Cyprus Today sol
  • 11 Mayıs 2018, Cuma 9:48
KonukYazar

Konuk Yazar

Suriye krizi gelinen aşama

Dr. M. Sadık AKYAR
Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ)
Siyasal Bilimler Fakültesi
Uluslararası İlşkiler Öğretim Görevlisi

Bu yazıda Suriye Krizi ve Türkiye’nin bölgeye müdahalesi ile ilgili olarak; Türkiye’nin niçin bölgede bulunduğu, amacının ne olduğu, arzu ettiği en son resmin ne olduğu, Suriye Krizi bağlamında uluslararası diğer olayların gelişimi üzerinde de durulmaya çalışılarak tespit ve çıkarımlarda bulunulacaktır.

Genel anlamda Türkiye’ye yönelik eleştirilerin odağında Türkiye’nin niçin bölgeye müdahale ettiği, özellikle Afrin Harekâtı’nın başlangıcında Batı ülkelerinde sıkça olarak gündeme getirilen konulardan birisi olarak göze çarpmaktadır. Türkiye’nin Suriye ile 911 km’lik sınırı vardır. Suriye’de iç savaşın başlangıcından itibaren Türkiye yaklaşık 3,5 milyon mülteciyi ağırlamış, en son açıklanan rakamlara göre de yaklaşık 31 milyar dolarlık bir kaynağı bu konu ile ilgili harcamıştır. Bu ağırlamanın cesameti o kadar büyüktür ki, AB dahil Türkiye ile ilgili ülke raporunda, Türkiye’nin mülteciler konusunda gösterdiği gayretlerden dolayı memnuniyetini dile getirmiştir. Suriye’deki duruma, 12.000 km’den ABD, Suriye ile sınır komşusu olmayan Rusya, İran, Fransa müdahil olacak, sınır ötesinden hemen her gün terörist saldırı ve silah ile tacize uğrayan Türkiye müdahale etmeyecek. Bu argümanı ileri süren ülkelerin hangisi, Türkiye’nin maruz kaldığı, Suriye kaynaklı terörist eylemlere maruz kalmışlardır, önce empati yaparak kendilerine bu soruyu sormaları gerekmektedir. Krizin Türkiye’ye yine en büyük etkilerinden birisi de ekonomik olarak olmuştur. Uzun süreli bu durumdan Türk ekonomisi, dış piyasadaki döviz ve petrol fiyatlarının dalgalanmasından dolayı da olumsuz anlamda etkilenmiştir.

