• 27 Aralık 2017, Çarşamba 8:37
KyriacosDJAMBAZIS

Kyriacos DJAMBAZIS

Cemaliye: Kıbrıs tarihinin akışını değiştirdi mi?

Birçok Kıbrıslı Rum ve Yunan yazarın kaleminden ülkemizdeki iki cemaatli çatışmaların başlangıcı ile ilgili birçok analiz okudum. Bu analizlerde, “bir fahişenin ölümünün bir devletin yıkımına yol açtığı” doğrultusunda yorumlar bulunmaktadır. Meseleye siyasi bağlamda değinmeden önce bu yakıştırmanın ne denli aşağılık bir ayrımcılık içerdiğinden bahsedeyim: Kadının mesleğine hakaret ediliyor ve kavga sebebinin bir fahişe olmasından ötürü bu kişinin ölümünün bir devletin dağılmasına değmeyeceğine işaret ediyorlar. “Fahişe” kelimesine özel bir anlam atfedenlere şu soruyu soruyorum: O gün, 22 Aralık’ın sabahında Cemaliye’nin yerinde bir öğretmen veya bir doktor olsa olaylar farklı mı gelişecekti? Karşılıklı saldırılar başlamayacak mıydı? İki cemaatli çatışmalara varmayacak mıydık? İki cemaatli devlet çökmeyecek miydi? Esas önemli olan meslek mi, insan mı? Şimdi buradan anlayacağımız; sırf fahişeydi diye Cemaliye’nin insan olmadığı ve tüketilebilir olduğu mudur? Onun ölümü ile ilgilenmeye değmez mi? Öylesine, sıradan bir ölüm müydü? Ayrıca, neden herkes Cemaliye’ye odaklanmış durumdadır? Zeki Halil de o gece Cemaliye ile birlikte öldürülmüştü. Arkasında bir eş ve henüz bir yaşında olan bir kız çocuğu bırakmıştı. Bu kişinin ölmesi görmezden geliniyor ve herkes tüm anlatımını Cemaliye üzerinden yapıyor.

Gerçekten tesadüfi bir ölüm müydü, yoksa acımasızca gerçekleştirilen bir cinayet miydi? Bu güne kadar kimse bu konu etrafındaki gerçeği ifade etmiş değildir. Araştırmanın esas konusu bu olmalıydı oysa. Çünkü bu iki kişinin ölümü hiç de polis bülteninde gösterilmeye çalışıldığı gibi tesadüfi değildi. Bu bülten, öldürüldükleri gerçeğini gizlemek maksatlı bir yığın karanlık noktayla doludur. Her ikisinin de ölümü acımasız bir cinayetti. Eğer bu iki kişinin kemikleri bugünkü çağdaş teknoloji ile incelenirse, ölümlerinin cinayet sonucu olduğu teyit edilmiş olur. Devlet tarafından resmi bir ölüm soruşturması dahi yapılmadı. Kimse bu konuyu sormadı. O dramatik sabahın başrol oyuncularının geriye bıraktıkları tanıklıklar da gerçeği yansıtmamaktadır. Zaman zaman kamuoyunun bilgisine gelen ifadeler, olaydan uzun süre sonra verilmişti. Yunan Hükümeti/Ulusal İstihbarat Teşkilatı (KİP) olayların ayrıntılı bir raporunu istediğinde bu kişilerin ifadeleri almıştı. Rapor, Kıbrıs Rum liderliğinin çatışmaların başlamasına ilişkin yorumu çerçevesinde kaleme alınmıştı ve olayların gerçek oluş biçimini yansıtmıyordu.

Olaylar birçok kez beklendiklerinden veya planlandıklarından farklı gelişirler. Elbette, eğer o gece çıkan kavganın ardından iki Kıbrıslı Türk Kıbrıslı Rum polisler tarafından öldürülmeselerdi kimse iki cemaatli çatışmaların başlamayacağını söyleyemez. Kıbrıs Rum basınında yayınlanan kaynaklara göre, Kıbrıs Rum derin devlet örgütü AKRİTAS bu çatışmaların başlangıç tarihi olarak 1964 yılının Nisan ayını belirlemişti.1963 yılının Ocak ayında Makarios’un da katılımıyla Cumhurbaşkanlığı sarayında yapılan (bkz. O dönemde Kıbrıs’ta hizmet veren Yunan diplomatın “Kıbrıs sorununun on yılı” kitabı) üç günlük tatbikat kâğıt üzerinde başarılı olmuştu. Evet, bir yandan başarılıydı ama öte yandan halen gerekli askeri teçhizata sahip olunmadığı tespiti de yapılmıştı. İşte bu yüzden örgütlerin harekete geçmesi bir sonraki yıla ertelenmişti. Bu bilgi TMT’ye de ulaşmıştı. TMT de emir çıkarmış ve üyelerine silahlarını bir sonraki yıla kadar teslim etme çağrısında bulunmuştu. Bu çağrıdaki amaç silahların TMT tarafından Noel ve yeni yıl kutlamalarına kadar korunmasıydı. 1964 yılının Nisan ayında, KİPROS gazetesi bu şekilde bir haber yayınlamıştı. O dönem, gazetenin yazı işleri müdürü Hr. Katsambas idi.

