KTV
  • 10 Haziran 2017, Cumartesi 15:17
Oğuz METİNER

Oğuz METİNER

Din ve Din Anlayışı

Dünyada çeşitli dinler vardır. Aynı şekilde bir dinin içinde de değişik anlayışlarda insanlar bulunabilmektedir. Bu insanların hepsi de aynı dine inanmakla birlikte çeşitli sebepler yüzünden birbirinden farklı, hatta çoğu konuda birbirine ters anlayışlara sahip olabilirler. Anlayışların farklı oluşu, bütün dinlerde var olan bir şeydir ve normal karşılanmalıdır.

Allah’ın Peygamberimize gönderdiği tek din vardır; o da İslam’dır. Bu dinin temel kaynakları bellidir. Kitabı Kur’an, değişmez ve sabittir. Kur’an’ın çizdiği yön ve ulaşmak istediği amaç açık ve nettir.

Ancak insanların kendi bilgileri, çağının yaygın düşünce akımları, kültürleri, onların dinî anlayışlarını şekillendirir. Hepimiz aynı çağda yaşamadığımızdan, aynı şekilde her birimizin bilgisi, kültürü, eğilimleri değişik olduğundan dinî anlayışlarımız da az çok birbirinden farklı olabilir. Bu yüzden tarih içinde İslam içinde birçok farklı görüşler, mezhepler, akımlar çıkmıştır. Aşırı uçlara gidenleri hariç tutmak şartıyla bu mezheplerin tümü de İslam çatısı altındadır ve onlardan hiçbiri başlı başına İslam’ın kendisiyle özdeşleştirilemez. Çünkü dinin herhangi bir anlayış tarzı, o dinin bizzat kendisi değildir.

Arapların, Türklerin İranlıların, Uzakdoğu’da yaşayan Müslümanların ortak noktaları sayılamayacak kadar çok olmakla birlikte, aralarında anlayış farklılıklarından doğan ayrılıklar da normal olarak bulunmaktadır. Ancak bu farklılıkların, diğer dinler göz önüne alındığında oldukça az olduğunu onların da dinin özündeki ayrılıklar olmayıp bazı tali konularda olduğunu sevinerek söyleyebiliriz. Örneğin Kuzey Afrika’da yaşayan bazı Müslümanlar namazda ellerini bağlamaz, İran’da yaşayanların çoğunluğu secde ederken alınlarını koydukları yere, önceden hazırladıkları topraktan yapılmış dairemsi, yassı bir cisim koyarlar. Bu uygulamalarını açıklarken, alnın konduğu toprağın temiz olması gerektiği, bu yüzden temizliğinden emin oldukları o cismi koyduklarını söylerler. Doğu ve Güneydoğu kökenli bazı vatandaşlarımız içinde alkol bulunduğu ve şaraba kıyasla onun da dinen pis sayıldığı gerekçesiyle kolonya kullanmaz. Bazı Müslümanlar vücuttan çıkan kanın abdesti bozduğunu söylerken bazı Müslümanlar bunun aksini söyler. Bu farklılıkların her birinin kendilerine göre gerekçeleri ve dayandığı dinî temeller bulunmaktadır.

İnançların bazı ayrıntı meselelerinde Müslümanlar arasında birtakım farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin daha çok İran ve Irak’ın bir kısmında yaşayan Şiî mezhebine tabi olanlar Peygamberimizden sonra 12 imam seçildiğine bu imamların günahsız, masum insanlar olduğuna, tüm Müslümanların bu imamlara uymalarının gerekli olduğuna inanırlar. 12 imam olarak kabul ettiği kimseler Hz. Ali’nin soyundan gelen ve babadan oğula devam eden bir silsiledir. On ikinci imam onların inancına göre kayıp olmuştur ve ahiret kopmadan önce mehdi sıfatında ortaya çıkacak ve yeryüzünü düzene sokacaktır. Son imam ortaya çıkmadan işler tam olarak asla düzelmez. Bu mezhep Peygamberimizin kendisinden sonra yerine Hz. Ali’yi bıraktığını, ancak Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in siyasi hilelerle onun hakkını gasp ettiğine inanır.

