Cyprus Today sol
  • 22 Aralık 2017, Cuma 8:55
KyriacosDJAMBAZIS

Kyriacos DJAMBAZIS

Kıbrıs sorunu 1963-2017: Bir Kıbrıslı Rum’un gözünden

1963 yılı olaylarının üzerinden 54 yıl geçmiştir. Bu makalede 63 olayları vesilesiyle geçmişin bir muhasebesi yapılacak. Bizlerin cemaatler ve siyasi varlıklar olarak yaptığımız suç teşkil eden davranışlar ve hamleler el alınacak. 1960 yılında devlet devralınmıştı ve şu anda elimizde ne var ve neden durum budur? Bir devlet mi istiyoruz, iki devlet mi? Tam olarak ne istediğimizi düşünmek gerekir. Çünkü istediğimiz şey için mücadele vermemiz gerekir. Hayatta hiçbir şey amaç olmadan ve bu amaç doğrultusunda irade gösterilmeden başarılmaz. Nereden başladığımızı, ne yaptığımızı ve nereye varmak istediğimizi değerlendirelim.
   İlk olarak, bir cemaat Yunanistan ile ENOSİS gerçekleşmesini istedi. Bunu başarmak doğrultusunda elinden ne geliyorsa yaptı. Ancak Yunanistan her zaman için bu yöndeki önerileri reddetti durdu. 1915 yılında Yunan Başbakanı, İngiltere’nin önerisini reddetmişti. Bu öneriye göre, Kıbrıs Yunanistan’a verilecek ve Yunanistan I. Dünya savaşında İngiltere’nin yanında yer alacaktı. 1931 yılında Eleftherios Venizelos Kıbrıslı papazların taleplerini reddetmiş ve kendilerine oturdukları yerde oturmalarını söylemiş, İngilizlerin sunduğu özerkliği kabul etmelerini salık vermişti. 1950 yılında Yunanistan’ı ziyaret eden Kıbrıs heyeti Yunan Hükümeti’ne ENOSİS talep eden Kıbrıslıların imzalarının bulunduğu dosyayı teslim etti. Hükümet yetkilisi ise dosyayı alıp çöpe attı ve şu kelimeleri sarf etti: Yunanistan bugün biri İngiliz öteki Amerikan iki ciğerle nefes alıyor. Bir tane daha eklenirse boğulma tehlikesine girer. Güle güle gidin ve bizi rahat bırakın, bizim kendi sorunlarımız var.
   Din insanları ve milliyetçi çevreler bu yanıtları kafalarına koymadılar. Din insanları zaten doğaları gereği sorgulamazlar, milliyetçiler de zaten burunlarının ucunu göremezler. Milliyetçilik kör eder, maneviyat eksikliğine yol açar ve olayları objektif olarak değerlendirmeyi engeller. İşte bu yüzden ENOSİS lehine bağırıp çağırmaya devam ettiler. O dönemde Başpiskopos, Grivas’ı işgal döneminden ve X Örgütü’nün (özgürlüğün ardından Komünistler karşısında işbirliği yapmışlardı) üyesi olarak tanıyordu. EOKA örgütünü ENOSİS yönünde mücadele etmek üzere organize ettiler. Bu noktada Komünistleri yanlarında istemiyorlardı. Kıbrıslı Türkleri ise Kıbrıs’ın yasal sakinleri olarak saymıyorlardı. Bir on beş yıl önce Tasos Papadopulos’un söylediği üzere, Kıbrıslı Türkler Kıbrıs’ta ‘misafirlerdi’.
   İkinci olarak, Kıbrıslı Türkler taksim veya Kıbrıs’ın eski sahibine iade edilmesini talep ediyorlardı. Esasında tepkileri mantıklıydı, zira ya de facto olarak Rum alanında önemsiz bir azınlığa dönüşecekler, ya da Türkiye’ye göç edeceklerdi. Girit örneği o dönem hafızalarda tazeydi ve onları korkutuyordu. Bu bağlamda, Kıbrıslı Rumlar ENOSİS’i ne denli şiddetle talep ediyorlarsa Kıbrıslı Türkler de o denli şiddetle tepki gösteriyorlardı.   Ayrıca 1915 ile 1925 yıllarında Kıbrıs’ın Büyük Britanya sömürgesi olarak ilan edilmesiyle Kıbrıs’tan ayrılan Kıbrıslı Türklerin sayısı da az değildi.
