Cyprus Today sol
  • 01 Kasım 2017, Çarşamba 9:38
KyriacosDJAMBAZIS

Kyriacos DJAMBAZIS

Milli bayramlar: Mutlak şizofreni

Yıllardır Kıbrıs Rum basınında milli gün denilen günlerin yıldönümlerinde yapılan resmi geçitlere ve kutlamaların sonlandırılması gerektiğini yazar dururum. Resmi geçitler askeri unsurları hatırlatmakta, gençleri bu atmosfer içerisinde eğitmekte, milliyetçiliği ve karşılıklı nefreti kini artırmaktadır. Bu milli günlerden bahsederken sadece Kıbrıs Rum cemaatinden bahsetmiyorum, aynı zamanda Kıbrıs Türk cemaatinden de bahsediyorum. Kıbrıs vatandaşlarının bu milli gün denilen günlerle ilgili düşünüp taşınmasının vakti gelmiştir: Kıbrıslı Rumlar tam dört (4) milli bayram kutlamaktadırlar. Bunların ikisi Yunanistan’dan miras kalmış durumdadır. Yetmezmiş gibi iki de Kıbrıs’ dair milli gün belirlediler. Herhalde milliyetçiliklerini kaybetmekten korkuyorlar. Vatanseverliklerin eksilmesinden, milli merkezlerinden, Helenizmin göbeğinden uzak kalmaktan ödleri kopuyor. Kıbrıslı Rumlar, Yunanistan’ın iki “milli bayramını” kutlamanın yanı sıra bunlara iki bayram daha eklediler. Sanki kendi özel “ulusal” bayramları olmazsa olmazmış gibi: 1 Nisan ve 1 Ekim.

Öyle bir devlettir ki, iki milli bayram cemaatin ulusal duygularına ilişkin tutkuyu ve coşkuyu ortaya koymak adına az gelir. Dört milli bayram, siyasi unsurların milliyetçi laflarını sığdırmaları açısından belki yeterli olabilir. Bu politikacılar Kıbrıslı Rumların milliyetlerinden duydukları kıvancı ve milli açıdan ne büyük olduklarını da devamlı surette belirtirler.

İlk “milli” bayram gününde Kıbrıs’ın tepetaklak felaketi başlamıştı. O “milli” bayram EOKA’lı derin devlet üyelerinin talebiyle belirlenmişti. İkinci “milli” gün ise kimsenin kabul etmediği bir gündür. Bunun sebebi, Kıbrıs Devleti’ni ilk milli hezimetin “bastardası” olarak görmeleridir. Bunu, ihtiyaçları olduğu zaman, 1974 olaylarının ardından hatırladılar. Bir 21 Aralık 1963 tarihi eksik kaldı kutlamadığımız… Belki de bir zaferi betimleyen tek tarihtir: Saf bir Kıbrıs Rum devleti kurmayı ve Kıbrıs Türk cemaatinden kurtulmayı başardılar.

Öte yandan, Kıbrıs Türk cemaatinin de ithal ettiği ve yerel olarak kutladığı milli bayramları vardır. Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin bağımsızlık yıldönümünü kutladılar. Kıbrıslı Türklerin Türk Devleti’nin ulus devlet olarak kuruluşuna ne derecede katkı koyduklarını merak ediyorum doğrusu. Belki de Yunanistan’ın Hitler işgalinden kurtulmasına Kıbrıslı Rumların katkı koydukları kadar onlar da Türkiye’nin kuruluşuna katkı koymuşlardır. Bu ay içerisinde kendi Kıbrıslı Türk devletlerinin kuruluşunu kutlayacaklar. Anladığım kadarıyla tıpkı Kıbrıslı Rumların 1 Ekim’de yaptıklarına benzer bir şekilde resmi geçitle kutlayacaklar. Belki de askeri geçitle kutlayacaklar. Gerçi Sayın Akıncı geçtiğimiz yıl askeri geçitlerin bir daha yapılmayacağını söylemişti ama belki de Kıbrıs sorununun bir çözüme kavuşturulmuş olacağını hesap ederek böyle söylemişti. Şimdi Kıbrıs sorunu bırakın hal çaresini daha geriye gitmiş durumda olduğundan ötürü resmi geçitlerin yapılması muhtemeldir. Savaş uçaklarının uçup Kıbrıslı Türklerin milliyetçi galeyanlarını artırması muhtemeldir. Fakat kendi bağımsızlık günlerinde resmigeçitler ve milliyetçi söylemler neyi kuvvetlendirecek? Adanın taksimini ve elli yıldır görüşülmesine karşın çözüm bulmanın olanaksızlığı dışında neyi kuvvetlendirecek?

Her iki tarafta da politikacılarımız mümkün olan en kısa sürede çözüm istediklerini söylüyorlar. Fakat sergiledikleri tüm faaliyetler milliyetçiliğin güçlenmesini gözetiyor. Bu güçlenen milliyetçilik doğrultusunda da kendi siyasi mevcudiyetlerini sürdürüp güçlendirmeyi hedefliyorlar. Çözüm, sorumluluk demektir. Çözüm, geçmişin yaralarını sarmak adına her gün mücadele vermek demektir. Çözüm, bizzat siyasilerin karşılıklı anlayış, “ötekine” saygı, işbirliği, ortak faaliyet ve ülkenin geleceğini bütünüyle kurmak demektir. Maalesef farklı bir politika izleniyor. Taktik politikaları, “ötekine” sorumluluk yükleme politikaları, yanılgıların üzerine oynama politikaları oynanıyor. “Kıbrıs Helenizminin” veya “Kıbrıs Türklüğünün” tehdit edildiği yönündeki yanılgılar üzerinden politika yapılıyor. Hiç kimse, hiçbir şey tehdit edilmiyor, Kıbrıs sorununa bir hal çaresi bulunduğunda ve Kıbrıs devleti federal bir yapıya kavuştuğunda kimse ne kişi olarak ne de milli grup olarak yok olacak. Tam tersine geçmiş gelecek ile uzlaşacak ve herkes için yeni perspektifler oluşacak.

Maalesef delilik, politika ve psikiyatri ile ilgilenen ve eserler üreten Michel Foucault Kıbrıs’ın koşullarına bakıldığında haklı çıkıyor. Fakat hayatta değildir. Olsaydı onu davet ederdik, Kıbrıs olgusunu yorumlardı ve belki tedavi ederdi…


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
ubp popup