Görüldüğü gibi bu inanç ve uygulama farklılıklarının hiçbiri dinin özüne ait farklılıklar değildir.

------------------

İftar      : 20.10

İmsak   : 03.38

Teravih: 21.42

------------------

İftar duası

Allah’ım, ancak Senin rızan için oruç tuttum ve yalnız Sana iman ettim.

Orucumu Senin rızkın ile açtım. Şükürler olsun verdiğin nimetlere, sağlık ve afiyete.

Allah’ım, inananları bağışla, ülkemize birlik, dirlik ve bolluk ver. Vatanımızı ve bizi her türlü felâket ve musibetlerden koru.

---------------------------------------------------------------------------------------------------

AYET KÖŞESİ

Ey peygamber! Biz seni hakikaten bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. (Ahzab, 48)

HADİS KÖŞESİ

Ne mutlu o kimseye ki: Ayıbı başkasının ayıpları ile uğraşmaktan kendisini alı koyar.

----------------------------------------------------------------------------------------

Ömür dediğin

Ömür dediğin ne ki… Gelip geçiyor. Güneş doğuyor ve batıyor. Her şafak, yeni bir gün başlıyor. Mazide kalıyor yaşanan her şey. Zaman bir muamma. İnsan meçhul ve hayat sürprizlerle dolu. Yaşadığımız her şey bize tesir ediyor. Her şey biraz da kendi tesir alanına çekiyor. Ve bizler her gün, yeniden, usanmadan çözmeye çalışıyoruz ömür bilmecesini. Oysa ömür de akıp giden bir zaman değil mi? Meçhul kalmaya devam etmiyor mu? Acılar vermiyor mu bazen? Sevinçler sunmuyor mu kimi zamanlar? Ne güzel ısmarlama veya kurgulama olmayışı.

Bir kitap gibi ömür. Biraz sıkıcı gibi gelse de okumak istiyor insan. Acıtan yanları olsa da, tatlı hatıralar da bırakmıyor ardında. Ve bir vakit geliyor “Ha yaşadın ha yaşamadın” oluveriyor. Bu yüzden boş vermek olmuyor. Bu yüzden mutlu etmiyor tefekkür imbiğinden geçirilmeyen çakırkeyif ömürler.

Elbet bir gün göçüp gidilir, ‘gün eksilir pencerelerden.’ Bir yanda ölüm, bir yanda hayat. Keşke her ömür, Cennet yamaçları için kanatlanabilse. Keşke her fert, nurdan helezonlar çizse mavi atlasa. Kucak kucak ümitlerle uzanılsa sonsuzluk ufkuna. Karınca misal olsa da, gayretler taşınsa heybelerde. Ve keşke çoğu insan ‘heybem hayat dolu’ diyebilse!

Dünya durdukça ömürler verilecek ömürler alınacak. Kimi baharında, kimi sonbaharında ‘bir nefeslik saltanat’a elveda diyecek. Mananın o altın yamaçlarında, bize bir ömür veren Yüce Sanatkâr’a binlerce şükür olsun.

-------------------------------------------------------------------------------

“Hac da kapının önünde, aç da”

Bir zamanlar, Erzurum ilinin bir köyünde, kendi halinde yaşayan bir adamcağız vardı. Kunduracılık yaparak geçimini temin ederdi. Kazandığından bir kısmını da kenara ayırmayı adet edinmişti. Adamcağızın bundan muradı, bir kere çıktığı hac yolculuğuna bir kere daha çıkmaktı.

Zaman geçti, kunduracının kenarda biriktirdiği paralar, hatırı sayılır bir miktara ulaştı. Hesabını kitabını yaptı. Para hac için kâfi idi. O da yol hazırlıklarına başlayıverdi.

