Cyprus Today sol
  • 15 Mart 2018, Perşembe 14:35
KonukYazar

Konuk Yazar

Dünü ve bugünüyle İslam Dünyası

KONUK YAZAR/Selçuk GENÇ (Akademisyen)

Bir önceki yazımızda “İslam Dünyası” Dünyanın Neresinde diye? Bir soruyla yazımıza başlamıştık. İslam dünyasının 21. Yy’daki perişan halini resmetmeye çalıştık. Demokrasiden, adaletten, evrensel insani değerlerden pratikte ne kadar uzaklaştığımızdan bahsettik. George Washington Üniversitesi akademisyenlerinden İran kökenli araştırmacı Scheherazade Rehman ve Hossein Askari’nin 2013 yılında “Ülkelerin İslamilik Endeksi” adı altında yaptıkları ve Global Economy Journal dergisinde “İslam ülkeleri ne kadar İslamî?” başlığıyla yayınlanan çalışmalarının sonuçlarına temas ettik.Bu çalışmanın sonuçlarıyla,hali hazırdaki İslam dünyasının dehşet verici durumunu ifade etmeye çalıştık (Kıbrıs Gazetesi 22 Ekim 2017-Söz Sizin, s. 17). Yazmış olduğum bu yazıda değerli bir okuyucum İslam dünyasının geçmiş dönemlerine (Altın Çağına) atıfta bulunulup günümüzle bir mukayese yapılsaydı daha iyi olurdu diye bir geribildirimde bulundu. Bir gazete köşesine “İslam dünyasının dünü ve bugününü” sığdırmak zor olduğundan 21.yy’da İslam dünyasının halini ifade etmek ancak mümkün olabildi. İslam dünyasının ‘Altın Çağı’na kısaca temas etmek gerekirse;

İslam Rönesansı

İslam'ın Altın Çağı yâda İslam Rönesansı olarak adlandırılan yüzyıl 8. Yüzyıl’dan 14.Yüzyıl’a kadar olan dönem olduğunu ifade edebiliriz. Ancak bazı kaynaklar bu dönemi 14. yüzyıla kadar, bazı kaynaklar ise 15. yüzyıla kadar uzandığını ifade etmektedir. 8. ila 14. yüzyıllar arasındaki altı yüzyıl “İslam’ın Altın Çağı” olarak adlandırılıyor. Bu dönemde, İslam âleminde astronomiden, fiziğe, matematiğe kadar her ilim alanında çeşitli bilim adamları yetişmiş ve bilimin gelişimine önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bunlar dışında, coğrafya, astroloji, edebiyat gibi konularda da keşifler yapılmış ve maddi sahada gelişmeler sağlanıştır. Matematikte “cebir”i, “algoritma”yı ilk kullananlar; kimyada “alkali”lerin keşfini gerçekleştirenler İslam bilim adamları olmuştur. Kuran’daki “Biz size bilmediklerinizi öğretiriz” gerçeği, İslam bilim adamları ve araştırmacılarını yeniliklerle ve ilimle ilgilenmeye itmiştir.

İslam dünyasının çok önemli ilim merkezlerinden biri olduğu kabul edilen 13. Yy da Abbasi Halifeliğinin başkenti olan Bağdat’ta kurulan kütüphanelerin varlığı İslam Dünyası’nda ilme verilen önemin göstergesidir. İslam Dünyası’nın Batıdaki en önemli devleti Endülüs Emevi devletiydi (711-1492). Endülüs'ün en parlak dönemi (756-1031) yılları olarak bilinir. Zira bu dönemi farklı kılan en önemli husus, ilme ve ilmi gelişmeye atfedilen önemin göstergesi olan I. Abdurrahman tarafından Kurtuba (Cordoba) kütüphanelerin kurulmasıydı. Kutruba (Cordoba) kütüphanesinde 400.000'den fazla eserin bulunduğu bilinmektedir.

Kurtuba şehri, Bağdat ve Kahire'den sonra Dünya'nın üçüncü önemli bilim merkezi haline gelmiştir. Endülüs Emevi devletinin kurduğu ilim merkezleri Avrupa aydınlanmasının ve Rönesans’ının temellerinin atılmasına öncülük etmiştir. Yine o dönemde Avrupa'nın genelinde sadece papazlar ve liderler okuma yazma bilirken Endülüs'te halkın neredeyse tamamı okuma yazma biliyordu. Şehircilik ve şehir kültürü döneminin çok önüne geçmiştir. Kültürel farklılıkların zenginlik olarak algılandığı bir çağdır. Endülüslerin egemenliği altındaki topraklarda Sefarad Yahudileri bugün İspanya’daki Yahudi kültürünün altın çağı (Golden age of Jews -(eng. wikipedia) olarak adlandırılan çağlarını yaşamışlardır.

