KıbrısFm
Vakıflar Sağ
Akacan Holding
Oğuz  METİNER

Oğuz METİNER

11.11.2016

  • Website
  • Google+
  • Instagram
  • LinkedIn
  • Email

Nerede hata yaptık?

Her şey bizim içindi. Efendi olmuştuk dünyaya. Her şeyden istifade ediyor, ama karşılığında bir şey vermiyorduk. Biz kimdik? Niçin var edilmiştik? Bütün bunların, bize sunulan hizmetlerin anlamı neydi?

Güneşini doğdurmadığımız, yağmurunu yağdırmadığımız bir dünyaya doğduk.

Gözlerimizi açtığımızda, toprak bizler için binlerce şey sunmuştu ve binlercesine hazırlanıyordu.

Ağaçlar göğe doğru ellerini açmış yağmur dileniyor, dallarında bin bir meyve büyütüyorlardı.

Kuş sürüleri bir yerden bir yerlere uçarken, kanat seslerinden bir senfoni düşüyordu kulaklarımıza.

Taşların üzerinden sekerek ve dağlardan aşağılara doğru dökülerek akan sular denizlere karışıyordu.

Deniz, içinde sakladığı masala kulak verecek ve kıyılarında konuklanacak yolcular bekliyordu.

Börtü-böcek beklenen misafire sunacakları hizmetlere hazırlanıyordu. Yıldızlarla süslenmiş gökyüzü bu hazırlığa şahit oluyor, bin bir ışık oyunuyla o da katılıyordu bu hazırlığa.

İnsan…

Yani biz…

Güneşini doğdurmadığımız, yağmurunu yağdırmadığımız bir dünyaya doğduk.

Gözlerimizi açtığımızda, ihtiyaç duyduğumuz her şey etrafımızda dönüp duruyordu. Güneş bizim için doğuyor, yağmur bizim için yağıyordu.

Kuş sesleri şarkı oluyordu…

Gönlümüz, uzayıp giden bir gökyüzünün ufkunda sonsuzluğa açılıyordu.

Her şey bizim içindi…

Efendi olmuştuk dünyaya…

Her şeyden istifade ediyor, ama karşılığında bir şey vermiyorduk.

Biz kimdik?

Niçin var edilmiştik?

Bütün bunların, bize sunulan hizmetlerin anlamı neydi?

Doğan güneş, yağan yağmur, doğuran toprak, göğe doğru yükselen ağaç, börtü-böcek… ne demek istiyordu bize?

Bu muhteşem düzen, organizasyon anlamsız olabilir miydi?

İnsan tarihi, yani bizim tarihimiz, bu soruların cevabını aramakla ya da aramamakla oluştu.

Soruların ardına düşüp varlığın sırrını, perde arkasında gizlediği mânâyı fark ettiğimizde, bir yabancı olmaktan kurtulduk.

Bizi kuşatan bütün bir varlıkla bir akrabalık hissettik.

Kutsal metinler okuduk; anladık, inandık ve yaşadık… Böyle bir dünyaya niçin gönderildiğimizi, hayatın burada bitmediğini bildik. Yaratılmışların en önemlisi olduğumuzu öğrendik.

Kalbimiz dirildi bu dönemlerde; vicdanın aydınlığında yaşadık…

Bir çiçeğe gülümsedik, bir kelebeğin kanadında dallara konduk. Irmağın çağıltısında, kalbimizin azığı şarkılar dinledik. İçimizdeki ‘kötü’lük sustu içimizde, iyilikler yaptık.

Sonra çok şey yaşandı…

Aradan uzun zamanlar geçti…

İnsana bir haller geldi.

Kendisine ve hayata dair soruları unuttu. Sormaz oldu, “Ben kimim?” diye… Kalbi sustu… Vicdanının ışığı söndü… Aklına güvendi, onu dinledi. ‘Ben’ dedi sürekli. Egosu şişti. Bencilleşti…

Dünyanın merkezine oturttu kendisini. Her şeye sahip olmak, hükmetmek istedi.

Silâhlar geliştirdi.

Kuşları vurdu, ormanlara kıydı, denizleri kirletti, yangınlar çıkardı… Daha çok kazanmak, daha çok büyümek için çalıştı… Bütün bir varlığı kendisine ait kılmak istedi – denizleri, ormanları, gökyüzünü, bütün bir toprağı…

Üstünlüğünü, büyüklüğünü vurguladı devamlı…

Savaşlar çıkardı…

Ülkeleri, coğrafyaları, insanları ateşe attı…

Birçok kavim, birçok renkte insan köleleştirildi, sömürüldü, yok edildi.

Hiroşima’lar, Nagazaki’ler çıktı ortaya.

Dünyanın gözü önünde, bir duvar dibine sığınan çocuk yüzlere, kurşunlar boşaltıldı. Babalar çıldırdı, anneler ağıtlar yaktı.

Varlığın ve hayatın sihri bozuldu, büyüsü kaçtı.

Denge kaosa dönüştü.

Denizin mavisine karanlık düştü. Gökyüzünün sonsuzluğuna korkular bulaştı. Çiçekler yolundu, vahalar da çöle döndü…

İnsan ‘kötü’ye esir oldu…

Nefret, kin, öfke, kavga, açgözlülük bir âfet gibi kıt’aları, ülkeleri kucağına aldı…

‘İyi’den yana durmayı alışkanlık edinmiş toprakları da…

Ne olmuştu?

Eksik kalan neydi ki, insan kaybolmuştu?

Neyi yitirmişti insanlık?

Bu soruların cevabını aramaya koyulanlar, değerlerin çözülüşüyle birlikte yitip giden insanın hikâyesine dikkat çekenler şunu diyorlar:

Her şey insanla anlam kazanıyor. İnsan olmayınca, insan kaybedince anlamsızlık her şeye bulaşıyor…

(Zafer)

Yazıyı Paylaş:

YORUMLAR

    Köşe Yazısına Ait Yorum Bulunmamaktadır....

YORUM YAZIN

  • CAPTCHA security code
  • Yorumu Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Şahıs/Şahıslar’a aittir.