O hazırlık yapadursun, kümesindeki üç-beş tavuktan biri hastalanıp öldü. Adam da bu ölü tavuğu alıp kapısının önündeki çöplüğe attı. Ertesi sabah bir baktı ki, ölü tavuk attığı yerde değil.

“Acaba” dedi. “Köpekler mi aldı götürdü?” Ama köpekler alıp gitmez oracıkta yerdi. Kimin aldığını pek merak etti. Birisinin almış olacağından şüphe etti.

“Birisi bu hasta tavuğu yerse, o da hastalanır. Ah keşke gömeydim de böyle ortalığa bırakmayaydım” diye hayıflandı.

Sağa sola bakınırken, üç beş ev ötesinde oturan dul ve fakir bir kadıncağızın evinden pişmiş tavuk kokusunun geldiğini fark etti.

“Eyvahlar olsun! Bu fukara kadıncağız tavuğu almış olmasın” dedi.

Gidip kapılarını çaldı. Hakikaten de, dul ve fakir kadın, adamın çöpe attığı tavuğu almıştı.

“Bacım, o tavuk hasta idi. Yenmez ki!” dedi.

Kadın:

“Ağam, ben fakirim, günler oldu şu çocukcağızlarıma aş edemedim. Bu ölü tavuğu da o sebeple aldım ki, kursaklarına lokma girsin.”

Bu sözleri duyan kunduracı:

“Vay benim halime” der. “Şu kadıncağız ile yavruları aç yatar aç kalkarlar da, ben kenara akçe yığarım.” Sonra da ikinci kez hacca gitmekten vazgeçer. Elinde avucunda ne biriktirdiyse kadına verir, doyurur giydirir. Kendisini bekleyen hac kafilesine de:

“Siz varın gidin. Allah haccınızı mübarek etsin” diye uğurlar.

Kafilesi, kunduracıyı köyünde bırakarak yola çıkar. Ova geçilir, dağ aşılır, çöl adımlanır… Onlar mübarek Hicaz’a varırlar. Kâbe’ye vardıklarında bir de ne görsünler, kunduracı, beyaz ihrama bürünmüş, tavaf ediyor. Şaşırıp kalırlar. İçlerinden birkaçı koşarak yanına gidip sormak ister. Ancak gittiklerinde onu gördükleri yerde bulamazlar. Bakarlar, başka bir tarafta yine görürler. Bu sefer de o yana koşarlar. Ancak yine aynı şey olur. Gözlerinin değdiği yere, ayakları değdiğinde, kunduracı orada yoktur. Seslenirler, seslerini duyuramazlar. Bakarlar, başka bir tarafta yine görürler. Bu sefer de o yana koşarlar. Ancak yine aynı şey olur. Gözlerinin değdiği yere, ayakları değdiğinde, kunduracı orada yoktur. Seslenirler, seslerini duyuramazlar. Bu böyle çokça olur. Nihayet hac vazifesi biter ve kafile geriye, köylerine doğru yola çıkar.

Köye dönüp geldiklerinde, konu komşu, hısım akraba, torun torba ziyarete gelip el öpmek için sıraya girince, hacılar bir türlü ellerini vermezler. “Boş verin” derler, “Bizim elimizi öpüp de ne yapacaksınız! Gelin hep beraber kunduracıya gidelim, onun ellerini öpelim. Esas hacı odur.”

“Hac da kapının önünde, aç da” sözü, işte bu şekilde doğar.

**

İFTAR SOFRASI

Tavuk Dolması

Malzemeler: 4 adet tavukgöğsü, Bir avuç bezelye, 1-2 adet havuç, 2 tane kırmızıbiber, 1 su bardağı kaşar rendesi, tavuk baharatı, tuz, karabiber

Sos için: 1/2 yemek kaşığı salca,1 adet domates, sıvıyağ

İç harcı için: küp doğradığınız havuçları ve bezelyeleri haşlayın (veya hazır konserve garnitür kullanın)

Haşladığınız havuç ve bezelyeyi bir kaba alın üzerine doğradığınız kırmızıbiberleri, tuz ve karabiberini ekleyip karıştırın.