Tarihin akışını değiştiren ne Cemaliye ne de Zeki’dir. Bu kişiler kendi mahallelerindeki olayların seyrini dahi etkileyecek durumda değillerdi. Tarihin akışını değiştiren, Makarios’un dar görüşlü ve milliyetçi politikası ile “çocuk korosuydu” (“çocuk korosu”, 1960 yılında Makarios tarafından atanan Bakanlar Kurulu’na ilişkin Lefkoşa Belediye Başkanı Themistokllis Dervis’in kullandığı ifadeydi). Bu “çocuk korosunda” olan Yorgacis ve Tasos Papadopulos gibi isimler AKRİTAS yasadışı örgütünün yönetimini de üstlenmişlerdi. Yaptıkları faaliyetler yasal devlete karşı bir darbe olarak değerlendirilmeliydi aslında. Ayrıca kurumsal organlar çalışsaydı ve halk da destek olsaydı yargılanmaları gerekirdi. Oysa bu kişiler kahraman olarak ilan edildiler. Zorunluluk hukuku anayasal düzenin yerini aldı, sayın Kıbrıs Rum Yüksek Mahkeme Başkanı bu siyasi suçu yasallaştırdı ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni korumadı. Tam aksine, cumhuriyeti insan haklarının ihlali yoluna sürükledi, tüm yaşam haklarının ihlal edilmesi yolunu açtı. O dönemde vatandaşlar adeta tüketilebilecek bir türe dönüştürülmüştü. Adalet ise devletimizin trajedisinden sorumlu olanları yargılayıp mahkûm etmekle ilgili hem yetersizdi hem de devre dışıydı. Bağımsızlık, cemaatlerin barış içerisinde bir arada yaşamaları yönünde bir fırsat penceresi açmış olsa da Makarios bağımsızlığı Kıbrıs’ın Yunanistan ile ENOSİS’i rüyasını gerçekleştirmek üzere bir fırsat olarak görmüştü. Milliyetçi ve dini hayat görüşü Makarios’un gözünü kör etti ve çıkan bu fırsat penceresini görmesini engelledi. Bu fırsat değerlendirilseydi Kıbrıs uluslararası toplumun eksiksiz bir üyesi olmakla beraber tek devlet çatısı altında barış içerisinde bir arada yaşayan etnik gruplara ilişkin örnek teşkil edecekti. Milliyetçilik ile Kıbrıs’ın geleceğini mahvetti, Kıbrıs tarihinin akışını geriye ve ters yöne çevirdi. Bu yaptıkları, bugün tüm Kıbrıslılar olarak yaşadığımız tüm olumsuz neticeleri de beraberinde getirdi.

Tarihsel not: Ertesi gün öldürülen iki kişinin cenazeleri yapılmıştı. Denktaş konuşmacıydı ve –TMT üyesi olan- Zeki Halil’den bir kahraman olarak bahsetti. Cemaliye’yi ise orada yakında olan bir kadın olarak nitelendirdi. Adını dahi ağzına almadı. O bir fahişeydi. Beyinleri, bilinçleri milliyetçi, ırkçı inanç ve stereotiplerle dolu olan kişiler için fahişelerin insani varlık olarak anılmaya bile hakları yoktu. Onlar açısından fahişeler sembol olamazlar ve kahramanlık mertebesine çıkamazlar. Irkçılık, milliyetçiliğin aşırı tezahürüdür. Irkçılık insan haklarını ayaklar altına alır, “ötekine” karşı şiddete ve aşırılıklara götürür. “Öteki” kendilerinden olsa bile…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 15 9 3 3 17 30
2 BİNATLI YSK 15 8 5 2 12 29
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 15 9 1 5 8 28
4 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 15 8 4 3 6 28
5 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 15 8 1 6 3 25
6 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 15 6 6 3 7 24
7 BAF ÜLKÜ YURDU 15 5 5 5 11 20
8 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 15 5 5 5 -1 20
9 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 15 4 7 4 -1 19
10 LEFKE TSK 15 5 2 8 -5 17
11 GENÇLİK GÜCÜ TSK 15 5 2 8 -16 17
12 TÜRK OCAĞI LİMASOL 15 5 1 9 -4 16
13 CİHANGİR GSK 15 4 4 7 -5 16
14 YALOVA SK 15 4 3 8 -5 15
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 15 3 6 6 -8 15
16 OZANKÖY SK 15 2 5 8 -19 11

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 17.01.2018 Günlük Yorumu

yukarı çık
Skull King Popup