HUNKAR SAG GIYDIRME
8 MART ÖZEL
Oğuz  METİNER

Oğuz METİNER

16.12.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Batı’nın silâhsız Haçlı orduları

Afrika’nın Milli Liderlerinden Jomo Kenyatta’nın itirafı meşhurdur: “Hıristiyanlık Afrika’ya geldiğinde Afrikalıların toprakları, madenleri, Hıristiyanların ise ellerinde sadece İncilleri vardı. Hıristiyanlar bize gözlerimizi kapayarak dua ve ibadet etmemiz gerektiğini telkin ettiler. Gözlerimizi açtığımızda onlar bizim topraklarımızı, madenlerimizi, biz de onların İncillerini almıştık. Onların elinde topraklarımızın tapuları, bizim elimizde İncil vardı…”

Amaç “Hıristiyan yapmak değil Hıristiyan gibi yaşatmak”

Misyoner teşkilatının en ileri kademelerinde yer alan Rahip Samuel Zwemer, Kudüs Cebelüs-Zeytun’da 1935 senesinde toplanan misyonerler kongresinde yaptığı konuşmada şöyle demiştir: “… Hıristiyan hükümetlerin, sizden İslâm ülkelerinde yerine getirmenizi istediği asıl göreviniz Müslüman nesillerin dinini öğrenmesine mani olmak, onları dinlerinden soğutmak, Allah ve peygamber ile irtibatları olmayan bir varlık haline getirmektir. Böylece yaşantılarında bütün milletleri ayakta tutan ahlâki bağlarını da koparacaksınız. Ve sizler bu çalışmalarınızla İslâm ülkelerindeki emperyalist hareketin öncüleri olacaksınız…”

“Sizden Müslümanları Hıristiyan yapmanızı istemiyorum. Sizin asıl göreviniz Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırmaktır. Doğumdan ölümüne kadar boynuna haç takmasınlar, kiliseye gitmesinler, vaftiz olmasınlar ama Hıristiyan gibi yaşasınlar. Bunu çağdaşlık adı altında temin edebilirsiniz. Onları Allah’ı ve peygamberini tanımaz bir kişi haline getirin. Müslüman milletleri ayakta tutan ahlâk, hayâ, iffet duygularından koparın. Eğer bunda başarılı olursanız, İslâm memleketlerinin sömürge haline gelmesi için fetih yollarını aşan ileri karakollar kurmuş olursunuz.

“Müslüman kendi dinini sorgulamaya başlayacak”

Amerikalı İşadamı-misyoner Al Dobra şöyle demiştir. “Amacım bir Müslüman’ı dininden döndürmek değil. (..) Hedefim (olan attığım tohum) önce çürüyecek, sonra çatlayacak ve (fidan) büyüyecek; (o kişiler) giderek dinlerini sorgulamaya başlayacaklar.”

Nitekim Vatikan ve Kiliseler Birliği adına “Dinler-arası Diyalog” fikrini ortaya atan misyoner teşkilatının lideri Louis Massignon’un Misyonerler Zirvesinde yaptığı konuşması, Al Dobra’nın sözünün gerçekleşmeye başladığını ifade ediyor:

“Müslümanların her şeyini tahrif ve mahvettik. Dinleri, inançları, ahlakları, dine bağlılıkları ve insani duyguları mahvoldu. Onların milli manevi değerlerini Batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyet’ten uzaklaştırdık. İslâmiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kur’an-ı Kerim öğrenmeyi suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu hiçbir şeye tam olarak inanmıyorlar.

Türkiye’de Afrika’daki oyunun hangi kademesi oynanıyor?

Görülüyor ki, Afrika’da halkın eline İncil verip topraklarını alan Misyonerlik oyunu, İslâm ülkelerine karşı çok daha geniş boyutlarda ve çok daha sinsi bir yöntemle sahneye konulmaktadır. Yöntem öncelikle Müslüman’ın hayat görüşünü değiştirmek. İnsanları İslâm’a göre düşünmekten ve İslâm’a göre yaşamaktan vazgeçirip Hıristiyan gibi düşünür, Hıristiyan gibi yaşar hale getirmek… Yani tabiri caizse Müslüman’ın için, boşaltmak ve Hıristiyanlıkla doldurmak… Müslüman’ı kişilik ve kimlik olarak kendisi olmaktan çıkarmak ve başkası yapmaktır.

Türkiye’de bu alanda çalışan ve görev yapanlar şüphesiz sadece misyonerler değil, yabancı kökenli ve güdümlü başka teşekküller de var. Her şeyden önce bu teşekküllere yolları açan ve yardım eden bir sistem var. Misyonerlerle direkt bağlantısı olmasa da Müslüman kitlelere Hıristiyan düşüncesini ve yaşantısını sürekli telkin eden ve dayatan, sistemin pek çok kurum ve kuruluşları var. Özellikle basının, TV yayınlarının özellikle TV ve sinema filmlerinin haçlı kültürünü ve yaşantısını kitlelere nasıl yansıttığını ve dayattığını açıkça görüyoruz.

Toplumumuzun üzerine adeta abanan Hıristiyanlık düşüncesinin ve alışkanlıklarının kitlelere etkileri acaba ne düzeydedir?

Bunu anlayabilmek için KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türk topluluğu ile ilgili bir itirafını nakledelim:

Sayın Denktaş, Cumhurbaşkanı olduğu sıralarda 9 Nisan 2004 tarihinde Star Televizyonunda konuk olduğu Cevizkabuğu Programında Kuzey Kıbrıs Türk kesiminde boynuna haç kolye takmış gençlerin bulunduğunu söyledi. Bir genç kıza “Niçin boynuna haç kolye takıyorsun? O Hıristiyanların bir sembolü. Sen Müslüman değil misin?” diye sorduğunu, cevap olarak “Galiba Müslüman’ım” karşılığını aldığını nakletti. Türk toplumunun genç kuşaklarının inançlarını, hayat görüşlerini ve düşüncelerini değiştirebilmek için yoğun sinsi bir faaliyetin gerçekleştirildiğini ifade eden Denktaş, bu yabancı kaynaklı operasyonun geç farkına vardıklarını, farkına vardıklarında ise, iş işten geçmiş olduğunu söyledi. KKTC Cumhurbaşkanı genç nesillerdeki bu değişimden dolayı herkesin sorumlu olduğunu, kendisinin de sorumlu bulunduğunu itiraf etti.

Kıbrıs Türk toplumundaki bu değişim, Hıristiyanlık propagandasının ne derece yıkım meydana getirdiğinin bir göstergesidir. Bu gösterge aynı zamanda Türkiye toplumu için de geçerlidir. Türkiye gençliğinin pek azımsanmayacak bir kesiminin de KKTC gençliği gibi değişime uğradığını açıkça görüyoruz maalesef. Bundan sorumlu olanlardan Sayın Denktaş gibi itirafta bulunabilecek bir yöneticimiz çıkmasa da, Kıbrıs Türk kesiminin sorumluları adına yapılan itirafların Türkiye için de geçerli olduğunu ve Türkiye yöneticilerinin de, toplumdaki kötü değişimden büyük çapta sorumlu ve suçlu olduğunu kabul etmek gerekir.

 

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.