Tavukgöğüslerini hafifçe dövün. Daha sonra her bir parçayı sandviç gibi ortadan ikiye kesin, en ucunu kesmeyin. Bir kâsede tavuk baharatını bir kaşık sıvı yağla karıştırıp tavuk etlerine iyice sürün. Baharatladığınız etin içine kaşar rendesi ve hazırladığınız garnitürden koyun. Açılmasını önlemek için kenarlarını büyük kürdanlar ile tutturun. Hazırladığınız dolmaları tavada önlü arkalı iyice kızartın. Kızarttığınız tavukları borcama sıralayın. İç malzemeniz arttıysa yanlarına koyun.

Sos için ayrı bir tavada salça ve domates rendesini sıvı yağda kavurup üzerine 1-1,5 bardak su koyun. Sos kaynayınca tavukların üzerine dökün fırında (200 derecede) suyunu hafif çekene kadar pişirin.

**

Susamlı köfte

Malzemeler: 2 su bardağı esmer çiğ köftelik bulgur, 1 tatlı kaşığı kimyon, 1 tatlı kaşığı tuz, 100 gr susam, 1 soğan, 1 çay kaşığı zeytinyağı, 1 yemek kaşığı domates salçası, 1 demet maydanoz, 5 dal taze soğan.

Hazırlanışı: Bulguru büyük bir tepsi içinde ılık suyla ıslatın ve üzerini bir bezle örtün. Tuz ve kimyonu ekleyin. Susamları tavada yakmadan kavurup bir kaseye aktarın. Aynı tavada zeytinyağında ince kıyılmış soğanları domates salçasıyla birlikte kavurun. Soğumaya bırakın. Islanmış bulgurun üzerine susamları ve soğanlı karışımı ilave edip yoğurun. İnce kıyılmış maydanoz ve taze soğanı da ekleyip tekrar yoğurun. Oval köfteler şeklinde hazırlayıp servis yapın. Susamlı köfte artık hazır, afiyet olsun.

**

Bisküvili Enfes Pasta

Hamur için: 1 buçuk paket petibör bisküvi, 50 gr margarin/tereyağ, 3 yemek kaşığı kakao, Yarım çay bardağı pudra şekeri, Bir su bardağı süt,

Krema için: 2, 5 su bardağı süt, 1 çay bardağı +2 yemek kaşığı şeker, 1 çay bardağı irmik, vanilin

Yapılışı: Öncelikle irmik, süt, vanilin ve şeker ile bir tencerede güzel bir krema yapıyoruz kıvamlı ve yoğun olacak. Daha sonra el yordamıyla bisküvileri iyice ezip margarin şeker kakao ve sütü de ekleyerek bir güzel yoğuruyoruz. Tezgahın üzerine streç filmi serip üzerine bisküvili harcı döküp üzerine de streç kapatıp merdane ile açıp üzerine kremayı yayıp bir rulo yapıyoruz ve dolapta 3 saat dinlendirip dilimleyerek servis ediyoruz.

**

Tatlı Poğaça

Malzemeler: 3,5 çay fincanı un., 100 gr erimiş margarin, 1 çay b. Sıvıyağ, 1 çay b. Süt, 1 p. kabartma tozu, 2 yemek k. pudra şekeri, 2 yumurta sarısı

İç harcı için: 1 çay fincanı reçel, 3 yemek k.fındık,

Üzeri için: Toz yeşil fıstık, reçel şurubu

Tarifi: Hamur yoğurma kabına unu alalım ortasını açalım, margarini ve yumurta sarısını ilave edelim elimizle karıştıralım. Süt, sıvıyağı, kabartma tozu, vanilya ve pudra şekeri katıp yoğuralım. Kıvama gelen (kulak memesi yumuşaklığında olacak) hamurdan limon büyüklüğünde parçalar koparalım elimizde açalım içine reçel sürelim üzerine file badem alalım ve kapatalım. Yağlanmış tepsiye dizelim, üzerine yumurta sarısı sürüp 170 derecelik ısıda üzeri kızarana kadar tutalım. Pişen poğaçaları servis tabağına alalım, üzerine reçel şurubu sürüp toz yeşil fıstık serpip servise sunabiliriz. Afiyet olsun.

