KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Oğuz  METİNER

Oğuz METİNER

06.01.2017

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Kâinâtı okumak

Kış mevsimi…

Kar yağar, yağmur yağar, yollar buzlanır, trafik kilitlenir. Okullar aşırı soğuk nedeniyle tatil edilir. Bahçe kapıları kapatılır, pencerelere ve perdelere bir daha hiç açılmayacakmış gibi kırk düğüm atılır. Sobada çay demlenir, ocakta kaynayan çorbanın ölçüsü arttırılır, dışarıdan gelenler ısınsın diye gündelik önlemler alınır.

Kıştır işte mevsim ve zaman kendini okumak için, okunmuş kitaplarda kendini bulmak için, kâinatı bir kitabı okurcasına okumak için verilmiş en büyük fırsattır.

Biraz soğuktan, biraz yalnızlıktan, biraz kırgınlıktan köşesine çekilir şimdi insan. Eline geçen ilk kitabın kapağını besmeleyle açar… Harflerden satırlara, satırlardan sayfalara uzun soluklu bir yolculuğa çıkar. Hayatın bütün aktörlerini geride bırakıp kendisini okuyormuş gibi okumaya başlar elindeki kitabı… Yüreğinden geçenleri satır aralarında arar. Hikâyelere dokunmak ister, zamanı ve mekânı aşıp kitabın içinde küçük paragrafta kendisine yer verecek boş bir parantez bulmayı diler.

Ve okur insan… Okudukça kendini bulur; kendini buldukça gerçeğin gölgesinde erir, tükenir, kaybolur.

Aslında hiçbir şey bilmediğini ve gündelik telâşların içinde gerçeğin ne kadar dışında kaldığını fark eder bir zaman sonra.

İnsan ancak okuyarak anlar okumanın ihtiyaç ya da lüks değil, ‘bir emir’ olduğunu… Âlemlerin Rabbinin “oku” emrini getiren Cebrail (a.s.)’in sesindeki netliği ve duruluğu… O günden bugüne Kuran-ı Kerim sayfalarında hissedilen o huzuru… Okumakla anlaşılır “Oku”, “Yaratan Rabbinin adıyla oku” emrinin gösterdiği doğrultuyu. İnsanı, kitabı, hayatı, dünyayı… Allah’ın kutsal ayetlerini okumak gerektiğini…

Ve hayatın bütün okumalarının ancak ve ancak kâinatı okumakla zihinlerde netleşeceğini… İlk emrin Kuran-ı ve ayetleri okumak gibi, kâinatı okumayı da öğütlediğini…

Amacı Hakk olan bütün okumalarda en son ve en önemli yolun kâinatı okumaktan geçtiğini…

Yerlere ve göklere selâm vermektir kâinat okuyuculuğu. Akan suya, toprağa, güneşe daha bir dikkatle bakmaktır. Hiçbir mikroskobun gösteremeyeceği hassasiyetle dokuları, hücreleri, çekirdekleri fark etmektedir. “Kimindir bu dağlar, taşlar?” sorusuna, “Allah’ındır” diye cevap vermek kolaydır; fakat marifet dağlarda ve taşlarda O’nun adını okumaktadır. Sözcüklerle Ay’a çıkabilmek, içimizdeki putları İbrahim Peygamber misali bir bir kırmaktır. Marifet kâinatı okumaktır.

“Yalnız ve yalnız Allah” cümlesinin ardından yola koyulmaktır.

Bir Züleyha sabrını, bir Yusuf imanını, bir Ebu Bekir dostluğunu yerlerden ve göklerden dinlemektir kâinat okuyuculuğu.

Herkesin “bitti” dediği yerde hiçbir kişisel gelişim kitabında anlatılmayacak kadar büyük bir inanç ve tevekkülle… Usul usul anmaktır Güneşi, Ayı, Dünyayı… Yaratılış evrelerini, ilk secdeyi… Sonra Allah’a isyan edince helâk edilmiş kavimleri… Nuh (a.s.)’un gemisine ancak ve ancak kâinatı okuyacak kadar gözünde ve gönlünde El-Hakk yazanların bineceğini…

Kâinatı okumanın kendini bilmekten, yaratıcısını bilmekten ve “oku” emrinin peşine düşmekten geçtiğini… Kâinatın defalarca; sayfa sayfa, satır satır okunması gerektiğini… Ve insanın kâinatı okuduğu ölçüde kendini ve diğer yaratılmışları okuyabildiğini.

   ‘Kitabı sağından verilenlerden’ olmak için çıkıyoruz şimdi yola hepimiz. Hepimiz aynı menzil doğrultusunda yol alıyoruz. Gündelik telâşları, küresel sorunları, yalnızlık manifestolarını, kırgınlıkları ve yorgunlukları bir kenara bırakıp… Hayata “sil baştan” diyebilmek için tövbeler ve dualarla yola çıkıyoruz…

Biz bu yolculukta okuyoruz eş-Şems suresini… Şükürleri ve secdeleri içimizin ta içinden gelerek yapıyoruz. Korkuyoruz, sığınıyoruz, af diliyoruz. Kâinat yolculuğunda aslında hiçbir şey bilmediğimizi… Kâinatın yaratıcısının aklımızla anlayamayacağımız kadar büyük… Kalbimizle teğet geçemeyeceğimiz kadar bize yakın olduğunu bu yolculukla daha iyi anlıyoruz.

Bizler; 21. yy’ın kervan bekleyen yolcuları… Korku ve ümit arasında affedilmeyi bekliyoruz. Taif’e, Hira’ya, Medine’ye giden yolda yerlerde döne dolaşa hep aynı şeyi arıyor, “oku” ayetini okurken bu yüzden irkiliyor ve dokunduğumuz her şeyde O’nun imzasını görüyoruz.

Bizler yani 21. yy’ın yorgun savaşçıları… Hep aynı umutla yerleri ve gökleri selâmlıyor… Aynı düşle akşamları sabahlara, sabahları akşamlara bırakıyor… Aynı duayla kâinatı okuyoruz.

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

  • Serdar
    06.01.2017

    Oğuz Amca, umarım beni hatırlarsın. Çarşı iznimde seninle denk gelmiştik, Girne'deki camide öğle namazı öncesi bana İngilizce sen Lübnan'lılara benziyorsun demiştin :) Daha sonra seninle Lefkoşa'da karşılaştık. Tarihi camide, çıkışta bana Türk kahvesi ısmarlamıştın. Ben terhis olalı neredeyse 3 ay olacak, bir bankada iş buldum çalışıyorum. Ellerinden öperim. Serdar.

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.