Bu dönem esasında, İslam Dünyası’nda mühendisler, bilginler, tüccarlar, sanata, tarıma, ekonomiye, sanayiye, hukuka, edebiyata, gemiciliğe, felsefeye, bilime ve teknolojiye eski adetleri koruyup yenilerini üstüne bina ederekten katkıda bulunmuştur. Howard R. Turner: "Müslüman sanatçılar ve bilim insanları, prensler ve işçiler birlikte benzersiz bir kültür yarattı, doğrudan ve dolaylı olarak, her kıtada toplumları etkiledi." demektedir. Bu dönemde Doğu medeniyeti, Batı'ya karşı oldukça büyük bir üstünlük kurmuş, özellikle bilimsel ve teknolojik anlamda birçok gelişme göstermiştir. Doğu'daki (İslam Dünyası’ndaki) gelişmeler Avrupa'ya, Haçlı Seferleri , Coğrafi Keşifler ve kitapların tercüme edilmesi yoluyla ulaşmıştır. İslam dünyasının çok önemli düşünürleri arasında (Cabir bin Hayyan, Kindi, Farabi, Biruni, İbn-i Sina, Dinaveri, Harizmi, Nasirüddin Tusi, Fergani, İbn-i Türk, El Cezeri, İbniHeysem, Ömer Hayyam, İbniNefs vd.) gösterilmektedir. Fizik, coğrafya, astronomi, tıp alanında çok önemli alanlarda ilmi keşifler ortaya koymuş bu münevverlerin maalesef 15.yy’dan sonraki mukallitleri (taklitçi takipçilerinin) ciddi bir gayret ortaya koyduğunu söyleyemeyiz.

İlimde Durağanlık ve Batı Dünyası

15. yüzyıldan sonra İslam Dünyasında ilme olan merak ve araştırma şevki, yerini yeniliklere daha fazla açılmaktansa mevcutla yetinmeye terk etmiştir. İlim sahasında bir humudet (durağanlık) hâkim olmaya başlamıştır. Aynı zaman diliminde Batı’da durum çok daha içler acısıydı. “Modern ilmin babası” olarak bilinen fizikçi, astronom ve matematikçi Galileo Galilei, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü iddia ettiği için, Hıristiyanlıktan aforoz edilmiştir. Halbuki, Galileo iyi bir Hristiyan’dı ve Papa’nın arkadaşıydı. 1718’e kadar, Galileo’nun kitapları ve elyazması eserleri okunması ve üzerinde düşünülmesi yasaklı kitaplar arasındaydı.

İslam dünyasında ilmi gelişmede durağanlığın yaşandığı aynı zamanda Batı dünyası, Ortaçağ Skolastik felsefesinin dogmatik sınırları içinde boğulmaktaydı. Ortaçağ olarak ifade edilen bu dönemde kilise ve kralın menfaatlerine dayalı kirli ilişkiler gün yüzüne çıkmasın diye ilim adamlarından, kitaplardan, hür düşünceden korkan bir yönetim anlayışı vardı. Kurulan bu kirli düzen halk üzerinde ekonomik baskıyı arttırmış ve getirilen ağır vergiler halk tarafından fark edilmemesi için, dinin perde yapılması yoluyla Endülijans (cennetten arsa satma) vaadiyle halkın elindeki son kuruşta bu vesileyle  kan emicilerin eline geçmekteydi. Martin Luther (1483-1546) bu kirli menfaat ilişkisine başkaldırmış bir din adamıydı. M. Luther “Endülijansın Kuvvetine Dair Tezler” adında 95 maddelik bir bildiriyi 1517’de Piskoposlara göndermiş ve Endülijansın bir din istismarı ve halkı aldatmaca olduğunu ifade eden bir metin yayınlamıştır. Bu hareket Ortaçağda reform hareketlerinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Öyleki M. Luther’in bu karşı çıkışı mevcut düzene bir başkaldırı, müesses nizamı ortadan kaldırıcı bir isyan, günümüz ifadesiyle ‘yasadışı bir cemiyetin faaliyeti’ olarak görülmüş ve Papalık tarafından kendisine dava açılmış ve dinden Aforoz edilmiştir. Dönemin sosyo-psikolojik yapısı ele alındığı takdirde, kilise ve yönetim arasında kurulan kirli çarkın ortaya çıkmasından duyulan endişeden dolayı muhalif gördükleri herkesi ya dinden aforoz etmişler yâda Engizisyon Mahkemelerinde idamlarına karar vermişlerdir. Aslında Ortaçağda ifade edildiği şekliyle insanlar okuma yazma bilmediği, ilmi sahada meşguliyetin olmadığı bir dönem değildir. Gözden kaçırılmaması gerekli olan durum şudur; menfaat hırsından kaynaklı din istismarının kurucu aktörlerinin (Kilise ve Krallığın) kirli ilişkilerini ortaya çıkaracak, halkın uyanmasını ve aydınlanmasının önünü açacak her türlü anlayışa, kurum ve kuruluşlara savaş açmalarıdır. Bu dönemde alınan her türlü tedbir tamamen bu korkuların eseridir.