**

Hz. Muhammed insanlık için bir uyarıcıdır

Derleyen: Nesrin BEDRY

Peygamberimizin görevlerinden biri de aymazlık içinde bulunan insanları uyarmak, onlara hakkı ve doğruyu hatırlatmaktır. Peygamberimize bu görev ilk olarak:

“Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar.” ( Müddessir 1-2) ayetiyle verilmişti. Bir başka ayette Allah, Peygamberimize şöyle seslenir:

“Ey Peygamber, biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik” (Ahzab, 45.)

Hz. Muhammed (s) Allah’ın dinine uymaları konusunda insanları uyarmış, daha önce aymazlık içinde haksızlık ve kötülük yapan toplumların nasıl felaketlerle karşılaştıklarını hatırlamış, kendi sonlarının da aynı şekilde olmaması için hakka uymaları gerektiğini bildirmiştir.

İnsanlar, cehalet içinde atalarından babalarından öğrendikleri inançları sürdürebilmektedir. Böylece yanlış inançlar, insanın doğasına ters olan uygulamalar kuşaklar boyu devam edebilmektedir. Allah, Peygamberimizi bu durumda olan insanları uyarmakla görevlendirmiş, onlara gerçek inançları tebliğ ederek yanlışlardan yüz çevirmelerini istemiştir.

Bazı insanlar da doğruları bildikleri halde ya kendilerine söz geçiremedikleri için ya da arzularına uymak hoşlarına gittiği için kasten yanlış işler yapabilmektedir. Peygamberimiz bu insanları, arzularına uymamaları konusunda uyarmış, insan nefsinin çoğunlukla zararlı ve kötü şeyleri yapmaktan zevk duyduğunu, ama daha sonra yapılan kötülükler sonucunda hem kendilerinin hem de çevresindekilerin zarar gördüğünü bildirmiştir.

İster cehalet içinde olsun, isterse kasten olsun, kötülük yapanlar, bunun karşılığını hem bu dünyada hem de ahirette feci bir şekilde göreceklerdir. Allah inatçı inkârcılar ve bilerek günahlara dalanlar için azap dolu cehennemi hazırlamıştır. İnançsız günahkârlar orada sonsuza kadar kalır; rahat yüzü görmez, sürekli azap içinde olurlar. Allah hiçbir insana azap etmez; fakat insanlar yaptıkları kötülükler nedeniyle kendi kendilerine azap ve eziyet ederler. İşte Peygamberimiz cehalet ve şımarıklık içinde Allah’a ve onun dinine baş kaldıran kimseleri bu azapla uyarmıştır.

Hz. Muhammed (sav), Allah'ın “Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur...” (Şura Suresi, 15) ayetiyle de bildirdiği gibi insanları uyarmakla görevlendirdiği son peygamberidir. Peygamberimiz, tüm diğer elçiler gibi insanları doğru yola, Allah'a iman etmeye, ahiret için yaşamaya ve güzel ahlaka çağırmıştır.