Türkiye hangi bölgeleri kontrol edecek, bundan sonraki amacı, arzu ettiği en son durum nedir? Gibi sorular da özellikle Afrin Harekâtı’ndan sonra sorulmaya başlanmıştır. Aslında bu soruların en kısa cevabı şudur. Türkiye kendi halkının, sınırlarının ve toprak bütünlüğünün bekası için neler yapılması gerekiyorsa onu yapacaktır. Şu ana kadar, önce El-Bab, daha sonra gözetleme noktaları ile İdlib’de ve en son Afrin bölgesinde “güvenli bölgeler” kurulmaya çalışılmaktadır. Bu güvenli bölgeleri tesisinin iki amacı olduğu görülmektedir. Birincisi, Türkiye’ye gelecek tehditlerin sınır ötesinden bertaraf edilmeye başlanarak etkisinin önlenmesi, buna bağlı olarak bölgede ilave suni ve proje terör örgütü benzeri oluşumların önünün kesilmesi, ikincisi de halen topraklarında yaşayan Suriyeli vatandaşların kendi evlerine dönerek güven içerisinde yaşamalarını sağlamaktır. Şu ana kadar yapılanlar ile en azından Münbiç bölgesi hariç Fırat’ın batısında bu durum sağlanmıştır. Belki bundan sonraki aşamada; Fırat’ın batısında İdlib, Tel Rıfat ve Münbiç’de, daha sonra Fırat’ın doğusunda benzer adımlar atılacak, en son olarak da Irak bölgesinde PKK terör örgütünün yuvalandığı Kandil’e müdahale edilerek, bölge stabil hale getirilmeye çalışılacaktır. İkinci ve Üçüncü aşamalar ile ilgili olarak, geçen hafta içerisinde Türkiye Dışişleri Bakanı’nın ABD’li mevkidaşı Pompeo ile yaptığı görüşme sonundaki açıklamaları bize bazı projeksiyonlar sunmaktadır. Bu projeksiyonlara göre, bölgede ABD ile de bazı konularda hareket edileceği izlenimi edinilmiştir. Gelinen aşamada, Türkiye’ye içte ve dışta sadece Rusya ve İran ile, bazılarınca da sadece ABD ve Batı ile hareket etmeleri yönünde açıklamalar yapılmaktadır. Ancak kanaatimizce, gelişen ve değişen dünyada Türkiye’nin kendi çıkarları, uluslararası normları, evrensel değerleri ön planda tutarak çok kutuplu politika izlemesinin uygun olacağı öngörülmektedir. Buna en güzel örnek ise soğuk savaş döneminde, ABD Japonya’nın tüm savunmasını üstlenmesine rağmen, Japonya bölge ülkelerinden ABD ile liderlik yarışına giren Çin ile müstakil anlaşmalar yapmış, hatta daha da ileriye giderek, ekonomisini güçlendirmek için dolar standardından vazgeçerek altın standardına geçmiştir. Ama Japonya ve ABD’nin ilişkileri dönemsel olarak problem yaşasa da bugün için Uzak Doğu’da birbirlerinin hala en büyük müttefiki durumundadırlar. Aslında, en son dönemde yaşananlar Türkiye’nin bu politikasını da doğrulamaktadır. Türkiye; Doğu Guta’da kimyasal silah kullanılma iddialarına karşı ABD ve Batı blokunun yanında yer almış, ABD ve Fransa’nın PKK terör örgütünün Suriye kolu olan YPG ile ortak hareket etmesine de sürekli karşı çıkmıştır. Ayrıca, Fransa ve diğer Avrupa devletleri genel olarak ABD ile birlikte hareket etmelerine rağmen, konu İran olduğunda, kendi çıkarları doğrultusunda ABD’den ayrı olarak hareket etmekte, ABD’nin İran ile yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesini desteklememektedirler.

Türkiye’nin Rusya ile bölgede sürdürdüğü işbirliği ve koordinasyon eleştirilmekte, özellikle bu işbirliğinin sonucunda Rusya’dan alınan S-400’ler ABD ve bazı NATO çevrelerinde en etkili ağızlardan, söz konusu silah sistemlerinin alınmasının Türkiye’nin NATO üyeliğinin sorgulanmasına yol açabileceği belirtilmektedir. Ancak, bu ülkelere en güzel cevap NATO Genel Sekreteri Stoltenberg tarafından verilmiştir. Stoltenberg bu çevrelere, Türkiye’nin NATO için önemini ve Suriye’de bulunma sebebini anlamaları için “sadece haritaya” bakmalarının uygun olacağını belirtmiştir. Aslında Yunanistan 2013 yılında S-300 füze sistemini almış ve kullanmaktadır. Ancak, o zaman buna hiçbir NATO ülkesi ve NATO’dan herhangi bir eleştiri gelmemiştir. Son zamanlarda özellikle Türkiye’nin S-400 füze sistemi alımıyla F-35 uçakları ve NATO üyeliği arasında olumsuz bir bağ kurmaya çalışılmaktadır. Hatta; S-400 füze sisteminin F-35 uçaklarının bilgi paketini özellikle STEALTH (Radarlarda görünmezlik) teknolojisini Rusya’ya, Türkiye’nin bilgisi olmadan iletebileceği (sistem üzerinden) konusu gündeme getirilmektedir. O zaman Yunanistan’ın elindeki S-300 füze sistemlerinin durumu nedir? Bu sistemler NATO Hava Savunma Sistemi’ne entegre edilmiş midir? Eğer edilmişse, S-400’ler için de problem yoktur. Edilmemişse, Yunanistan bunu nasıl kullanıyorsa Türkiye’de o şekilde kullanır. Bu konu ile ilgili olarak, kanaatimizce Türkiye’nin iç ve dış kamuoyunu yeterince aydınlatmaması da önemli olabilir. Çünkü Rusya ve ABD’nin teklifleri arasındaki en büyük farkın teknoloji transferinden kaynaklandığı yönünde bazı açıklamalar yapılsa da, konu sürekli olarak “eksen kayması” çerçevesinde ele alınmakta ve eleştirilmektedir.

