakları ile nakil hatlarını kontrol ve denetim altında bulundurmak için Akdeniz havzasında deniz hâkimiyeti kurma politikası izlemektedir. Bu amacına, ancak, Kıbrıs’ı AB’ne üye yapmakla ulaşabilecektir.
   Kıbrıs uyuşmazlığına, “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin İyi Niyet Görevi” çerçevesinde çözüm arayışında ENOSİS emellerine ulaşamayan ve Kıbrıs’ta ENOSİS’i gerçekleştirmek için, uluslararası alanda destek bulma arayışı içinde olan Rumlar, 3Temmuz1990’da, Kıbrıs’ın tamamı adına, AB’ne tam üyelik müracaatında bulunmuşlardır.
   Görüldüğü üzere, AB’nin Akdeniz’deki çıkarları ile Kıbrıs’ta, Rumların ENOSİS menfaatleri örtüşmüş; Türkiye ile Kıbrıs Türk halkının bütün itirazlarına rağmen, AB, Birlik üyesi Yunanistan’la, kapalı kapılar arkasında, kurnazca planlanan bir oyunla, uluslararası antlaşmaları, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’nı, Zürih-Londra Antlaşmaları ile Garanti ve İttifak Antlaşmalarını, hatta, kendi iç hukukunu ayaklar altına alarak, 2004’te, yapılan Annan Planı referandumunda “hayır” oyu kullanan GKRY’ni referandumun hemen sonrasında, Kıbrıs’ın tamamını temsilen tam üye olarak kabul etmiştir. Kıbrıs uyuşmazlığında meydana gelen bu önemli gelişme, 1964’te, BMGK’nin almış olduğu 186 sayılı kararla Rumların adada elde ettikleri sözde tek devlet olma iddialarını pekiştirmiş ve ENOSİS’e giden yolda Rum-Yunan ikilisini en son noktaya taşımıştır. O kadar ki, GKRY’nin AB’ne tam üye olmasının hemen ardından, Yunanistan Başbakanlarından KostasSimitis, “Kıbrıs’ta ENOSİS gerçekleşti” şeklinde bir beyanat vermekten kendini alıkoyamamıştır.
   Böylece, Kıbrıs Cumhuriyeti olma sıfatını kuvvetlendiren GKRY, AB’nin himayesi altına girmiş ve bu safhada, Rum-Yunan ikilisine göre, Kıbrıs uyuşmazlığı AB’nin bir davası haline gelmiştir. Şimdi AB’nin üyesi olan Rumlar, onun himayesinde ve onun desteği ile hükümranlığını KKTC Devleti’nin topraklarına taşıma gayreti ve beklentisi içindedirler.
   AB’nin, NATO’nun alt yapısından yararlanacak şekilde ayrı bir ortak ordu kurması ve ortak savunma sistemi tesis etmesi halinde, Kıbrıs’ın tamamını temsilen AB’nin üyesi olan GKRY, AB’nin kuracağı ortak ordunun ve savunma sisteminin içinde yer alıp, AB ile NATO ile bütünleşebilmek için her çareye başvuracak; bu kurum ve kuruluşları, Kıbrıs’ta ENOSİS’i gerçekleştirmek doğrultusunda sonuna kadar kullanacaktır.
   NATO üyesi olan fakat henüz AB’nin dışında bulunan Türkiye’nin tutumu, GKRY’nin Avrupa’nın ortak savunma sistemi içinde yer alıp, almamasında belirleyici olacaktır. Türkiye, AB’ne tam üye olmadan, KKTC’nin AB’ne tam üye olması Kıbrıs Türk halkının felâketi olacaktır.

 

Sonuç:

   Akdeniz havzası sadece, AB’nin güvenlik kuşağı olarak kontrolü altında bulundurmak zorunda olduğu bir bölge olmaktan çok, ayni zamanda politik ve ekonomik çıkarları açısından da nüfuz alanının sınırları içinde bulunması gerekli jeopolitik ve jeostratejik bir havzadır. Doğu Akdeniz de hâkimiyet kurmak; bu havzada ortaya çıkan enerji kaynaklarını ve enerji deniz ulaşım hatlarını kontrol ve denetim altına almak için, AB, Kıbrıs’ın tamamını temsilen, GKRY’ni Birliğe tam üye yapmıştır. Bu durumdan yararlanmayı fırsat bilen, GKRY, AB’nin koruması altında ve onun desteği ile Kıbrıs’ta ENOSİS’i gerçekleştirme hevesine kapılmıştır. Elli yıla yakın bir zamandan beri Kıbrıs uyuşmazlığına bir çözüm bulunamamasının asıl sebebi, Rumların, hâlâ, Kıbrıs’ ta ENOSİS’ten vazgeçmemelerinde ve AB’nin, Kıbrıs uyuşmazlığına çözüm arayışında, tarafsızlık niteliğini kaybederek Rum-Yunan yanlısı bir tutum sergilemesinde aranmalıdır.
