Cyprus Today sol
  • 19 Ocak 2018, Cuma 9:09
Oğuz METİNER

Oğuz METİNER

Gerçek dünyanın sanal çocukları

Ben çocukluğumu büyük bir şehirde geçirdim. Büyük ve gri bir şehirde…

Dünyanın bilgisayar çağına henüz geçtiği zamanlardı. Büyük bir şehir olmasına rağmen çocuklar henüz sokaktan evlerine girmemişlerdi. Sokak bütün gerçekliği ve canlılığı ile çocukların hayatının tam da ortasındaydı. Sokakta elleri, ayakları toprağa ve taşa değerek büyüyen, birbirlerini iterek kakarak, birbirleri ile kavga ederek, birbirlerine sarılarak, yani birbirlerine dokunarak büyüyen çocuklar teknoloji ile kirlenmemiş dünyanın son zamanlarını yaşıyorlardı. Dokunmak… Toprağa dokunmak, insana dokunmak… Topraktan yoğrulan insanın en tabii özelliklerinden birisi. Düşünüyorum dün biz nelere dokunuyorduk, bugün çocuklar nelere dokunuyor?

Gerçek dünyanın içinde çocukluğunu gerçekten yaşayan son neslin bir mensubuyum ben. Okula öğrenci gibi giden, öğrenci gibi giyinen, öğrencilere yakışan haylazlıkları, haşarılıkları, tembellikleri yapan, sokakta oyun oynayan, toprağı çamur yapan, mahalle maçları yapan, misket oynayan, futbolcu kartları biriktiren, kavga eden ve en nihayetinde akşam ezanı ile birlikte tıpış tıpış evine giren bir nesle aitim ben.

Ya şimdikiler?

Kızıyorum evet. Çocuklara mı? Tabii ki hayır… En çok, çocukları çocukluğun ne demek olduğunu bilmeyecek

hâle getirerek, onlara insanca yaşamanın ne olduğunu, faziletin ne olduğunu öğretmeyen; yalnızca başarı, tek hedef başarı diyerek; başarıyı en iyi okulun en iyi bölümünü kazanmak, en iyi şirkette çalışmak, şirkette çalışırken en iyi pozisyona gelmek, çok para kazanmak olarak gören madde sistemine ve bu sisteme kendileri ile birlikte çocuklarını da dâhil eden ailelere kızıyorum.

Neredeyse çocuğunun doğduğu gün onu yabancı dil kursuna gönderecek derecede sisteme teslim olan aileler çocuklarını, yine bizim zamanında hayal dahi edemeyeceğimiz derecede ileri teknoloji ürünlerine çok küçük yaşta maruz bırakıyorlar. Bu, çocukları dört duvar arasında sanal bir dünyaya hapsediyor. Aslında hiç var olmayan bir dünya içinde, tek başlarına, hiç var olmayan mutluluklar, kızgınlıklar ve üzüntüler yaşıyorlar. En önemlisi de tek başlarına yaşıyorlar. En önemlisi de tek başlarına yaşıyorlar. En önemlisi de tek başlarına yaşıyorlar. Bir mahalle maçında otuza yakın çocuğun top peşinden koşması yalnızca bir çocukluk hevesi değil, bir çocuğun topluluk içinde bir şahsiyet olarak yer alabilme yetisini ve sorumluluğunu kazanması açısından oldukça önemliydi. Şimdi ise bilgisayar başında, bir şahıs olmaktan ziyade kendisini sanal dünyadaki oyunlar içinde var etmeye çalışan ve kimliğini bu şekilde oluşturan nesiller ile karşı karşıyayız. Gözlerini bilgisayar piksellerinden tabiata çevirememiş, ellerini klavyeye dokunmaktan toprağa dokunduramamış, ders kitabının dışında kitap görmemiş nesiller…

Bir şair “Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!” diyordu. Şairin imgelerinin farkında olarak ben de diyorum ki, “Sokağa dön! Oyuna dön! Toprağa dön!” Keşke çocuklar için bir şeyler yapabilsem.

**

Gerçek zenginlik

Maddi anlamda zenginleştikçe manevi anlamda fakirleşen bir dünyada yaşıyoruz. Bu nedenle hem maddi zenginliğin bizi nasıl etkilediğini hem de gerçek zenginliğin ne olduğunu düşünmek gerek. Maddi zenginlik sahip olduğumuz şeylerle ölçülür. Ancak çok şeye sahip olmanın bizi nasıl mutlu ettiği hakkındaki düşünceler oldukça temelsizdir. Birçok şeye sahip olmak birçok şeyi tüketebilmek ya da konfor içinde yaşamak demektir. İnsan çok şey tüketebilir, ancak bir şeyler tüketmeye başladıkça o şeylere karşı arzumuz da azalır. Yani çok tüketmek çok mutluluk vermez olur. Örneğin yiyebileceğiniz şeylerin miktarı bellidir. Üstelik çok yedikçe bazı sağlık sorunları yaşamaya başlarız. Bedenimiz tükettiğimiz şeylerle uğraşmak zorunda kalır.

Gerçek zenginlik niceliksel artışta değildir. Daha çok daha çok derken, gitgide fakirleşiyoruz. Yaşadıklarımızın artması onların değerlerini azaltıyor, çoğu zaman tam olarak yaşayamıyoruz bile, zihnimiz anları sindiremeden bir sonraki ana geçiyoruz.

Kısacası, gerçek zenginlik maddesel anlamda ölçülemez. Çok şeye sahip bir insan içini bomboş hissedebilir. Hatta belki kendini boş hissetmeyecek kadar donuklaşmış bile olabilir. Gerçek zenginlik, hiçbir şeye sahip olmadan her şeye sahip olmaktır. Yaşamın her anının büyük bir değer olarak yaşamaktır. Kendi dünyasını tanıyıp özgürleşmeyen bir insan asla gerçek bir zenginliği tadamaz


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


YAZARLAR

tümü
    Takımlar O G B M Av P
1 YENİCAMİ AK 30 18 7 5 30 61
2 DOĞAN TÜRK BİRLİĞİ SK 30 17 6 7 19 57
3 GAÜ ÇETİNKAYA TSK 30 16 7 7 15 55
4 BİNATLI YSK 30 14 8 8 15 50
5 MERİT ALSANCAK YEŞİLOVA SK 30 12 12 6 11 48
6 BAF ÜLKÜ YURDU 30 12 9 9 20 45
7 LEFKE TSK 30 13 5 12 16 44
8 CİHANGİR GSK 30 12 7 11 4 43
9 KÜÇÜK KAYMAKLI TSK 30 13 3 14 -1 42
10 MAĞUSA TÜRK GÜCÜ 30 11 8 11 7 41
11 TÜRK OCAĞI LİMASOL 30 13 2 15 2 41
12 L. GENÇLER BİRLİĞİ SK 30 10 7 13 -8 37
13 GENÇLİK GÜCÜ TSK 30 10 4 16 -25 34
14 YALOVA SK 30 6 7 17 -23 25
15 YENİ BOĞAZİÇİ DSK 30 5 9 16 -35 24
16 OZANKÖY SK 30 4 7 19 -47 19
yukarı çık
Pop Up ek