Türkiye; Suriye’de müdahale ettiği bölgelerde, yerli halk ile çok iyi bir diyalog kurmuş ve bunu da geliştirerek devam ettirmektedir. Bunun en büyük destekçisi de, Türkiye’nin Suriye krizinin başlangıcından itibaren hem Türkiye hem de Suriye topraklarında yerli halka vermiş olduğu destekler ile ilgilidir. Afrin Harekât’ından sonra da Türkiye bölgede Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD), Türk Kızılayı ve STK’ları ile birlikte yoğun olarak yerli halkın günlük faaliyetlerinin normalleşmesi için faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu destekler; geçici yerleşim yerleri ve kampların tesisinden, yiyecek ve erzak dağıtımına kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Aslında; geri dönüşlerin de hızlanması için bir an önce Suriye’de rehabilitasyon, ve yeniden inşa faaliyetlerinin başlamasının uygun olduğunu değerlendirmekteyiz. Ancak bunun önündeki en büyük engelin, Suriye’de kalıcı ateşkes ve güvenliğin sağlanması rejim güçleri dahil tüm tarafların buna uyması ve destek vermesi olarak öngörülmektedir. Bu konu ile ilgili olarak; Türkiye’nin yeni bir inisiyatif alarak, BM kararı veya bölgedeki ülkeleri ikna ederek tüm silahlı gruplar için BM DDR (Disarmamant-Silahtan Arındırma, Demobilization-Grupların Dağıtılması, Reintegration-Tekrar Entegre Edilmesi ) sürecinin benzeri bir oluşumun bir an önce Suriye’de hayata geçirilmesi için öncülük yapması gerektiğini düşünüyoruz. Hatta bu inisiyatif için, Gaziantep veya Adana’da “İnsanı Yardım/DDR Mükemmelliyet Merkezi” benzeri bir yapı kurularak, Suriye’de yeniden inşa ve reform faaliyetlerini tekelden kontrol edilebileceği de öngörülmektedir. Aksi takdirde ülkedeki güvensizlik ortamı, bölgedeki diğer gelişmeler ile birleşerek aniden tüm bölgeyi ve dünyayı etkileyebilir, Türkiye’nin ekonomisi üzerinde de olumsuz etkisini sürdürebilir.

Sonuç olarak; Türkiye, kendi bekası ve başta sınır bölgelerinin olmak üzere terör örgütlerinin kendi ülkesi içerisindeki faaliyetlerini önlemek, Suriye’deki sivil halka gerekli yardımları yapmak için meşru müdafaa ve insani nedenlerle Suriye krizine müdahil olmuş ve bu tehditler ortadan kalkana kadar da müdahil olmaya devam edecektir. Türkiye için arzu edilen nihai resmin; Suriye’de kendi ülkesine yönelik olan terör örgütleri tehdidinin ortadan kalkması, toprak bütünlüğü sağlanmış bir Suriye’de sivil halkın yaşaması için günlük hayatın normale dönmesi ve geri dönüşlerin başlaması olarak özetlenebilir. Bu şartlar sağlanmadığı takdirde, Türkiye müttefikleri veya işbirliği yaptığı ülkeler ile bölgede bulunmaya devam edecektir. Ayrıca önümüzdeki dönemde, uluslararası arenada meydana gelebilecek diğer gelişmeler (Kudüs, Filistin, İslamafobia vb.) ile ilgili olarak da, Türkiye’nin politikalarında bazı değişiklikler olabilecektir. ABD ile Suriye’de belirli konularda ortak hareket ederken, konu Kudüs olduğunda, ayrı bir politika yürütecektir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
Pop Up ek