   AB, ortak ordusunu ve ortak savunma sistemini NATO’nun alt yapısı üzerine kuracaktır. AB’nin kuracağı ortak ordunun ve ortak savunma sisteminin karar mekanizmaları içinde yer almayacak olan Türkiye’nin, Kıbrıs’ın tamamını temsilen GKRY’nin, gelecekte kurulması planlanan AB ortak ordusunu ve tesis edilecek ortak savuma sisteminin içinde yer alıp, almamasında, kararların oybirliği ile alındığı NATO üyesi Türkiye’nin rızası hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle NATO üyesi Türkiye’in, KKTC Devleti ile birlikte izleyecekleri ortak politika, bu konuda, belirleyici olacaktır.
   KKTC Devleti, Kıbrıs Türk halkının özgürlük ve bağımsızlık inancının anıtlaşmış bir eseridir. Bugün olduğu gibi, gelecekte de, Kıbrıs Türk halkının sığınacağı en güvenli liman olacaktır. Türkiye’nin fiili garantörlüğü bu eserin vazgeçilmez teminatı; adadaki Türk askerinin varlığı bu eserin yegâne güvencesidir. Kuzey Kıbrıs’a yönelik, değişik yapıda ve özellikte, muhtemel her türlü tehdide karşı zamanında önlem almak, ülkede kamu düzenini, asayişi ve adaleti, ayni zamanda vatandaşların can ve mal güvenlikleri ile ulusal güvenliklerini sağlamak, hiç şüphe yok ki, KKTC Devleti’nin en başta gelen vazifesi ve ayni zamanda varlık nedenidir.
   Yirmi Birinci Yüzyılda baş döndüren bir hızla gelişen olayların yeniden şekillendirdiği dünya düzeni içinde önemli yeri olan Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin bekası ve bu bölgede büyük bir güç olarak etkinliğini artırabilmesi, her ne pahasına olursa olsun, hayat alanı olan Doğu Akdeniz’de, çok önemi jeopolitik ve jeostratejik bir konumda bulunan Kuzey Kıbrıs’ı, nüfuz alanı içinde bulundurması ulusal güvenliğinin ve milli menfaatlerinin zorunlu kıldığı bir olgudur. Bu durumda, Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki kazanılmış haklarından ve ahdi hukukundan feragat edip Garanti ve İttifak Antlaşmalarını feshederek Kıbrıs’tan askerini çekmesi geri dönüşü olmayan, tarihi ve ölümcül stratejik bir yanlış olacaktır.
   Türkiye’nin fiilen garanti altına almadığı ve askeri ile güvenliğini sağlamadığı KKTC Devleti’nin ve Kıbrıs Türk halkının adadaki varlığı, her zaman, Rum-Yunan ikilisinin tehdidi altında olacak ve yaratacağı tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır.
   Altmış yılı aşkın bir zamandır belirsizliklerle dolu, çok karmaşık bir ortamda ve çok kaygan bir zeminde hareket eden Kıbrıs Türk halkının en başta gelen hedefi, birbirinden ayrılmaz bir bütün olan KKTC Devleti’nin toprak bütünlüğünü, ulusal birliğini ve ulusal güvenliğini (5) korumak; KKTC Devleti’ni tanıtıp, yaşatmak; adadaki varlığını hür ve bağımsız olarak, güven ve refah içinde devam ettirmektir. Hiç şüphesiz Kıbrıs Türk halkı, kendilerine hiçbir yararı olmayan boş konular yerine, gayretlerinin tamamını, bahse konu ana hedefler üzerinde toplamalıdırlar. Anılan hedeflerin gerçekleştirilmesinin Türkiye’nin siyasi, ekonomik, askeri, sosyal ve kültürel alanlarda sağlayacağı güçlü destekle mümkün olacağı izaha yer bırakmamaktadır. Bu durum muvacehesinde, KKTC Devleti’nin üst düzey yönetim kadroları ile kurum ve kuruluşları bir bütün olarak, her geçen gün, TC Devleti’ne biraz daha yaklaşmalı ve her alandaki mevcut bağları ile işbirliğini, kısa, orta ve uzun vadeli planlar yaparak koparılamayacak şekilde kuvvetlendirmelidirler.