Kuran'da Peygamberimize, kendisinin insanları uyarmakla görevli olduğunu belirtmesi şöyle emredilmiştir:

De ki: “Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah'a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah'ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim”. (Yusuf Suresi, 108)

Peygamber Efendimiz insanları uyarmak için elinden geleni en fazlasıyla yapmış, mümkün olan en fazla sayıda insanı uyarmak için çaba göstermiştir. Bir ayette şöyle bildirilir:

De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. Sizi uyarmam için bana Kuran vahi edildi”. (Enam Suresi, 19)

Peygamberimiz (sav) Kuran'ı tebliğ ederken, müşriklerin atalarından kendilerine miras kalan sapkın dinlerini tamamen değiştirmiş ve bu nedenle onların baskı ve karşı koymaları ile karşılaşmıştır. Ancak o Allah'ın emrine uyarak, onların baskı ve alaylarına hiçbir zaman aldırış etmemiştir. Allah, Peygamberimize ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

Öyleyse sana emredilenleri açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme. Şüphesiz o alay edenlere (karşı) biz sana yeteriz. (Hicr Suresi, 94-95)

**

Hayata dair…

Hayata oruç ile…

Fatiha’yı yeniden okutuyor sana oruç.  Şimdi anladım ki, hiçbir şeye Allah’ın izni olmaksızın dokunamıyorsun. Ne paran yetişiyor imdadına, ne servetin yar oluyor sana. Her iş “Allah’ın ismiyle…” “Bismillah” Gördün ki âlemleri senin için terbiye eden Allah’tır; minnet sadece Allah’adır, hamd Allah’adır. Başkaları sana çare olası değil. Elhamdulillahirabbil alemîn. Rabbin izin vermeyince yemiyor içmiyorsun. Demek ki sırf O merhamet ettiği için yiyip içebiliyorsun. ErrahmanirRahîm. İftar vakti anladın ki, her şeyi sana borç veren Rabbindir; başkası değil. Onun açtığı sofrada oturuyorsun her gün. İşte “borç günü” bugündür. Ve herkese her şeyi her an borç veren Mâlik’tir O. Mâlikiyevmiddîn.

Açlığın ve susuzluğun sana şöyle fısıldıyor: “Minnet duymaya hiç birşey ve hiç kimse lâyık değil. Sana yardım edecek kimse yok; Hepsinin eli boş, hepsi çaresiz. O halde de ki: “İyyâke n’abüdü ve iyyâke n’estâîn.” Başkalarına değil, yalnız Sana kulluk ederiz. Başkalarından değil yalnız Senden yardım dileriz.

 

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü

ANKET

Yarın seçim olsa oyunuzu hangi partiye verirdiniz?

    Takımlar O G B M Av P
1 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 5 3 0 2 0 9
2 YENİCAMİ AK 4 2 2 0 4 8
3 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 5 2 2 1 3 8
4 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 4 2 2 0 3 8
5 BİNATLI YSK 5 2 2 1 2 8
6 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 5 2 2 1 0 8
7 CİHANGİR GSK 4 2 1 1 3 7
8 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 4 2 0 2 0 6
9 LEFKE TSK 4 1 2 1 -1 5
10 OZANKÖY SK 5 1 2 2 -3 5
11 YALOVA SK 4 1 1 2 1 4
12 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 4 0 4 0 0 4
13 BAF ÜLKÜ YURDU 5 1 1 3 -2 4
14 GENÇLİK GÜCÜ TSK 5 1 1 3 -4 4
15 TÜRK OCAĞI LİMASOL 5 1 1 3 -5 4
16 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 4 0 3 1 -1 3

BURÇLAR

(21 Mart - 20 Nisan)

Koç Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(21 Nisan - 21 Mayıs)

Boğa Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Mayıs - 22 Haziran)

İkizler Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Haziran - 22 Temmuz)

Yengeç Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Temmuz - 22 Ağustos)

Aslan Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Ağustos - 22 Eylül)

Başak Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Eylül - 22 Ekim)

Terazi Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(23 Ekim - 21 Kasım)

Akrep Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Kasım - 21 Aralık)

Yay Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Aralık - 21 Ocak)

Oğlak Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(22 Ocak - 19 Şubat)

Kova Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

(20 Şubat - 20 Mart)

Balık Burcunun 22.10.2017 Günlük Yorumu

yukarı çık
Skull King Popup