Aklını kullanma cesareti ve değişim

Batı dünyası, bu aldatmacayla bir müddet daha idare edilmiş olsa bile 17. Yy’da Rönesans ve Reformla başlayan sürecin sonunda baş gösteren Aydınlanma Düşüncesiyle, E. Kant’ın da dediği gibi, ‘aklını kullanabilme cesaretini göstermekle’ uyanışa geçmiştir. Batı dünyası İslam dünyasından ilmi sahada yüzyıllarla geri olduğunu çeşitli mukayeselerle göstermeye çalıştık. Batı Dünyası, Haçlı Seferleri ve Coğrafi Keşiflerin sevkiyle, çeşitli eserlerin tercümesi yoluyla İslam medeniyetini tanımış ve “aklını kullanabilme cesaretini” gösterebilmek suretiyle Batı Rönesans’ının önünü açmıştır. Keşfettikleri yeniliklerin kendilerinde açtığı ufukla, yeni bir döneme (Aydınlanma Dönemine) akıl ve bilim çağına kapılar aralanmıştır. Kilise tahakkümünden (baskısından) doğan yobazlıkların ve menfaat hırsından kaynaklı din istismarının yerini hür düşünce almaya başlamıştır. Bu devirde kurulan resmi ideolojinin (Skolastik dogmatizmin) yerini Aydınlanma hürriyeti almaya başlamıştır. Tekrar edecek olursak Batı Rönesansı’nın arkasındaki en temel güç ‘İslam Dünyası’ndaki sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel faktörlerin Batıya çeşitli yollarla etkisidir.Bu vesileyle İslam dünyasındaki toplumsal huzur ve refahın, yönetimdeki adalet anlayışının, ilmi gelişmelerin ve ekonomik gücün gözlemlenip Batıya aktarılması tarihin seyrini değiştirmiştir. Bu tablo ile övünebiliriz ancak geçmişe takılıp kalmak suretiyle hali hazırdaki durumumuzu görmezden gelmek anlaşılacak gibi değildir. Batı dünyasının uyandığı yerde İslam dünyası uyumaya ve aldanmaya devam etmektedir. Hatta bir dönemde Batı dünyasının içinde bir ur gibi duran kirli ilişkiler (yalan, rüşvet, hırsızlık, din istismarı, ayrımcılık, ötekileştirme, ırkçılık, şiddet, terör vb.) durumlar bugün maalesef İslam dünyasında hâkim hale gelmiş ve hala vücuttan atılamamıştır. Geçmişin şanlı ve iftihar edeceğimiz dönemlerini hatırda tutmak suretiyle Topçu’nun da ifadesiyle ‘İslam Rönesansı’ gerçekleştirilecekse bunu mezardakiler yapmayacaktır. Bu görevi 21. Yy’da yaşayan, değişime ve yeniliğe açık İslam toplumları yapacaktır. Hz. Mevlana ne güzel söyler;

   “Dün, dünle gitti cancağızım!
   Neler söylemek gerekirse düne ait,
   Bugün yeni şeyler söylemek lazım."

Mevlana

Hz. Mevlana (d.1207-ö.1273) 13.yy’da yaşamış dünyanın bugün bile hala ilgiyle ve hayranlıkla takip ettiği bir münevverdir (aydındır). Yukarıdaki dizelere bakıldığı zaman değişimin, yeniliğin önemini vurgulamıştır. Dün ve düne ait olan şeyler kıymetli ve değerli olabilir. Fakat bu değer atfettiğimiz şeyler günümüzü aydınlatması açısından kıymetlidir. Düne kıymet kazandıracak olan şey, günümüzle ve günümüzün gerekleri ile bağının en iyi şekilde kurulabilmesidir. Unutulmasın ki “hayatı geriye dönerek anlar, ileriye yönelerek yaşarız.” Sadece dün ile övünmek, insanların yarınını daha iyi noktalara taşıyabilmesine bir engel teşkil etmemeli; dünden ders alınmalı, ama her yeni gün, baştan bir sayfa açılmalı, yenilikler düşünülmeli; planlanmalı ve yeni adımlar atılmalı. En azından gayret edilmeli. Hz. Mevlana’nın sözlerinden de bu sonucu çıkarmak mümkündür. Öyle ki, hayat felsefemizi de sürekli yenilikçilik ve değişimcilik üzerine oturtmalıyız. İslam dünyasının dününe bakarken ileriye dönük yaşamımızda bize sunduklarını keşfetmeliyiz. Aksi takdirde İslam dünyasının dününe bakışımız toplumu ileriye taşıyamıyorsa “menkıbeci tarih anlayışı”na sığınıp istikbalimizi aydınlatmamız mümkün değildir.

Tekrar günümüze dönecek olursak dün medeniyetlere ufuk açan ve bugün gelinen noktada önünü göremeyen bir İslam Dünyası neden bu hale düştü. Sosyolojik olarak 8 maddede ‘İslam Dünyası’nın terakkisinin (yükselişinin) önündeki engelleri bir sonraki yazımızda ele alacağız.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
Pop Up ek