   KKTC Devleti’nin üst düzey yönetim kadrolarının, her alanda, Türkiye’nin sağladığı desteği dikkate almadan ve AB’ne üyeliği gerçekleşmeden, bağımsız hareket ederek, , Rumlar ile birlikte, AB içinde yer alma sevdasına kapılmaları Kıbrıs Türk halkını geri dönüşü olmayan felakete sürükleyeceği aşikârdır.
   KKTC Devleti’nin, Türkiye’nin her zaman ve her alanda sağlayacağı desteğe ihtiyacı olduğu asla unutulmamalıdır. Bu bakımdan, KKTC Devleti’nin, Türkiye ile mevcut bağlarını kuvvetlendirmesi onun egemenliğine bir halel getirmeyeceği gibi, gelişip kalkınmasına bir engel teşkil etmez.
  

Dip notları:
   1-İkinci Dünya Harbi’nin son yılında, Almanya’nın yenileceğinin belli olması üzerine İngiltere Devlet Başkanı Winston Churchill, Amerikan Başkanı Franklin Delons Roosevelt ve SSCB Devlet Başkanı Joseph Stalin, 4-11Şubat1945’de Karadeniz kıyısının Yalta kasabasının (Rusya) 3 km.güneyinde, Livadia Sarayı’nda bir araya gelerek savaş sonrasında, uluslararası dünya düzeninin nasıl olacağını ele almışlar; daha sonra Churchill, Truman (Roosevelt ölmüş, yerine Truman Amerikan Başkanı olmuştu.) ve Stalin, 17 Temmuz-2 Ağustos1945’te Potsdam’da (Berlin) bir araya gelerek tam bir oydaşma ile dünya barışının sağlanmasını kararlaştırmışlardı.
 2-Kıbrıs Cumhuriyeti’ni meydana getiren temel belgeler:
   a-Zürih-Londra Antlaşmaları;
   b-Türkiye, İngiltere, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imza edilen Garanti Antlaşması;
   c-Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imza edilen İttifak Antlaşması;
   d-İngiltere Hükümeti’nin, 17 Şubat 1959’da yapmış olduğu deklarasyon;
   e-Garanti Antlaşması’na dâhil edilecek ilave madde;
   f-Türk ve Yunan Dışişleri Bakanları’nın 17 Şubat 1959’da yapmış oldukları deklarasyon;
   g-Rum toplumu temsilcisinin 17 Şubat 1959’dayapmış olduğu deklarasyon;
   h-Türk toplumu temsilcisinin 17 Şubat 1959’da yapmış olduğu deklarasyon;
   i-Kıbrıs’ta yeni düzeni kurabilmek için üzerinde mutabakata varılan tedbirler;
   (Prof. M. H. Mendelson Q. C. 6 June 1997,The Application of “TheRepublic of Cayprus”To Join The European Union-İssued as a documentofthe UN General Assembly and Security Councilunderreferance A/51/951 and S/1997/585 on 25July1997-The Status of TheTwoPeoples İn Cayprus; Edit By Necati Münir Ertekün, TRNC Ministry of Foreign Affairs and Defence Public Relations Department; Nicosia. S:140-141)
3-Akritas Planı:
   Yunanistan’nın bilgisi dâhilinde ve onun onayı ile Cumhurbaşkanı Makarios’un başkanlığında, zamanın Kıbrıs Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Polikarpos Yorgacis, Rum Cemaat Meclisi Başkanı Glafkos Klerides, Çalışma Bakanı Tasos Papadopulos ve yasa dışı yollardan, gizlice Kıbrıs’a sokulan Yunan birliklerinde görevli yüksek rütbeli subaylar tarafından hazırlanan Akritas Planı “politik ve silahlı eylemlerle, kuvvet kullanarak, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ele geçirmeyi; Kıbrıs Türk halkını imhayı hedef alan ve bir sıra dahilinde yapılacak örgütsel faaliyetleri içeren politiko-militer bir harekat planıdır. (bakınız: John Reddaway, Burden With Cayprus The British Connection,1986, London ss:199-206 )
4-John Reddeway, BurdenWithCayprusThe British Connection,1986, London. Ss: 199-206
5-Ulusal Güvenlik:
   “Devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, uluslararası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomi dâhil, bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü tehdide (çevre kirliliği, nüfus artışı, bölgeler arsındaki göç, gelir dağılımı, işsizlik, açlık, v. b. dâhil) karşı korunması ve kollanması” olarak tarif edilir. (Em. Orgeneral Ahmet Çörekçi, Milli Güvenlik Kurulu’ndan istenen yeni rol, Ulusal Strateji, Ocak-Şubat 2001, s:42)
(son)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
Pop Up ek