   Birçok uluslararası çatışmanın, iç savaşın ve Kıbrıslılar arasında işlenen cinayetlerin ardından Britanya Türkiye ve Yunanistan Hükümetlerini çağırıp kendilerine bağımsızlık önerisini sundu. Uzlaşmamaları durumunda “ana” vatanlar arasında bir taksim işten bile değildi. Macmillan Planı hazırdı bile. Elbette Britanyalılar öncelikle kendi çıkarlarını sağlama almaya bakıyorlardı. Bu şekilde Kıbrıs Devleti doğdu ve herkes genç Kıbrıs Cumhuriyeti’ne “mutluluklar” diledi. Bu Cumhuriyet, yaşamını sadece üç yıl sürdürdü. Cumhurbaşkanı olan Makarios rövanş almanın vaktinin geldiğini düşünmüştü. Kıbrıs’ın Yunanistan ile ENOSİS’i yönündeki talebi yeniden gündeme getirdi. Bunu yaparken de Anayasa’daki 13 maddenin devletin işlevselliğini engellemesini bahane olarak ortaya koymuştu. Bu 13 madde değişikliği de ENOSİS için yolu açacaktı. Esasında Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta yaptığı açıklama doğrudan Makarios’un aklındaydı. Erdoğan, yaptığı açıklamada Rumların “Kıbrıs’ı Helen adası olarak gördükleri” ve Kıbrıslı Türklerin çoğunluğun kararını kabul etmesi gerektiğini düşündüklerini söylemişti. 1963 olaylarından çok kısa bir süre önce Yunan “Kathimerini” gazetesine demeç veren Makarios’un bu açıklaması olayı gözler önüne seriyor:
   Soru: Türk basını, Kıbrıs’taki Türk Cemaatin, anayasanın değiştirilmesiyle ilgili önerilerinizi kabul etmeyeceğini yazmaktadır. Böyle bir durumda herhangi bir anayasal değişikliğin başarıya ulaşması nasıl mümkün olabilir?
   Yanıt: Anayasanın değiştirilmesinin tamamıyla Kıbrıs’taki Türklerin rızasına bağlı olduğunu ve Kıbrıs halkının büyük çoğunluğunun isteğinin görmezlikten gelineceğini sanmıyorum.
   Kıbrıs Cumhuriyeti çoğunluk uğruna mahvedilmiş ve sonucunda her şey Helence olmuştu: Kıbrıslı Türkler gettolara kapatılmışlar, hukuk öznesi halinden hukuk nesnesi haline döndürülmüşlerdi. Temsilciler Meclisi’nde bu durum yasalaşmıştı. Kıbrıs Rum liderliği icat ettiği Zorunluluk Hukuku ile Kıbrıs Devleti’ni Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’ne dönüştürdü. 1974 yılının Temmuz ayında Yunanistan’ın istilası ile E4NOSİS’in gerçekleştirilmesi yönünde tüm anayasal düzen yerle bir edildi. Daha sonra gelişen olaylar ise bilinen şeylerdir.
   Kıbrıs Cumhuriyeti ikiye bölündü ve o dönemden beridir görüşmeler sürmektedir. Ve o dönemden beridir görüşmelerde hiçbir sonuca varılmamıştır. Anayasal düzeni koruma yükümlülüğü olan garantör güçler soruna bir hal çaresi bulamıyorlar. Her taraf kendi çıkarlarını gözetiyor ve Sayın Eide’nin de dediği gibi tüm Kıbrıslıların çıkarlarını “kutunun dışında bırakıyorlar”. Hep bir tarafta Yunanistan “Büyük Ada’nın Helenizmini” korumakla, Türkiye ise “Kıbrıslı Türk kardeşlerimizi yaşatmakla” meşgul oluyor. Elli dört yıl geçti, bir çözüm bulunamadı, adanın yerlilerinin bilincine ise taksimin ellerinde kalan tek seçenek olduğu işlendi. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk milliyetçiler, tıpkı Başpiskopos gibi bu tarz bir çözümü kabul edebileceklerini ima ediyorlar.
   Her iki cemaatte de yapılacak seçimlerin ardından görüşmelerin yeniden başlaması yönünde bir yol açılabileceği yönünde bir beklenti vardır. Kıbrıslı Rum liderlerin seçim öncesi beyanatlarından Kıbrıslı Türklerle iktidarı paylaşmak istemedikleri şüpheye yer bırakmayacak şekilde görülebiliyor. Bu da devletin ve toplumun yeniden birleşmesine yönelik aşılmaz bir engel olarak duruyor. İşte bu yüzden sorunun nihai bir biçimde çözüme kavuşturulması mümkün gözükmüyor. Durum aynı şekilde durunca da istikrarsızlık, belirsizlik ve geçmişteki çatışmaların tekrarlanması tehlikesi hep yanı başımızda olacak. Tabii böyle olmamasının tek yolu garantör güçlerin yeniden bir araya gelip Kıbrıs’ın nihai geleceği ile ilgili karar vermeleridir. Tsipras-Erdoğan görüşmesinden, en azından kamuoyuna açık yaptıkları beyanatlardan anladığımız kadarıyla beyaz duman çıkmadı. Ama umut en son ölür…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
ubp popup